PAYLAŞ

Almanlara kimse fikrini sormadı: Ne Euro’ya geçilirken, ne AB antlaşmaları onaylanırken, ne Cumhurbaşkanı seçilirken, ne de milyonlarca mülteci ülkeye kabul edilirken!

Zira Alman Anayasası’nda federal düzeyde referandum müessesesi mevcut değil. Ancak yerel çapta ve dar çevrede müsade ediliyor. Bunun en önemli gerekçesi ise Weimar Cumhuriyeti döneminde yaşanan olumsuz deneyim. Adolf Hitler’in iktidarını tesis edip güçlendirmesi, 1933 ve 34 yıllarında yapılan halkoylamaları sayesinde mümkün olmuştu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nin anayasası, halkın sadece yasal olarak faaliyet gösteren siyasi paritler arasından dört yılda bir seçim yapmasına izin veriyor. Temsilî demokrasi adı verilen bu sistemde, halk adına kararları da seçilen partiler veriyor.

Boşluğu aşırı sağcılar dolduruyor

Dört yılda bir oy vermekle yetinmek istemeyenlerin ise aktif siyaset yapması gerekiyor. Bunun yolu da mevcut partilerden birine üye olmaktan geçiyor. Eğer var olan partilen hiçbiri kişinin düşünceleriyle tam olarak örtüşmüyorsa, o zaman geriye tek bir seçenek kalıyor: Yeni bir parti ya da halk hareketi kurmak. İşte asıl kritik nokta da burası: Zira aşırı sağcı “Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Yurtsever Avrupalılar” hareketi Pegida ve yine aynı eğilimdeki Almanya için Alternatif (AfD) partisi de mevcut partilerden hoşnut olmayanlar tarafından kuruldu. Örneğin büyük-küçük tüm siyasi partiler, Almanya’nın zor durumdaki mültecileri kabul etmesinin gerekliliği üzerinde hemfikir. Mülteci kabulüne karşı çıkan AfD ise aynı görüşteki seçmenlerin giderek artan oranda desteğini alıyor.

“Daha Fazla Demokrasi“ adlı STK’dan Volker Beck, referandum müessesesinin olması durumunda, bu tür radikal akımların destek bulamayacağını savunuyor ve pek çok siyaset bilimcinin ileri sürdüğü tezi destekliyor. Beck, bunu şöyle gerekçelendiriyor: “Acilen supap işlevi gören bir araca ihtiyacımız var. Böylece hem siyasetçilerin ajandasında yer almayan konular gündeme taşınabilir hem de politikacılar ihtar edilebilir ve yanlış politikalar düzeltilebilir. Bu imkanın olmadığı ülkelerde ise boşluğu hemen aşırı uçlar dolduruyor. Tıpkı Hollanda’da Geert Wilders ya da Fransa’da Marine Le Pen gibi.”

Halka sormak ‘tehlikeli‘ görülüyor!

Halkoylaması sonucu yanlış siyasi kararların uygulanma ihtimali, bazı politikacıları korkutuyor. Örneğin birkaç kez şahit olunan ve mülteci yurtlarında yangın çıktığında, orada toplanan kalabalık grubun buna alkış tutması ya da AfD’nin birer birer eyalet parlamentolarına girmeyi başarması, bu korkuları daha da artırıyor. Özellikle de Hıristiyan Demokrat Birlik partisinin yönetim kademesindeki politikacılarda.

Oysa parti tabanında yapılan bir anketin sonucuna göre, üyelerin neredeyse yüzde 69’u, referandumun parti programına alınmasını istiyor. Partililer, halkın doğrudan katılımının politik sistemi daha da sağlamlaştıracağını belirtiyor. Ancak parti yönetimi, tabanla aynı görüşü paylaşmıyor.

CDU Genel Başkanı ve Başbakan Angela Merkel

CDU Genel Başkanı ve Başbakan Angela Merkel

Kardeş parti Hıristiyan Sosyal Birlik tarafından Bavyera eyaletinde çıkarılan referandum yasası, Eyalet Anayasa Mahkemesi tarafından “Federal Anayasa’ya aykırı olduğu“ gerekçesiyle iptal edildi. Mahkeme kararında, “Aslolan referandumun hükümet tarafından değil, halk tarafından gündeme getirilmesidir“ mesajı verildi. Yeterli sayıda imza toplanması durumda, yerel düzeydeki meseleler için halkoylaması yapmak ise mümkün.

Ancak Bonn Üniversitesi profesörlerinden Frank Decker, genelde referandum talebinin azınlıktaki gruplardan geldiğini, bunların yeterli imza çoğunluğuna ulaşmalarının ise çoğu kez imkansız olduğunu hatırlatıyor.

‘İyi’ ya da ‘kötü’ sonuç var mı?

ABD’de Donald Trump’ın Başkan seçilmesini örnek veren Osnabrück Yüksek Okulu Kamu Hukuku dalı öğretim üyesi Prof. Hermann Heußner,  “Seçime gitmek iyidir, ancak referandum yapmak kötüdür“ şeklinde bir argüman öne sürmenin son derece yanlış olduğunu söylüyor. Gerek seçimde gerekse referandumda her türlü sürpriz sonucun çıkabileceğini vurgulayan Prof. Heußner’e göre önemli olan sandığa ne için gidildiği değil, hangi koşullarda gidildiği. Alman hukukçu, serbest demokratik ortamda adil bir oylama olduğu sürece, halkın önüne seçim ya da referandum sandığı konulmasının farketmeyeceğini kaydediyor. 

Doğrudan demokrasi sayesinde vatandaşların siyasi konulara daha duyarlı olacağını savunan “Daha Fazla Demokrasi“ derneğinden Volker Beck, “Böylece meseleler oldu bittiye getirilemeyecek ve halk da taşın altına elini koyarak daha fazla sorumluluk üstlenecek” diyor.

©Deutsche Welle Türkçe

Wolfgang Dick

Yorumunuzu yazınız