PAYLAŞ

NURAY BAYINDIR

Daha dün İnsandaki bozulmanın farkını koyabilmek için bir ton söze ihtiyaç duyarken, bu gün yaşananlar sorunu kendiliğinden anlatıyor.

 İnsan sürekli gelişim ve değişim süreci içinde olan bir varlıktır. Tabii ki, insan kullanıma sürülen bir tüketim aracı olarak algılanamazsa bu böyledir. Düşünen varlıktır insan.

İnsanın düşünce boyutunu bir yana iterek, sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan bir canlı gibi görüp algıladığınızda onu basit bir yaratık yerine koymuşsunuz demektir.

 İnsanı insan yapan; sahip olduğu aklı yanında dışındaki gerçeklikleri idrak yeteneğidir. İnsanın haber alma ve basın özgürlüğünün engellendiği bir ortamda iyi ki de sosyal medya var ve alabildiğine yaygın, hiç olmazsa dünyada ne olup bittiğinden bir parça da olsa haberdar olabiliyor herkes diye düşünebilirsiniz. Ama burada durmak gerekir. Sosyal medyayı nasıl kullandığınıza bağlı bu durum.

Yaşadığımız akıl tutulması çağında olan bitenlerin insanların büyük çoğunluğu üzerinde nasıl etki yaratıyor? Diye düşündüğünüz olmuştur. Sonuçlar ortada. Dünya nüfusunun büyük kesimi ya olan bitenden habersiz ya da doğru haber alma kanallarından mahrum yaşıyor. Dünyada 4 milyara yakın kişinin akıllı telefon kullandığı bir tarihsel kesitten bahsediyoruz. Akıllı telefon kullanıcılarının sayısı her geçen gün artıyor. Küresel çapta böyle telefonlara rağbet gün geçtikçe büyüyor. Düşünün 7,7 milyar insanın yaşadığı bir dünyada birkaç milyara yakın insanın akıllı telefon kullanması ne demektir?  Zaten sizlerin de bildiği gibi sosyal medya facebook, twitter ve benzeri iletişim araçlarının kullanıcılar üzerinde bağışıklık yarattığı ve toplumda sahte muhalefet kültürü yayarak sisteme karşı birlikte mücadele kanallarını törpülediği muhakkak. Neticede moraliniz daha da bozulabilir.

Ne yazık ki çevremizde tanıdığımız hatta yakın ilişkide olduğumuz insanların pek çoğu dünyada olan bitene karşı seyirci konumunda. Nerede kim ölüyor, kim bitiyor ilgilenmiyorlar. Mesela komşunuzla sohbet ederken savaş atmosferinin insanlar üzerinde yarattığı toplumsal kutuplaşmadan ve kaos ortamının yaydığı korku bulutlarından bahsedersiniz.  Bu söyleme anında onay alırsınız ama,  olan bitene karşı herkesin tepkisini ortaya koyması gerekir dediğinizde anında bir gevşeme ve algı dağınıklığı ile karşı karşıya kalırsınız.

Gelinen toplumsal sürecin sosyal ve siyasal şartları ardında gelişen tepkiler vardır. Bizdeki gibi; iktidar anlayışının etnisiteye sistematik zülmetteği  toplumlarda, ezen ulus mantığına sahip insanlarla ile ötekileştirilen insanlar arasında, zamanla birbirlerine karşı kin ve nefret duyguları gelişir. Toplumda Adalet ve eşitlik kazanılmadıkça bu nefret sürekli varlığını koruyacaktır. Normal şartlarda burada insan vicdanı devreye girmelidir. Girmiyorsa eğer, ya da çok az devredeyse orada insansızlaşma derinleşmiş demektir

Hepimiz çok iyi biliriz ki; İnsan olmanın kalitesi insanlık değerlerinin tehlikeye düşmesi karşısında gösterilen tepkiyle doğru orantılıdır. Burada ‘’bana ne’’cilik gelişiyorsa. ‘’Bana dokunmayan yılan binyıl yaşasın’’ mantığı rağbet görüyorsa o toplum bitmiş demektir. Geçmiş olsun.

İnsan olmanın bir diğer kıstası İçsel dürtülerine karşı davranışlarını kontrol edebilme yeteneğidir. Özellikle sosyal medya kullananların yaptıkları yorumlara baktığımızda kendilerini çoğu zaman farkında olmadan bu dürtülerin motivasyonuna bıraktıklarını görüyoruz.  Ve özellikle futbol takımlarının taraftarlarında görülen fanatizmin önü alınamayan bir çılgınlık boyutunda yaşanması içsel dürtülerin ne kadar kullanılmaya açık ve güçlü dürtüler olduğunu bize anlatır.

Okuyucu; ‘’sözü niye dolandırıp duruyorsun? Asıl örnek başımızdaki belada ona bir baksana adam millete, ülke ekonomisini düze çıkarmak için dolar bozdurun diye her gün takla atarken, kendisi 78 milyon dolara uçak alıyor’’ diyebilir. Sonuna kadar haklısınız.

İnsanın kendi ekonomik gücünü kullanarak çıkarı uğruna başkalarını kullanmasına From: ‘’bu eylem aslında arındırılmış bir yamyamlıktan başka bir şey değildir’’ der.

Ne kadar doğru bir tespit değil mi?

 Piyasa toplumlarında temel özellik insanları birbirlerine karşı çelişki içine sokmaktır. Doğru ile yanlışın iç içe yaşanır hale geldiği bir toplum düzenidir bu ’’düzen’’. O nedenle yalan söylemek pek ayıplanacak, utanılacak bir durum olarak algılanmaz. Hatta sistemin ‘’bekası’’ için gereklidir.

Bu kapitalist sisteme temelden karşı olanlar olarak şu söylenebilir;

 İnsanlar kendilerinden daha güçlü olduğuna inandıkları iktidar sultasına karşı çıktıklarında her türlü kötülüğe maruz kalacaklarını düşünmekten vazgeçtikleri zaman gerçek insanlaşma süreci içine gireceklerdir. Karşı çıkış aynı zamanda tüketim malzemesi olma rolünden de vazgeçmedir. Artık korku çuvala girmiş demektir.

Haklısınız. Doğru söyleyenin değil köyden, dünyadan kovulduğu bir aşamayı yaşıyoruz.

 Ancak bizler bu sistemde gerçekten ayrıcalıklı bir kesimi temsil ediyoruz. Yaşam anlayışımızla, dünyayı ve insanı yorumlayışımızla farklı bir sistem anlayışının insanlarıyız. Her şeyden çok kendimize güveniyoruz.

 O zaman davranışlarımız da farklı olmalı. Ve şayet biz bu ’’düzene’’ rest çektiğimizi iddia ediyorsak farkımızı ortaya koymak durumundayız. Dürüst, doğru ve vicdanlı olmak bu gün başlı başına sistemle karşı karşıya gelmek demektir.

 Bir de unutmamak gerekir ki, teknoloji çağındayız ve bu yalancı sistemde öyle söylenen yalanlar pek gizli kalmıyor. Akıllı telefon kullanıyorsanız ve internete giriyorsanız kendinizi gizlemenize hiç gerek yok zaten.

Uyarıları dikkate almayıp bile oynaya yalanın, yanlışın peşinde koşanlara söylenecek söz yoktur. Bu tür insanlar sizi de kolaylıkla kendi çukurlarına çekip kendilerine benzetmek isterler. Üzerlerine gidişinizden rahatsız olurlar. ‘’ Hangi çağda yasıyor bu’’ der, kıs, kıs gülerler arkanızdan. Samimiyetinizle dalga geçerler. Ancak,  en değerlisinden en değersizine kadar sonuçta her insan başlangıçta masumdur. İç dünyasına girdiğinizde gerçekten insan olarak kalmak ister. Her şeye rağmen, çok iyi bilinir ki:

‘’İnsanın akıl ve sevgi güçlerinin gelişmesine katkıda bulunmayan her davranış, insana zarar verir’’.

Dünya çapında yürürlükte olan piyasa toplumu anlayışı ile insan doğası da kontrol altına alındı. Böylelikle yaşanan insansızlaşma sürecinde ‘’doğaya sevgi ile bakmak, onunla uyum içinde yaşamak yerine onu ezmek ve ona hakim olmak tavrı gözleniyor’’ ve bu durum en baskın eğilim olarak sürece damgasını vuruyor. Çürümeyi hızlandırıyor.

Bugün insan ilişkilerini sinsice yönlendiren bu davranış piyasa ekonomisinin ‘’şefkat kapasitesi’’ ile bozulan insanı resmediyor. Yaşanan örneklerin sürekli kanıtladığı gibi endüstri toplumlarının ‘’al gülüm ver gülüm’’ ilişkisinde duygusal bağa yer yoktur. İnsanlar kendi doğal kimliklerinden öylesine uzaklaştırıldılar ki, kendi acılarını bile tamı tamına yaşayamaz durumdalar.

Çünkü acılar da pazara sürüldü. Sanki acılar onlara yaşamaları için verilmiş ve ömür boyu yaşamaları gerekiyormuş gibi. Kürtlerin yaşadıklarını bir düşünün. Zülmün her türünün bir toplum üzerinde nesiller boyu bir kader gibi yaşatılmaya çalışıldığını düşünün. Aşağılandıklarını, horlandıklarını, siyasal temsilcileri şahsında yok sayıldıklarını, doğal hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarını düşünün. Olanlar hepimizin gözlerinin önünde yaşanıyor. Ve bizler iletişim araçları sayesinde görüyor ve onaylamıyor olmamıza rağmen ve tepki duyan büyük bir çoğunluk olmamıza rağmen elimizden bir şey gelmiyor.

 Yalan ve soygunla iktidar erkini elinde tutanlar sokaklara çıkamayan sesini ve tepkisini ancak sosyal medyada duyurabilen duruşumuzla istesek te istemesek de bu zulüm düzeninin devamına destek sunuyoruz. Tek başına bilgi onu eyleme dönüştüremezsek hiçbir işe yaramaz.

Cezaevlerinin aydın insanlarla doldurulduğu, özgürlük ve barış istemlerinin kanla boğulduğu bir ülkede hiç kimse insanım diye göğsünü gere gere yürüyemez. Yürümemelidir. Evet insan olmak bedel gerektiriyorsa bu bedeli ödeyeceğiz. Sevdiklerimizden özlediklerimizden ayrı kalma pahasına. Sonuç olarak şu söylenebilir:

Gelinen aşamada düşünen insana inadına sahip çıkalım. Farkındalığı geliştirelim, insandaki eksilişin, bozulmanın, yozlaşmanın önüne geçelim. İnsanlarımızın, dostlarımızın ve yoldaşlarımızın kıymetini bilelim…

Kalın sağlıcakla.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız