PAYLAŞ

Kadın hakları kavramı dünyada özellikle 19. yüzyılda önem kazandı. Dünyanın birçok ülkesinde kadınlar oy hakkı elde etmek, erkeklerle eşit olabilmek için mücadele etti ve bedeller ödedi. Türkiye’de de kadın hareketi cumhuriyetin ilanından önce Osmanlı döneminde erkeklerle eşit haklara sahip olmak için çalışmalar yürüttü. Cumhuriyetin ilanından sonra 1923 yılında Nezihe Muhittin ve on üç arkadaşı Mecliste kadınların temsili için Kadınlar Halk Fırkasını kurmak istedi. Fakat fırkanın kuruluş dilekçesine ret yanıtı verildi ve kadınlar Halk Fırkasını Türk Kadınlar Derneğine dönüştürdü. Bu tarihlerden sonra ise Türkiye’de kadınlar 20 Mart 1930’da belediye seçimlerinde seçme hakkı kazandılar. 1933’te Köy Kanunu’nda muhtar seçme ve köy heyetine seçilme hakkı düzenlendi. Milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına ise 5 Aralık 1934’te yapılan anayasa değişikliğiyle kavuştular. 8 Şubat 1935’te ilk defa Meclis seçimlerine katılan kadınlar Mecliste 18 sandalye elde ettiler.

Yüzümüzü bugüne, yani 21. yüzyıl Türkiye’sine çevirdiğimizde ise kadınların Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil hakkı hâlâ yüzde 14. Mecliste en büyük kadın temsiline sahip olan Halkların Demokratik Partisinin (HDP) kadın milletvekilleri, bölge illerindeki kadın belediye eş başkanları ise şu an cezaevinde. İktidar tarafından kadınların iradesi hedef alınırken, seçilmişlik yok sayıldı. Otoritesini, seçilmişleri cezaevine atmakta gören; ilk olarak belediyelerdeki kadın alanlarını kapatmayı hedef alan bir iktidar düzeninde ‘Kadın hakları nerede?’ sorusu akıllara geliyor tabii ki. Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER) Ankara Şube Başkanı Hatice Kapusuz yazısıyla bu soruya cevap veriyor.

Kadınlar Halk Fırkası

KADINLARA SEÇME SEÇİLME HAKKI VERİLDİ Mİ?

Hatice KAPUSUZ
KA.DER Ankara Şube Başkanı

Türkiye’de kadınlar 5 Aralık 1934’te Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile milletvekili seçme seçilme hakkını edindiler.

Bu bilgi ise Türkiye’deki kayıtlara Türkiye, kadınlara seçme ve seçilme hakkını veren ilk ülkedir şeklinde geçti. Oysa hakikat bundan iki noktada ayrılıyordu. İlk nokta kadınların ulusal seçimlerde oy hakkını Yeni Zelanda’da 1893, Avustralya’da 1902, Finlandiya’da 1906 ve Norveç’te 1913’te kazanmalarıydı. Hakikati saptıran diğer önemli nokta ise bu hakkın Türkiye’deki kadın hareketinden ve taleplerinden bağımsız anılmasıydı. Anlatı tarihi yazarken dönemin kadın hareketini görünmezleştirirken, günümüz kadınlarıyla bağını da kopardı. Haliyle tüm övgü ve alkış, dönemin rejimine gitti.

Bunun bilinçli bir tercih olduğunu belirterek başlamak gerekir. Çünkü devletlerin tercihi her zaman öğrenilmiş çaresizliğin yerleşmesi yönündedir. Bu sebeple mücadelelerle kazanılmış hakların tarihleri her zaman gizlenir. Kadınların Türkiye’de temsil hakkı kazanması da bu sebeple o dönem kadın mücadelesi yokmuş gibi sunulur her zaman. Sıklıkla “Kadınlar Türkiye’de mücadele etmeden her şeye sahip oldular” gibi radikallikte cümleler bile duyabilirsiniz analizler içinde. 

Tarih başka şeyler anlatadursun günün sonunda hâlâ 1934 yılında kazanılan temsil hakkının eşit temsil düzeyine yaklaşmaktan fersah fersah uzak olduğunun altını çizmek gerekiyor. Türkiye’deki erkek egemen sistem en görünür ve en güçlü biçimde kendini siyasette var ediyor. Çünkü Meclis bir yasama organı olarak en kritik düzeylerden birini oluşturuyor.

Morla boyalı olanlar kadın milletvekili çıkaran illerEŞİTSİZLİK, SİSTEMİN GARANTİSİ

Mülk paylaşımı, medeni haklar, sosyal haklar, iş düzenlemeleri, bütçe planlamaları gibi birçok karar ve düzenlemenin eşitsiz bir temsille işlemesi sistemin de garantisi. Bu yüzden bu alanın “kadınlara” kaptırılmaması erkek egemen için çok kritik. Bu sebeple Anayasa’da, Seçim Yasası’nda ve partiler kanununda eşit temsili sağlayacak hiçbir düzenleme ve önlem yer almıyor. Haliyle kadınların Mecliste yakaladıkları en yüksek temsil oranı yüzde 17.8 oluyor. Bu oranla birçok şehirde kadınlar temsil edilme şansı bulamıyor bile. 

Yüzde 17.8 temsil hakiki bir kadın sesi ve temsili için oldukça yetersiz. Bu bakımdan yüzde 33’lük kritik eşiğin aşılması kadın sesinin yükselmesi için oldukça önemli. Bunun önemini en çok kadın siyasetçilerin bir aradayken dillendirdikleri ve Meclis kürsüsünde partilerini temsil ederken dillendirdikleri söylemlerin farkından anlıyoruz. Kadın olma paydasında buluşan kadınlar kendi partilerindeki erkek egemen sistem içinde seslerini kaybediyorlar ve bu sisteme teslim oluyorlar.

Bu yüzden bu asimetriyi bozmaya dönük her hamle, eylem ve politika siyasetin erkek egemen yapısını ve uygulamalarını da sarsıyor. Kadınların belediye başkanlığı yaptıkları belediyeler ve kadınların temsil şansı bulduğu şehirlerin sorun öncelikleri ve eylemleri farklılaşıyor. 

Ancak daralan alanlar, otoriter politikalar öncelikle kadınları ve onların özgürlük taleplerini hedef alıyor. Bugün zaten sayıca oldukça az olan belediye başkanı kadınların birçoğu tutuklu. Kadın hareketiyle her zaman yan yana durmuş, gittikleri her yerde kadın perspektifini taşımış kadın vekiller ve kadın siyasetçiler tutuklu. Kadın belediye başkanlarının görevden alındıkları veya tutuklandıkları belediyelerde kadınlara hizmet ve destek veren birimlerin kapatıldığını ve mağdur kadınların tamamen desteksiz bırakıldığını biliyoruz.

EN TEMEL İLKELER VE SÖZLEŞMELER ÇİĞNENDİ

Kadın siyasetçilerin hem yerelde, hem ulusal parlamentoda bu kadar baskı altında olması, tutuklanması ve tehdit altında olmaları son dönemde Meclisten geçen yasalarla birlikte otoriter rejim bakımından daha da anlam kazanıyor. Zira son düzenlemelerle yıllardır gerileyen yasal kazanımlara darbe indirildi ve en temel ilkeler ve sözleşmeler çiğnendi. Hem kadınlar, hem çocuklar için büyük hak kayıpları yaşandı. Bugün muhafazakar eril bir imparatorluk kuruluyor. Bu imparatorluk kadınların özgürlüklerini, yaşamlarını; çocukların ise varoluşlarını, bedensel gelişimlerini bile temelden tehdit ediyor. CEDAW ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin en temel ilkelerinin yok sayıldığı ve Türkiye’nin oldukça rahat ve kontrolsüz bir biçimde sözleşmelere aykırı hareket ettiği bir dönemden geçiyoruz. 

Tecavüzcü, istismarcı fail erkeklerin kayrıldığı yeni sistemde aslında herkes tehdit altında. Her tür eril keyfiliğin korunduğu bu sisteminin tesisi ve işlemesi için yasama düzeyinde de kadınların susması, susturulması ve bastırılması elbette oldukça stratejik öneme sahip. Zira eşitsizlik, adaletsizlik yasalaşıyor; normlar ve ilkeler çiğneniyor. Yasal kötülükle mücadele etmek zorunda kaldığımız bu süreçte her mekanın siyaset mekanı olarak tanımlanması ve her düzeyde hakikati ve eşitliği savunmak belki bugün tek aracımız.

Bugün bu kadar kadın siyasetçi tutukluyken ve yaygın bir baskı sistemi hakim iken 5 Aralık’ı bir kutlama günü olarak anmak mümkün değil. Ancak o dönem temsil hakkı için mücadele eden kadınları ve onların mirasıyla yıllardır her yerde eşitlik mücadelesi veren kadınları sevgi ve saygıyla anıyorum. Mücadeleleri mücadelemizdir! 

SEÇİLMİŞLER TUTUKLU, SEÇİLEN YÖNETİMLER GEÇERSİZ

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) 2014 Yerel  Seçimlerinde 10 il ve 96 ilçede belediyeleri kazanmıştı. Ancak 11 Eylül 2016’dan bu yana toplam 36 DBP’li belediyeye kayyım atandı. OHAL’in ardından başlayan bu süreçte 22 kadın belediye eş başkanı tutuklandı.
4 Kasım gecesi gözaltına alınan HDP Eş Genel Başkanları ve milletvekilleri de bugün tutuklu. Tutuklu 10 vekilin 5’i kadın. HDP Eş Genel Başkanı ve Van Milletvekili Figen Yüksekdağ, HDP Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım, HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan, HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik, HDP Hakkari Milletvekili Selma Irmak şu an cezaevindeyken HDP Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk hakkında ise gözaltı kararı var. 

Son Düzenlenme Tarihi: 04 Aralık 2016 07:13

Yorumunuzu yazınız