PAYLAŞ

Lili CAN

Evde, sokakta, işyerlerinde yaşanan şiddet, kadın-erkek gelir eşitsizliği, yarı zamanlı çalışma, tecavüz ve taciz, mültecilerin yaşadığı sorunlar… Dünyanın tüm kadınları için ortak olan bu sorunlara karşı, yine dünyanın her yerinde kadınların ortak mücadelesi sürüyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla bir çok ülkede kadınlar çeşitli eylemler ve kampanyalarla taleplerini dile getirdi.

İNGİLTERE: KAMU HARCAMALARI AZALDIKÇA ŞİDDET ARTIYOR

Çınar ALTUN

İngiltere’de neredeyse her 4 kadından biri 16 yaşından itibaren şiddet görüyor.
2014-15 yıllarında 943 bin 628 kadın şiddet nedeniyle polise başvurdu, bunların 122 bin 898’i savcılığa sevk edildi, şiddetten mahkum edilenlerin sayısı ise sadece 68 bin 601.
İngiltere’de 1.3 milyon kadının aile içi şiddete uğradığı tahmin ediliyor. Kadınların yüzde 34’ü üniversiteyken cinsel saldırıya uğradığını söylüyor. 2015 yılı verileri de her 3 kadın öğrenciden 1’i kampüste cinsel istismara ya da tacize uğradığını ortaya koyuyor.

TAMPON HALA ‘LÜKS TÜKETİM’

İçişleri Bakanlığının mart ayında açıkladığı 2016-2020 Kadınlara Ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddeti Önleme Stratejisi’ne göre, mültecilere yardım ve konaklama, tecavüz destek merkezleri ve ulusal yardım hatlarına 80 milyon pound ayrılacak. Ancak, kamu hizmetlerinde kesintiye gidilmesi erkeklerden çok kadınları etkileyen bir durum ve kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti önleme servislerinde talep arttıkça devletin bu stratejisi yetersiz kalıyor.
2015 yılında ise hükümet kadın sağlığı ürünlerinden alınan vergilerden alınan yıllık 15 milyon poundu kadın yardım kuruluşlarına aktaracağını açıklamıştı. Ancak, kadınlar esas olarak temel ihtiyaçlarına bu kadar yüksek vergi vermek istemiyor. Örneğin kadınların kullandığı tampon hâlâ ‘lüks tüketim’ olarak görüldüğü için yüksek vergi kesiliyor.

SESSİZLİĞİ KIR!

Bu arada kadınlar, şiddete karşı çeşitli kampanyalar yürütüyor. ‘Everyday Sexism’ (Hergün Cinsiyetçilik) kampanyasıyla, kadın ve kız çocukları gündelik hayatta yaşadıklarını anlatıyor. Bu deneyimler, everydaysexism.com sitesinde yayımlanıyor.
Bazı yerlerde tecavüz kriz merkezleri de, kadınların yaşadıkları cinsel şiddeti polise anlatma deneyimlerini diğer kadınlarla paylaşmaları için #BreakTheSilence (Sessizliği Kır) isimli kısa filmler yapmaya teşvik ediyor. İskoçya Tecavüz Kriz Merkezi ise farklı dillerde hazırladığı videolarla farklı kökenli kadınlara destek sunuyor.

İÇ KANAMAYA YARA BANDI NEYLESİN?

Kadın örgütleri, kesintiler nedeniyle yaşadıkları ekonomik sorunlara rağmen kadın ve kız çocuklarına hizmet vermeye devam ediyor.
Sisters Uncut isimli kadın hakları grubu, 20 Kasım’da kadına yönelik şiddete, şiddete uğrayan azınlıklara verilmesi gereken hizmette yapılan kesintiye dikkat çekmek için London, Newcastle, Glasgow ve Bristol’de 13.00’te köprüleri trafiği kapattı. Başbakan Theresa May’in geçici bir süre aile içi şiddet servisleri için 20 milyon poundluk bir fon verme sözünü, “iç kanamaya yara bandı yapıştırmaya” benzeten kadınlar, kemer sıkma politikalarının özellikle şiddet gören azınlıktakileri daha fazla etkilediğine dikkat çekti. Eyleme katılan siyahi bir kadın, şiddete uğradığında yardım almak için gittiği poliste, teninin renginden dolayı vücudundaki darp izlerinin görünmediği söylenerek aşağılandığını anlattı. Women’s Aid verilerine göre yardım yerine ırkçılıkla karşılaşan yabancı kadınların sayısı eskiye göre artmış durumda. Bir yandan da İngiltere’deki mülteci kamplarında kadın ve çocuklar adeta hapis hayatı yaşıyor.

ALMANYA: HAYIR, HAYIR DEMEKTİR!

Pelin ŞENER

Her 25 Kasım’da belediyelere “Kadına yönelik şiddete hayır- Şiddetsiz özgürce bir yaşam için” yazılı bayraklar asan Terre des Femmes, Almanya’nın birçok şehrinde diğer kadın örgütlerinin de destek verdiği eylemler düzenliyor. Bu eylemlerden en büyüğü bu yıl yine Berlin’de ‘Kapıları açın!’ sloganıyla düzenlendi, şiddete uğrayan kadınlara daha fazla koruma talep edildi. Her yıl Köln’de ‘Geceleri geri istiyoruz!’ sloganıyla geleneksel olarak yapılan eyleme 25 Kasım gecesi pek çok kadın katıldı.
Kasım ayı içerisinde ‘Hayır, hayır demektir!’ yasası geçerli hale geldi. Almanya’da tecavüz ve taciz tanımını genişletme kararı, yılbaşında Köln kentinde yaşanan taciz olaylarının ardından daha fazla gündeme gelmiş,  #NeinHeissNein (Hayır, Hayır Demektir) etiketiyle bir kampanya başlatılmış, eylemler düzenlenmişti. Yasa ile cinsel suçlarda cezalandırma ‘Hayır hayır demektir’ ilkesine göre yapılacak. Almanya’da daha önce cinsel şiddete uğrayan kişinin beyanı esas alınmıyor, bunu kanıtlaması isteniyordu. Şimdi ise saldıranın saldırmadığını kanıtlaması zorunlu hale geldi.

GÖÇMEN KADINLARIN TALEPLERİ

Göçmen Kadınlar Birliği (GKB) olarak bu yıl yine Almanya çapında kadın örgütlerinin birlikte düzenlediği eylemlere katılarak şiddete karşı taleplerimizi dile getirdik. Göçmen Kadınlar Birliğinde 25 Kasım dolayısıyla yaptığımız açıklamada da Almanya’da şiddete uğrayan kadınlara yönelik sığınma evlerinin sayısının ve maddi olanaklarının artırılması, eşten bağımsız oturma ve çalışma hakkı gibi taleplerimizi dile getirdik.
Almanya’da da sığınma evleri yetersiz, şiddete uğrayan kadınlar güvenli barınma hakkına ulaşamıyor. Bu da kadın örgütlerinin önemli talepleri arasında yer alıyor.
GKB olarak Türkiye’de yaşanan gelişmelere karşı tepkilerimizi de dile geçirdiğimiz açıklamada, kadınların ve çocukların yaşamlarına ve bedenlerine yönelik çok yönlü saldırıları protesto ederek, Türkiye‘deki kadınlarla dayanışma içinde olduğumuzu da açıkladık.

İSVİÇRE: ZORLAŞAN ÇALIŞMA KOŞULLARI, ARTAN ŞİDDET

Faili değil cinsel şiddete uğrayanı suçlama, medyanın ve politikacıların cinsiyetçi dili, hukukun eksikliği bu ülkenin de bir sorunu. Sağcı parti SVP sözcülerinden Andrea Geissbühler’in “Saf kadınlar evlerine tanımadıkları erkekler getirdiler ve sonra fikirlerini değiştirdiler” sözlerinden sonra kadınlar #schweizeraufschrei (İsviçre’nin Çığlığı) adlı geniş bir kampanya başlattı.
Federal İstatistik Ofisinin rakamlarına göre, tecavüzcülerin üçte biri hapiste değil. Geçmişe oranla ev içi şiddet vakalarında artış da gözleniyor. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan İsviçre, kadın-erkek gelir eşitliğinde ise sınıfta kalıyor. Eşit ücret yasası var, fakat yine de kadınlar erkeklerden yüzde 20 daha az kazanıyor. 2016 verilerine göre yarı zamanlı çalışma Hollanda’dan sonra en çok İsviçre’de yaygın. Geleneksel olarak, annelik ve ev işlerini de üstlenen İsviçreli kadınlar, yarı zamanlı işleri tercih etmek zorunda kalıyor ve böylece kazançları daha da düşmüş oluyor. Üstelik bu yıl kadınlar için emeklilik yaşı yükseltildi. Kadınlar artık erkekler gibi ancak 65 yaşında emekli olabilecek.
İsviçreli kadınlar tüm bunlara karşı talepleri için sokakta. 8 Mart’ta 10 binden fazla kadın “eşit işe eşit ücret” için eylem yapmıştı. İsviçre’de Ulusal Kadın Günü olan 14 Haziran’da da sokaklara çıktılar. Alman kantonlarında da kadın hakları aktivistleri, sendikalar ve kitle örgütlerinin oluşturduğu bir platform Kadına Yönelik Şiddete Karşı 16 Gün etkinlikleri düzenliyor.
Dikkat çeken bir diğer eylem ise öğrencilerden geldi. Eşitlik Yasası’nın sadece işyerlerindeki tacizi önleyebildiğini, eğitim kurumlarında yaşanan tacizleri önleyebilecek bir yasanın olmadığını dile getiren öğrenci örgütleri “tacizsiz eğitim” kampanyası başlattı.

EKVADOR: GERÇEK EŞİTLİK İÇİN YÜKSELEN TALEPLER

Ekvador’da her 10 kadından 8’i şiddete maruz kalıyor. En çok yerli kadınlar şiddete uğruyor. Afrika kökenli kadınlar, sahil şeridindeki köylü kadınlar ve melez kadınların da şiddete uğrama oranı oldukça yüksek. ‘Femicidio’ (kadın cinayeti) terimi yasalara bile girdiği halde, kadınların yaşadığı şiddet durumunda pek değişiklik olmamış.
Hükümet 2015’te Genç Gebeliğin Önlenmesi ve Aile Planlaması Programı’nı (ENIPLA) başlattı. Katolik bir örgüt olan Opus Dei Üyesi Monica Hernandez programın başına getirildiğinde, okullarda cinsellik eğitiminin verilmesi, sağlık merkezlerinde ücretsiz prezervatif dağıtılması gibi etkinlikler “çok feminist” bulunduğu için sekteye uğratıldı.
Ülkede, sağlık ve sosyal güvenlik hakkı için işçi ücretlerinden yaklaşık yüzde 10’luk bir kesinti yapılıyor. Ev kadınlarının da güya sosyal güvenlik hakkı var; ancak bu hak sadece emekliliği kapsıyor, o da aile gelirinden karşılanırsa… Yani devletin ev kadınlarına sağladığı bir sağlık güvencesi yok, kadınlar kendi çabalarıyla masrafları karşılamak zorunda.
Ekvador’daki kadın hareketi ev kadınlarına ve çalışan kadınlara tam sosyal güvenlik hakkı, yaş sınırı olmaksızın 25 yıl çalışan işçilere emeklilik, kadına yönelik şiddetin son bulması, çalışma hayatında gerçek eşitlik garantisi, üreme hakkına saygı, cinsiyetçi ve ayrımcı uygulamaların son bulmasını talep ediyor.

İSPANYA: YOKSULLUK KADINLARI SAVUNMASIZ BIRAKIYOR

İspanya’da geçtiğimiz yıl 7 Kasım’da on binlerce kadın, şiddete karşı sokaklara dökülmüş, ‘Herkes burada değil, kaybettiklerimiz burada değil!’ sloganıyla yürümüştü. Yaşadıkları yoksulluk yüzünden kendilerine şiddet uygulayanlara mahkum kaldıklarını ifade eden kadınlar, kamu fonlarının kullanılmasını, ayrıca yasalardaki eksikliklerin giderilmesini istemişlerdi. Bu yıl da aynı gün, aynı taleplerle sokaktaydı kadınlar. Bir hafta sonra Sosyalist Parti (PSOE) ve Halk Partisi (PP) 2004’te kabul edilen ‘Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Yasası’nı güçlendirecek yeni önlemler almayı hedefleyen bir tasarı sundu. Yasanın mevcut halinde, bir kadının eşi ya da yakını tarafından uğradığı şiddet ‘toplumsal cinsiyete dayalı şiddet’ sayılıyor, ama şiddeti uygulayan tanımadığı biri ise, yasanın yaptırımı azalıyor. Yeni tasarı, özel mahkemeler kurulmasını ve şiddet suçu işleyenlerin katı cezalar almasını öngörüyor.
2008’de kurulan Eşitlik Bakanlığı, PP Hükümeti tarafından bütçesi kesilerek Sağlık Bakanlığı bünyesine alınmıştı. Kadınlar bu 25 Kasım’da Başbakan Mariano Rajoy’u Eşitlik Bakanlığını tekrar kurmaya çağırdı. Rajoy bu talebe kulak vermediği gibi, şiddeti önlemek için ayrılan fon 2010’da 34.3 milyon avro iken 2016’da 25.2 milyon avroya düşürüldü.

GÜZEL ÖRNEK İSVEÇ: KADININ BEYANI ESASTIR!

Kadın hakları konusunda diğer ülkelere göre daha iyi konumda olan İsveç’te, cinsel istismar olayları ile ilgili kadın örgütlerinin son yıllarda verdiği mücadele meyvesini veriyor. Ekim ayında verilen yasa teklifiyle ‘modern ve eşit bir toplum’ olmak için cinsel istismar yasasının içeriği değiştirilmek isteniyor. Bir bireyin ilişkide rızası olmadığına dair beyanı varsa karşı taraf ceza alabilecek. Yani, yıllardır davalarda kanıt bulmaya zorlanan kadınlarken bu yasa geçerse istismar etmediğine dair kanıt bulmaya çalışan erkekler olacak. Yasada geçen ‘tecavüz’ suçu ‘cinsel istismar’ suçu olarak değiştirilecek. Cinsel taciz kavramı sadece fiziksel cinsel tacizle sınırlı kalmayacak, internette yapılan tacizler de cinsel taciz suçu sayılacak ve ona göre cezalandırılacak. Parlamento partilerinin anlaşmaya vardığı bu teklife, Adalet Bakanı da “Gönülsüz yapılan, istismardır” diyerek destek verdi.
Elbette İsveç’te de kadın-erkek gelir eşitsizliği, toplumsal cinsiyet rollerinin dayatılması, cinsel istismar, şiddet gibi sorunlar yaşanıyor.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız