PAYLAŞ

Mustafa YALÇINER

Fidel Castro’nun ilk savunması böyleydi. Ya da insanlık Castro’yu ilk siyasi-askeri eylemi olan ve başarısızlıkla sonuçlanan Moncado Kışlası Baskını’nın ardından çıkarıldığı mahkemede yaptığı ve bu sözlerle bitirdiği savunmasıyla tanımıştı.

Beraat ettirdi mi tarih Castro’yu?

Yanıt basit: Sonunda Amerika’nın burnunun dibindeki bir ülkede Yankee emperyalizmi tarafından desteklenen -başında Batista’nın bulunduğu- faşist diktatörlüğü deviren ve toprak devrimiyle de tamamlanan bir antiemperyalist devrimin başında onlarca yıl Küba’yı yönetmeyi başardığına göre, beraat ettirmiş demektir.

Tarih; çünkü edilen şu ya da bu güzel ve iddialı laflar ya da politik atıp tutmalarla değil, ama sınıflar arasındaki mücadelelerle ilerler. Sömüren ve sömürülen sınıflar arasındaki mücadele tarihin motorudur. Bu mücadele çeşitli biçimler alabilir ve alır; insanlar kendilerini, kendilerinden önce yaşamış olanların da katkısıyla oluşmuş belirli maddi koşullar içinde bulurlar ve niyet ve amaçları genellikle önemli olmadan yaşamlarını devam ettirmek üzere dünyayı/ toplumları dönüştürmek olan belirli mücadeleleri sürdürürler. Kimi tarihin tekerleğinin döndüğü yönde, kimi tersine, kimiyse ana yönlerden sapma oluşturan farklı yön bileşkeleriyle katılır toplumsal kavgaya. “kahraman” bilinerek tarihe not düşmüş insanlar onlardır ki, amaç ve niyetleriyle, koşulların mümkün kıldığı tarihsel ilerlemeler yönünde mücadele etmekle kalmamış, aynı zamanda bu mücadelenin örgütlenmesi ve başarısında en ileriden katkıda bulunmuşlardır.

Castro, işte, tabii ki Comandante Che Guevara ile birlikte, böylelerinendir.

En başta azim ve kararlılık sembolüdür. Faşist diktatörlüğü ve arkasındaki yön vericisi emperyalist tahakkümü hedef alarak, demokratik antiemperyalist tutum ve eylemini sürekli kılmış; zorluklar karşında ne tutumu ne de eyleminden vazgeçmiştir.

Havana Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitiren Avukat Fidel’in ilk hamlesi, 1953’te etrafına topladığı bir grup arkadaşıyla Moncado Kışlası’nı basmak olmuş.. Başarısız kalmasına karşın kendi eyleminin de katkısıyla faşizme karşı oluşmuş olan demokrasi rüzgarıyla 1955’te serbest bırakılır bırakılmaz bu kez sürgüne gittiği Meksika’da Küba’ya silahlı bir çıkarma yapmak için hazırlanmaya başlamıştır. Sonunda bir yılı fazla aşmayan bir hazırlık yetmiş, ’56 sonunda “Granma”yla Küba topraklarına ayak basılmış, hava saldırısından sağ kalabilen bir avuç devrimci Sierra Maestra’ya ulaşmış ve yaklaşık iki yıl içinde başarıya ulaşarak rejimi devirip iktidar olmuştur.

“Bir avuç devrimcinin iktidarı alması” sonradan “teoriler” oluşturulmasına dayanaklık etmiş ve SB’de iktidarı ele geçiren modern revizyonizmin bozuşturduğu ideolojik-teorik ortamda Kübalı samimi devrimcilerin eyleminden türetilen ve başka samimi devrimcileri etkisi altına alan bu yeni arayışlar ve kaynaklandığı yorum hatalarıyla Küba Devrimi, ’60’larla ’70’lerde üç kıtayı devrimci gerilla savaşlarının sarmasına götürmüştür.

Oysa; Batista rejimi ve dayanaklarının zayıflığı bir yana, Küba Devrimi’nin başarısının nedeni, asıl olarak, Fidel ve arkadaşlarının devrimci eyleminin genel grev ve gösterileriyle sömürülen yığınların mücadelesinin seyrinin yükselmesine yol açan -ülkedeki bütün sınıf ve tabakalarıyla toplumsal yaşamı saran- ulusal krizin doruğuna ulaşmasıyla rezonans halidir. Ki sömürülen yığınların bu yalnızca hak arayışlarıyla sınırlı kalmayan antiemperyalist nitelikli mücadeleci tutumu, devrimci yöneliminden güç aldığı Fidel ve arkadaşlarının antiemperyalizmini de besleyerek, Küba Devrimini günümüze taşıyan temel dinamiği oluşturmuştur. Devrimin başarıya ulaşması kadar, Küba’nın onca emperyalist ablukaya rağmen ayakta kalması da, şüphesiz yalnızca “bir avuç devrimci”nin başarısı olarak görülemez.

Yoksulluk ve işsizlik gibi olumsuz sonuçları ve haksızlık ve adaletsizlikleriyle bu kapitalist-emperyalist dünyanın egemenlerine karşı mücadelesini sürekli kılarak kendisinden önce ölümsüzlüğe ulaşan Che gibi devrimcilerle birlikte Castro’nun da hakkını teslim etmek en başta devrimci komünistlerin boyunlarının borcudur.

“Diğerleri lüks otomobillere binebilsin diye neden bazı insanlar çıplak ayaklarıyla yürümek zorundadır?” diye soran ve “Devrim için savaşmayana komünist denmez” diyen Fidel Castro’nun başarmaya güç yetiremedikleri ve özellikle Sovyet modern revizyonizmiyle ilişkilerindeki hataları “tarih”in onu “beraat ettirmiş” olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir!

Evrensel

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız