PAYLAŞ

ERDOĞAN YALGIN

Toplumsal gereksinimlerde “bir olma“ hali önemlidir. Bir olmak, iri olmaktır. İri olmak ise toplumu diri olmaya, dirence, direnişe, zafere götürür. Alevi inancında direniş; Kerbelâ’da, Yezid’e karşı İmam Hüseyin’le simgelenir. Tarihsel süreci içinde birlikten doğan direniş ruhu; Eba Müslüm’den Pir Sultan‘a, Seyyid Rıza’dan İbrahimler’e, Mazlumlar’a kadar kendisini kesintisiz, niteliksel ve niceliksel bir yükselişe evrilir. Dolayısıyla ezilen, yok sayılan, hakları gaspedilen ve bastırılan toplumların birlik içinde olmaları oldukça önemlidir.

Gelin Alevi inancının felsefesiyle ilintili olan sayıların diliyle konuşalım. Birlik, 1’den doğar. 1’lerin bir araya gelmesiyle 3‘ler, 5‘ler, 7‘ler, 12’ler, 40’lar ve en son kertede ise 72’ler meydana gelir. Alevi süreğinde birlik olma hali, “Vahdet olma halidir. Birlik, Cem’le başlar! Cem, 1’lerin toplamıdır. Fiziki Cem seremonisi, toplumu birlemektir. Alevi literatüründe “Cemi birlemek“ kavramı, bu kaynaktan beslenir. Toplumu birlemek için Pirlere ihtiyaç vardır. Hakikat kapısından geçen Canların toplanması, yani 1’lerin meydana gelmesi, civin, civat olmaya işarettir. İşte bu çismâni durum iriliktir, diriliktir.

Meydana gelen 1’lerin tümü kendi iç dünyalarında Vahdet-i Vücut’tan, Vahdet-i Mevcuda geçişi yaşarlar! Yolun Rêberleri derlerki; Hakikat meydanında “eri erden seçen kördür!“ Belê, doğrudur! Vahdet olunan meydanda toplanan bütün 1’ler candır, dosttur, yoldaştır. Burada erkek kadından, yaşlı çocuktan, zengin fakirden asla ve katâ üstün değildir. 1’in 40 olması, 40’ın da 1 olması işte bu hakikat kapısında belli olur! 72’ye bir nazardan nasıl bakıldığı yine bu marifet meydanda anlaşılır! Yoksaki alegorik kelimelerle, içi boş cümlelerin kemiksiz dilden yuvarlandırılması bu sürekte; ne marifetle ve ne de ki sırrı-hakikatle açıklanacak bir tarafı yoktur.

Son 14 yıldan beri aşama aşama gelen takunyalı, takiyeli bir şer‘i tehlike; artık açıkça kendisini göstermektedir. “Özgürlüğe, Demokrasiye, Laikliğe Evet-Faşizme, Şeriata Hayır!“ sloganıyla Cem olanlardan bazı canlar; Kürtlerden sonra sıranın kendilerine geleceğinin farkındadırlar! Bununla birlikte öyle anlaşılıyor ki, bu tehlikeyi henüz maalesef fam (anlamayan) edemeyen canlarımız da vardır! Bu normaldir! Şayet Alevi felsefesine göre bir davranış sergilenirse bu sorun da aşılır! Öyle ise buradaki görev; ileriyi gören, tehlikenin boyutunu sezen canların omuzlarındadır. Kanaat önderi konumunda olan bu canlarımız, vahdet/birlik gerçekliğine duygusal ve ideolojik yaklaşımlarla bakamazlar!

Bu canlarımız, 72 millete bir nazarla/gözle bakıyorlarsa; 72 milletin birinin de Kürtler olduğunu unutmamalıdırlar! 72’de, Kürtleri çıkarırlarsa, bu sayının 71’e ineceğini, dolayısıyla inancın felsefik ruhuna ters düşeceklerini gözardı etmemelidirler! Kaldı ki bu canlarımızın bazıları, kendilerinin de Kürt olduğu gerçeğini yadsıyabilirler mi? Ne yani Kürdün de Alevisi yok mudur? Bu Kürdün Alevisi, 72 milletten sayılmıyor mu? İnancın felsefik dokusunda inkarcılığın yeri var mıdır!

Bugün Ortadoğu’da, Mezopotamya’nın en kadim halklarından olan mazlum Kürtlerin yaşadığı coğrafya Kerbelâ değilse, “binbirgece masalları“nın bir gülistanı mıdır? Kürtler; son yüz yıldan beri, emperyal güçlerin en acımasız saldırısı altında Hüseynî bir acının içli sızısını yaşamıyorlar mı? Doğrudur; bu kapitalist modern düzende birlik olmak belkide zordur! Lakin Alevi felsefesinde bu zorluk, hükmünü yitirmiştir. Zira yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi cem-i civatlar, Alevi inancının temel bir gereksinimidir. Olmazsa olmazıdır! Burada, hakaniyete dayalı, kardeşlik hukuku temelinde birlik sağlanır. Eğer birlik sağlanmazsa, tarihe bakılmalıdır!

Tarih, günümüzde yaşadığımız bütün toplumsal sorunlarımızın paslı anahtarıdır. Küfeliler tarafından, Kerbelâ’da bir başına bırakılan Hüseyin’in hazin sonu örnek alınmalıdır. Gelin canlar bir olun!

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız