PAYLAŞ

Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacıyla başlatılan “Nöbetçi Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılan gazeteci Nadire Mater ve Özgür Güdem Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya hakkında açılan davanın ilk duruşması bugün İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Hakkında verilen “hükmün açıklanmasının geriye bırakılması” kararını reddettiğini söyleyen Nadire Mater, “Gazeteciyim, yurttaşım. Özgür Gündem’de bir günlük yayın yönetmenliğim tam da benim gazeteci ve yurttaş olarak hayatta durduğum yerle buluşuyor. Çünkü; yurttaş olarak haber alma hakkımın sınırlandırılmasını, gazeteci olarak kendim için ve tüm gazeteciler için haber yapma özgürlüğünün engellenmesini, sınırlandırılmasını kabul etmiyorum” diye konuştu.

Avukat Fikret İlkiz de iddianameyi hazırlayan soruşturma savcısı Murat İnam’ın “FETÖ’ye üyelik, siyasi ve askeri casusluk” gibi iddialarla yargılandığını hatırlatıp, hakkında soruşturma olan bir savcının başka sanıkları soruşturmasının doğru olmadığını söyledi.

Mahkeme heyeti duruşmayı 9 Aralık saat 14.15’e erteledi.


RAGIP DURAN ÇANAKKALE’DE İFADE VERDİ: GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR

Özgür Gündem gazetesi ile dayanışma amacıyla yapılan nöbetçi yayın yönetmenliği davalarında gazeteci Ragıp Duran da Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi’nde ifade verdi.

“Gazetecilik suç değildir” diyen Duran, “Savcının suçlamalarına kesinlikle katılmadığım gibi, İddianamede yer alan suçlamaların yerleşik izan ve insaf kavramlarıyla çeliştiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Duran şunları söyledi:

“1992 yılında yayınlanmaya başlayan Özgür Gündem, muhabirleri, yazarları, dağıtıcıları öldürülmüş bir gazete. Muhalif bir yayın çizgisi var, Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt Meselesine özel bir önem atfediyor. Bir gazetenin Genel Yayın politikaları, kamuoyunda, meslek örgütlerinde, medya kuruluşlarında, iletişim akademilerinde tartışılır, değerlendirilir. Adliye bu tür bir tartışmanın mecrası olamaz. Düşünce, ifade ve basın özgürlüğü, esas olarak sadece devletin, toplumun, adliyenin uygun bulduğu fikir, görüş, yazı, karikatürler için değil, tam aksine devletin, toplumun, adliyenin hemfikir olmadığı, sarsıcı, rahatsız edici, aykırı, yeni fikirler için geçerli ve gereklidir. Fikirler, yazılar, görüşler polis, mahkeme ya da hapishane marifetiyle engellenemez. Fikirler, yazılar ancak karşıt görüşlerle ve zaman içinde hakikatin ortaya çıkmasıyla tekzip edilebilir ya da doğrulanır. Bu gazete, gerek siyasi iktidar gerekse adli mekanizmalar ve gerici, ırkçı çevrelerin yoğun baskı ve saldırısı altında. Bu nedenle, Özgür Gündem’le mesleki dayanışma amacıyla Nöbetçi Eş Genel Yayın Yönetmenliği kampanyası başlatıldığında, tereddüt etmeden, hem mesleki hem de vicdani olarak bu gazete ile dayanışmanın bir görev olduğuna inandım. Geçmişte de, gazeteci olarak, gazete ya da dergiler, meslektaşlarımız yargılandığında, mahkum olduğunda, yayın organları yasaklanıp toplatıldığında, saldırıya uğradığında ya da kapatıldığında da çeşitli dayanışma etkinliklerine katılırız. Zaman gazetesi ya da Samanyolu Televizyonu kapatıldığında, Charlie Hebdo çevirisi nedeniyle Cumhuriyet gazetesi linç edildiğinde, Hürriyet gazetesinin ana binası basıldığında… Gazeteci olarak, geçmiş olsun mesajı göndermek, yazı yazmak, meslektaşlarımızı ziyaret etmek gibi çeşitli dayanışma etkinlikleri gerçekleştiririz. Bu eylemler, sadece doğal değildir, meslek dayanışmasının zorunlu bir gereğidir. Semboliktir. Hukuki bir sorumluluğu yoktur. Özgür Gündem’deki Nöbetçi Eş Genel Yayın Yönetmenliği bu tür bir dayanışma faaliyetidir. Bir tür gazeteciliktir. Gazetecilik de suç değildir. Ben sadece gazetecilik yapıyorum. Ben sadece mağdur bir gazete ile dayanışma içindeyim. Gazetecilik de dayanışma da suç değildir.”

Yorumunuzu yazınız