PAYLAŞ

Tükenmez dergisi yazarlarından M. Ali Çelebi, Mustafa Sütlaş ve İsmail Ağan 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı

İsmail Ağan, savunmasına Paris Komünü ve Rojava arasındaki benzerlikleri teorik olarak ele aldığını belirterek ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesini istedi. Mustafa Sütlaş da, 27 yıl hekimlik yaptığını, bir aktivist olarak Kaymakamlık izniyle sağlık çalışmaları için Kobane’ye gittiğini, dava konusu yazıda gördüklerini yazdığını kaydetti.

Gazeteciliği savundu

M. Ali Çelebi de sözlü ve yazılı savunma yaptı. Çelebi sözlü savunmasında “Demokrasilerin ve demokratik anayasaların ana sütunlarından biri basın özgürlüğüdür. Gazeteci veya yazar sadece görünene ve su yüzeyine bakmaz, fotoğraflamaz, suyun derinliklerine de bakar” dedi. Dava konusu edilen yazısının, IŞİD ve Baas diktatörlüğünün, Kürt, Arap, Ermeni, Türkmen, Asuri ve Süryanilere yönelik dehşet saçan politikalarına dair olduğunu, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

‘Suriye’de olanları konu edinmiştir’

Çelebi yazılı savunmasında da şunları kaydetti: “Dava konusu edilen yazı Suriye’de dehşet saçan IŞİD’in işgali altındaki Gire Spî’de olanlara dairdir. Gire Spî’deki savaştan yola çıkarak Suriye’de olanların fotoğrafı çekilmeye çalışılmıştır. Gire Spî kenti IŞİD işgali altındaydı. Burkan El Fırat güçleri 15-16 Haziran 2015’te IŞİD’i kentten çıkarmıştı. Yazıda kentteki çatışmaları analiz ediyordu.

Basın özgürlüğü vurgusu

Söz konusu analiz basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü çerçevesinde yazılmıştır. Basın ve yazarın görevlerinin, eşitliği referans alıp etnik, din, mezhep, cinsiyet vb hiçbir ayrımı yapmadan olguları, gelişmeleri irdelerken soru sormak, eleştirmek, tahlil etmek, tespitlerde bulunmak, doneleri süzgeçten geçirerek kontrol etmek; sadece görüneni değil görünmeyeni de açığa çıkarmaya çalışmak; söyleyene ve söylenene bakarken ardındaki hakikatleri kamuya aktarmak olduğu evrensel ilkelerdir. Basın, habercilik faaliyeti söylenenler ile pratikler arasındaki ayrımları ortaya koyarak, çelişkileri, yanlışları ve doğruları açığa çıkarır.

Habercilik ve haber-yorumu besleyen araştırma, durum tespiti, eleştiri ve analitik tahlil; toplumsal iletişim hakkının realize edilmesinin temel parametreleridir. Perde gerisine ayna tutmak gazeteciliğin olmazsa olmazlarındandır. Toplumsal ilerleme ve toplumsal barış damarlarının kök salması, ancak önyargılardan arınmış habercilikle, dezenformasyona karşı sosyolojik ve tarihsel hakikatlerin gün ışığına çıkarılmasıyla, kamuya doğru yansıtılmasıyla, objektif bilginin karartılmadan okuyuculara ulaştırılması çabasıyla mümkündür.

‘Haberciliğin inkarıdır’

Olay, gelişme ve olgusal süreçleri verirken misenformasyona başvurulması, yani yanlış sunum, yanlış bilgilendirme, hakikatin tümünü vermek yerine bir kısmı gizleyerek yanlış algı inşa etmeye çalışmak gazeteciliğin temel ilkelerine, iletişim hakkına aykırıdır. Gazeteciden, yazardan, editoryal titizlik yerine, evrensel ilkeler yerine, objektif tutum yerine dezenformasyon ve misenformasyon beklemek gazeteciliğin reddi, haberciliğin inkarı olur.

Tv, gazete, dergiler gibi en yaygın iletişim araçlarında olayların, fikirlerin, düşüncelerin doğru yansıtılması hayatidir. Objektif basın faaliyetlerinin geliştirilmesiyle yanlış bilgi ve sahteliklerin önüne geçilir. Aksi halde gerçeklerin çarpıtılması, yalan-yanlış şeylere bulandırılması, kamuoyundan gizlenmesi uzun vadede toplumsal dokuda tamiri güç hasarlar bırakır. Objektif, perdelerin ardına itilmeyen, hasır altına atılmayan, sansürsüz habercilik aynı zamanda demokrasi arkeolojisinin aydınlatıcısıdır.”

Yazarlar beraatlerini isterken Mahkeme Heyeti duruşmayı 9 Şubat 2017’ye erteledi. Heyet duruşmaya gelmeyen Tükenmez sorumlu yazıişleri müdürü Osman Zorba’nın da zorla getirilmesini kararlaştırdı.

Yorumunuzu yazınız