PAYLAŞ

 

 

Bir ülkede suskunluk suç sayılıyorsa, o ülkede zulüm dağı taşı tutmuş demektir. Eğer bir ülkede zulüm dağı taşı tutmuş iken hala susuluyorsa, o ülkede kıyamet kopmak üzeredir.

Avrupa ülkelerini tanımlarken huzur ve sükûnet kelimeleri en başta gelir. Avrupa’da, -istenilen noktada olmasa da- demokrasiye ait kurumların hala işlediği, hak ihlallerinde hakkınızı arayabildiğiniz mecraların varlığı ve önemlisi bir sonraki seçimde kimin iktidar olacağını belirleme ihtimali toplumsal sükûneti ve mutabakatı var eden önemli kriterlerdir. Buralardaki suskunluk huzurun bir yansımasıdır. Türkiye’deki mevcut suskunluğu ayrı bir kategoride ele almak gerekiyor. Türkiye’deki bu suskunluk hali büyük fırtınalar öncesi yaşanan sessizlik anlarına denk düşüyor. Herkesin birbirini sessiz ve suskun kalmak ile suçlaması ise gelen fırtınanın ne denli büyük bir fırtına olduğu gerçeğini gösteriyor. Bir ülkede suskunluk suç sayılıyorsa, o ülkede zulüm dağı taşı tutmuş demektir. Eğer bir ülkede zulüm dağı taşı tutmuş iken hala susuyorlarsa, o ülkede kıyamet kopmak üzeredir.

Adaletin bekçilerinden üniformalı düşmanlara(!)

Roma İmparatorluğundan bu yana üniformalı yetkililer(polis, asker, yargıç vs.) herkese eşit uzaklıkta ve yakınlıkta, adaletin simgesi bir otorite olarak halk tarafından kabul görmüşlerdir. Bu noktada Türkiye’de demokrasiyi içselleştirmiş toplumsal katmanlarda güvenlik güçleri ile ilgili mevcut algının “Tayyip’in polisi ve askeri” üzerine geliştiğini söylemek yanlış olmaz. Polis ve askerinin sadece üniforma giyinmiş bir düşman(!) olarak görülme algısının yükselmesi finale yaklaştığımızın göstergesidir. Gerici kesim, 15 Temmuz travması ile bu sınırı bir adım daha aşarak, gerektiğinde üniformalıların da katledilebileceğini gösterdiler.

Sonu gelmez bir iç savaş ve çözülme dönemi 

“Tayyip’in polisi ve askeri” algısına paralel olarak, bu sınır diğer toplumsal katmanlarda da aşılırsa, tıpkı Suriye ve Irak örneklerinde olduğu gibi sonu gelmez bir iç savaş ve çözülme süreci içerisine girebiliriz. Sonu gelmez bir süreçten bahsediyorum çünkü Türkiye’de olası bir çatışma durumunda seçim sonuçlarındaki gibi %50’lilerin savaşı olmayacak. Dört-beş ayrı yapının alandaki gelişmeler karşısında zaman zaman bir araya geldikleri zaman zaman ise savaştıkları bir dönem bizi bekliyor.

Ayrıca Türkiye’deki büyüyen tehlikeyi görebilmek için Amerikan’ın vatandaşlarına “Türkiye’yi terk edin” çağrısına sıra gelene kadar birçok emare var. Eğer bugün sıra Cumhuriyet gazetesine gelmişse, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılacak bir operasyon da çok uzak olmasa gerek. Bundan sonra bu suskunluğun bozulmasına Gezi Parkı’ndaki gibi birkaç ağaç mı neden olur yoksa Tunus’taki gibi bir seyyar satıcının kendisini yakması mı veya kanaat önderi olarak saygı gören birilerine yapılacak bir suikast mı bu işi patlatır bilinmez ama sonuçlarının yapılan tahminlerden daha yıkıcı olacağını net bir biçimde söyleyebiliriz.

Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız