PAYLAŞ

Temeli inkar, imha ve asimilasyon üzerine kurulan Cumhuriyet’te geride kalan 93 yılda hiçbir şey değişmediği gibi baskı, korku ve inkar katmerleşerek devam ediyor. Dağılmakta olan Osmanlı devleti bakiyesi üzerine kurulan Türkiye, ilk başlarlarda Anadolu’da bulunan halkların ittifakı ve eşitliği vaadi üzerine kuruldu. Ancak 29 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yapılan Cumhuriyet  ilanından sonra başta ülkenin kurucu unsuru olan Kürtler olmak üzere diğer halklar inkar edilmeye başlandı.

Lozan’dan önce ve sonra

Osmanlı’nın dağılmasından sonra kurulan yeni devlet, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Anlaşması’yla uluslararası garanti altına alınınca Kürtler inkar, imha ve asimilasyon kıskacında eritilmeye çalışıldı. Oysaki 27 Haziran 1920 tarihinde Meclis Başkanı Mustafa Kemal imzası ile El-Cezire Cephesi Komutanı Nihat Paşa’ya gönderilen telgrafta, “Kürtlerin oturdukları yerlerde ise hem iç politikamız hem de dış politikamız açısından tedricen mahallî bir idare kurmayı lüzumlu görmekteyiz” deniliyordu.

Türklük dayatması

17 Şubat 1923 tarihli İzmir İktisat Kongresi’ndeki basın toplantısında Mustafa Kemal, Ahmet Emin Yalman’ın sorusuna verdiği ve sansür edilen yanıtında, “Hangi livanın (bölge) halkı Kürt ise onlar kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir” sözüyle Kürtlerin kurucu unsur olduğu ve muhtariyetleri (özerklik) savunulmuştu. Ancak verilen sözler 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Anlaşması’yla “çiçeği burnunda” Türkiye uluslararası garanti altına alınınca unutulmaya başlandı. 1924 Anayasası’nda ise “üniter devlet yapılanmasının” gereği olarak bütün farklılıklar reddedilerek, Türklük dayatılmaya başlandı.

Soykırım hareketi

Asimilasyonun ilk adımı olan Şark Islahat Planı ile Kürtlere yönelik ciddi bir “varlıksal olarak yok etme” yönelimi gerçekleştirildi. 1925 Şêx Saîd, 1938 Dersim ve devamında gelişen Agirî (Ağrı), Koçgiri, Geliyê Zilan Soykırım hareketlerinden sonra geliştirilen pek çok katliam ile Kürtler imha edilme yoluna gidildi.

İnkara karşı isyan

Bütün imha, inkar ve asimilasyon politikalarına karşı Kürtler ise 1970’lerden sonra “inkara karşı isyan” hareketine yöneldi. Buna da 1980 cuntası ile karşılık verildi. Kürt inkarı, imhası ve soykırımının son temsilcisi ise AKP olmakta. AKP’yle birlikte inkar ve imha politikası resmileştirilirken, özerklik talepleri sınırları da aşan bir oranda Kürtlere karşı savaş gerekçesi yapıldı. Öyle ki AKP dünyanın neresinde Kürtlere ait bir özel yapı görürse ona saldırmaya başladı. Rojava’dan sonra AKP şimdi de Şengal ve Musul’da Kürtlerin varlığını gerekçe göstererek savaş pozisyonuna geçti. 1923’ten 1950’ye kadar CHP, 50’li yıllarda Demokrat Parti, 60’lı ve 70’li yıllarda sol ve sağ koalisyonlar ve sonrasında ise muhafazakar partilerin (ara dönemler olarak da darbe yönetimleri) yönettiği Türkiye’de üzerinde mutabık olunan tek başlık ise Kürt inkarı ve kırımı oldu.

Kenan Kırkaya/Ankara-Diha

 

Yorumunuzu yazınız