PAYLAŞ

Kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışma gösterdikleri için tutuklanan yazar Aslı Erdoğan ve dil bilimci Necmiye Alpay için dayanışma devam ediyor. Aralarında yazar, öğretmen, gazeteci, oyuncu ve birçok meslek gurubundan kadınlar, Aslı ve Necmiye için duygu ve düşüncelerini kaleme aldı. Kadınların yazılarından kısa alıntılar şöyle:

Sevinç Erbulak: Aslı? Dünya bu kadar sessiz olduğu için mi içeridesin? Dünya bu kadar vahşi olduğu için mi içeridesin? Kedileri sever misin? Peki Murakami’yi? Sen sadece tependeki kırlangıca değil hepimize göre dışarıya çıktığın gün tanışıp sarılabilir miyiz dersin? Seni bekliyorum. Seni tanımıyorum. Seni seviyorum.”

Şebnem İşigüzel: “Öyle ya da böyle, yazarlar yerle bir olmuş bu handa kalmaya, yaşamaya devam ediyorlar, edecekler. Üstelik kendilerini içeri atanlardan daha uzun ömürleri olacak. Çünkü kitaplar yazarların ikinci hayatıdır. Herkes gider onlar kalır.”

Ayşe Özlem İnci: “Hangimiz gerçekten bu durumun kendisine dokunmadığından, kendisine dokunmasa bile yakın ya da uzak gelecekte çocuklarının özgürlüklerine- daha da açık konuşmalıyım- hayatlarına kastedilebileceği düşüncesiyle gamsız, tasasız ferah bir hayat sürebileceğini iddia edebilir?”

Amy Spangler: “Doğrusu, içinde bulunduğumuz “normallik”ten hazzetmeyenler olarak “delirme”nin tam zamanıdır derim. Bize takılmaya çalışılan prangalara inat, yaklaşma çabamız devam edecek. Bendeki öteki, ötekideki ben. Sen ve ben ve öteki ve ötekinin ötekisi sarılıp koklaşacağız. Birbirimize sarılarak kendimizi kötülüğe karşı siper edeceğiz. Bizim için “deli” diyecekler, ama sarılarak savaşacağız. Adımız ‘Barış’ olacak, ve biz kazanacağız.”

İsahag Uygar Eskiciyan: “Malumunuz ülkemizde doğruların peşinden delicesine gidip haber yapmak, yazmak çok zor bir iş. Bu işe kollarını sıyıranların çoğunlukla duyduğu tanım ise deli işi’dir. Bu zorluğun farkında olarak girişilen bu uğraşı da kim olursa olsun zalim muktedire, kimden gelirse gelsin hukuksuzluğa, kime dokunacaksa dokunsun haksızlığa karşı durma prensibiyle şekillenen özgür basın sadece gelenek değil aynı zamanda ‘gelecek’tir de!”

Karin Karakaşlı: “Aslı Erdoğan’ı bu denli tehlikeli kılan ne? Okuyanı yerinden şöyle bir sarsan sözünü; tanığı olduğu haksızlığı ifşa için, hakiki olanı paylaşmak için anlatması. Barış teröristliği yapması. Bu yazı yazılırken, 28 belediyeye kayyum atandı. Dil içi çevirisiyle Kürt halkının iradesi bir kez daha yok sayılmaya kalkışıldı. Ama karşısına geçip ezmeye çalıştığınız şeyin varlığını, en çok da o sistematik kötülüğünüz, zulmünüz ele verir. Ve bugün o irade kadar gerçek çok az şey var bu topraklarda.”

Pınar Öğünç: “Havada uçuşan kelimeleri saymak için icat edilmiş bir aygıt olsaydı, 15 Temmuz’dan beri en çok kullanılanlardan biri “demokrasi” olabilirdi mesela. Caddelerin, meydanların, köprülerin, parkların, okulların ismi değişiyor, içinden “demokrasi” geçen tabelalar asılıyor eskilerinin yerine. Onurlandırır gibi ama hürmetsizce, havaalanının “Business Class Lounge”ına dahi “demokrasi kahramanlı” isim veriliyor. Kürsülerde, mikrofonlarda, dillerde hep “demokrasi”. O kelimeleri sayan aygıtın iki ayda en fazla biriktirdiği tamlama da milli birlik ve beraberlik olabilirdi. Bazen noksanlığı en fazla hissedilen neyse diline yapışıyor insanın. Ya da bu seçilmiş bir yöntem. Sanki olmayan söyledikçe gelecek, ismi çağrıldıkça varlığına inanılacak. Bir darbe girişimi sonrası, hakikaten demokrasinin kıymetinin bilindiği, bu fikirle buluşulan, beraberlik hissi yaratılan bir dönem olabilirdi oysa; hukuk devletinden, demokrasiden, birlik duygusundan bu kadar uzaklaşılan bir zaman dilimine dönmeseydi.”

Asuman Susam: “Yazıyı sevmeyen ve ondan korkan, yazan eli kıskanan ve o eli kıran rüyasızdır. Ondandır hayatların Yusuf’un kuyusuna çevrilişi. Derine, ışıksız, mutlak bir sessizliğe gömülmek istenişi. Tecritteki kalemin, karanlıktaki elin ışığı rüyasıdır. O hiç tükenmez.”

 

 

Yorumunuzu yazınız