PAYLAŞ

‘Gelenekselden güncel sanata doğru bir akış yaşandı’

– Tarihi nasıl yazdığımızın ne önemi var?
– Bu sorunun yanıtı belki de nasıl yazdığımızla birlikte neden yazdığımız sorusunun içinde gizli. Aslında her bir tarih, belirli bir geçmişi dil aracılığıyla yeniden ve yeniden kuruyor. Historiyografya ya da tarih yazımı da hem bir disiplin olarak tarihin çalışma prensiplerini ve yöntemlerini inceliyor hem de tarihin tarihini araştırıyor. Sanat tarihi yazımı da aynı şeyi sanat tarihi çerçevesinde yapıyor.
 
“ELEŞTİREL YAKLAŞMAMIZ GEREKEN KAVRAMLAR VAR”

– Yola çıkış amacın o değil ama bir yandan süreli yayınlar bazında Türkiye’de sanat yayıncılığının da yakın tarihteki durumunu görmüş oldun. Nasıl bir resim var orada?

– 1960’lar ve özellikle 1970’ler, Türkiye’de sanat dergiciliği açısından çok verimli olmuş. 1970’lerde, bugün de hâlâ var olan, uzun soluklu, Sanat Dünyamız ve Milliyet Sanat gibi sanat dergilerinin yayımlanmaya başladığını görüyoruz. Elbette görsel kültüre dair onlarca başka dergi de 1970 ile 2010 arasında ortaya çıkıyor fakat bunların bir kısmı devam edemiyor. Yayıncılarının yanı sıra editörlerinin özellikle dergiler üzerindeki etkilerini takip etmek mümkün. Ömer Madra, Uğur Tanyeli veya Enis Batur gibi isimler, özellikle 1980’lerden itibaren birçok derginin kurucu kadrosunda yer alıyor. Kimi zaman editörlüklerini de üstlendiklerini görüyoruz. O durumlarda içerik, isim, yazarlar veya tasarım gibi bir dergiyi ilgilendiren her konuda önemli değişikliklerin bu gibi isimlerin dergilerin kadrosuna katılması veya ayrılmasıyla gerçekleştiğini izliyoruz. Enis Batur’un Sanat Dünyamız ile Uğur Tanyeli’nin ise Arredamento ile ilişkisi bu şekilde tarif edilebilir. Yine Sanat Dünyamız, yıllar içinde geçirdiği değişimler açısından ele alınabilecek ilginç bir örnek. İlk yıllarda geleneksel sanatlara ağırlık verirken önce modern sanata, sonra da çağdaş ve güncel sanata yaklaştığı, yıllar içinde takip edilebiliyor.

– Kitapta, 1970’i bir başlangıç noktası alarak sonrasında, sanat tarihi metinlerini kendi içlerinde belirgin dönemlere ayırmadan inceliyor ve 1970 öncesiyle karşılaştırıyorsun. Gerçekten dikkate değer bir değişim var mı? Kırk yılı tek potada düşünmek mümkün mü? 

– 1970 ile 2010 arası uzun bir zaman aralığı olmasının yanı sıra aynı zamanda modern, çağdaş veya güncel sanata dair tarihsel anlatıların birlikte var olduğu bir dönem. Bizim yaşam biçimlerimiz, konjonktür, toplumsal algımız değişirken metinlerin dili, sanatın ele alınma biçimleri, geçmiş üzerine düşünme biçimlerimiz zaman içinde değişiklik gösteriyor. Kimi zaman bu dönüşümlerin metinler üzerindeki etkisi hızlı kimi zamansa yavaş oluyor. Kimi etnik kimliklerin temsil edilme biçimlerinde görebildiğimiz gibi bazen kapsayıcı da olabiliyor. Avrupa-merkezci bakışın değişiklikler göstermesi kendimize yönelttiğimiz sorularla ilgili ve birçok aktüel olayın yanı sıra sosyal bilimlerle çok yakın dirsek temasının neticelerinden biri gibi görünüyor. Kuşkusuz, kesin bir değişimden veya tek bir nedenden söz etmek mümkün değil. Ancak birçok tarihsel anlatı örneğinin ortaya çıktığını saptayabiliyoruz. Bu örnekleri, dönemlere veya aralarındaki farklılıklara ya da benzerliklere, söylemlerine veya içinden konuştukları kuramsal perspektiflere göre gruplayıp dönemlere ayırmak elbette mümkün olabilir. Ancak bu yöntem, anlatıların etiketlenmesi, sınıflandırılması gibi riskleri beraberinde getirebilir. Genel sanat tarihi yazımı zaten birtakım dönemler üzerinde temelleniyor. Bu durum bizim öteden beri bildiğimiz ve tarihi temel okuma-anlama biçimlerinden birini oluştursa da gelişme ve çizgisel tarih gibi belki eleştirel yaklaşmamız gereken kavramları meydana getiriyor.
 
“METNİ, TEZ DİLİNDEN ÇIKARMAK MEŞAKKATLİYDİ”

– Bu kitap bir doktora tezinin kitaplaşmış hali. Bu yüzden ortaya açıkça konan bir yöntemi ve yaklaşımı var. Tanımları net ve sistematik. Kitaplaşırken de dili çok daha okunaklı ve izlenebilir olmuş. Tezden kitaba neler nasıl değişti?

– Tarih Vakfı Yurt Yayınları’nın yayın listesine baktığımızda, sanat tarihi kitaplarına pek fazla yer verilmediğini görüyoruz. Ekonomik tarih, Cumhuriyet tarihi, işçi sınıfının tarihi gibi hem aslında geniş bir yayın skalası hem de belki daha “ağır” diyebileceğimiz tarihsel geçmişleri konu edinen yayınlar var. Dolayısıyla Tarih Vakfı’nın, sanat tarihine dair olan bu kitabı yayımlaması benim için çok büyük önem taşıyor. Türkiye’de sanat tarihinin tarihine bir eleştirel perspektif daha açan, tarihin okuyup öğrenebileceğimiz bir şey olmasının yanı sıra tartışılabilir olduğu düşüncesini de sanat tarihi üzerinden tekrar dile getiren bir kitap bu. Yayınlandığı ilk günden kitabı gidip Vakıf’tan edinen, başta sanat tarihi olmak üzere farklı disiplinlerden öğrencilerin ve sanat tarihi severlerin varlığını buna bağlıyorum. Sanırım kitap, doktora tezinden öncelikle dil bakımından ayrılıyor. Metni tez dilinden çıkarmak meşakkatli oldu fakat kitabın değerli editörü Derya Önder bana çok yardımcı oldu. Ayrıca yeni sanat tarihi, toplumsal tarih gibi genel sanat tarihinin tarihinin anlatıldığı, tezlerde literatür taraması olarak geçen kısım da kitabın odağını ve akıcılığını korumak amacıyla elediğim bir bölüm oldu.

– Kitaba kaynaklık eden araştırma sürecini de biraz anlatır mısın? Ne kadar emek verdin bu çalışmaya. Tezin kabul edildikten sonra neleri çalışmaya başladın? Kitaba bunlar ne kadar yansıdı?

– Kitaba kaynaklık eden doktora süreci içinde, iki yıla yaklaşan bir zaman arşiv ve kütüphanelerde yürüttüğüm araştırmalarla geçti. Yayınların taranması, metinlerin incelenmesi ve tarihsel anlatıların seçilmesi, çalışmanın kapsamının kesinleştirilmesi ve nihayetinde yazım süreciyle birlikte toplamda beş yıla yayıldı. Bir yılı TÜBİTAK bursuyla İngiltere’de geçirdim, hem araştırmayı devam ettirdiğim hem de kendimi sanat tarihi yazımı alanındaki güncel tartışmaların merkezinde bulduğum bir dönem oldu bu. Çalışmamı Griselda Pollock gibi değerli akademisyenlerle paylaşma fırsatı buldum. Tez tamamlandıktan sonra ise yine çalışmanın sunduğu tarih yazımına dair sorulardan hareket eden yeni bir projeye başladım. Bu çalışmayı British Academy desteğiyle Sussex Üniversitesi’nde yürütüyorum. Yine Türkiye’ye ve aynı tarih aralığına odaklanan bu proje bu sefer feminist sanat tarihleri üzerine eğiliyor. Karşılaşmalar, sanat pratikleri, tanıklıklar ve sanat tarih yazımını karşılaştırmalı olarak inceleyerek yeni bir okuma yapmayı deniyor. Böylece, yalnızca Türkiye’de değil hemen hemen her ülkede karşılaşabileceğimiz tekil kanon ve anlatılardan uzaklaşmaya, farklı sanat tarihlerine ve onların sunduğu yeni zamansal dizilimlere bir fırsat tanımaya çalışıyor.
 
Türkiye’de Sanat Tarihi Yazımı (1970-2010) / Ceren Özpınar / Tarih Vakfı Yurt Yayınları / 216 s.

Yorumunuzu yazınız