PAYLAŞ

Hiwa Aminnejad’ın yeni filmi ‘Analoga Veda’ İran’da yaşayan bir Kürt olan Kak Sait’in hikayesi ile birlikte rejimin baskılarına ve modern hayata karşı suskunluğu tercih eden dengbêjin hikayesini konu alıyor. Yönetmen Aminnejad, filmde modernizmin etkilerine karşı geleneklerine bağlı bir köyü anlatmak istediğini belirtiyor

Rojhilat (Doğu Kürdistan) sinemasının tanınan yönetmenlerinden Hiwa Aminnejad’ın yeni filmi  “Analoga Veda” geçtiğimiz günlerde sona eren 3. Axtamara Wan Film Festivali’nde gösterildi. Çok sayıda Rojhilatlı Kürt yönetmenin yer aldığı festivalde Aminnejad da filmi sonrası söyleşiye katıldı. Söyleşi sonrası görüştüğümüz Aminnejad yeni filmi ve Rojhilat sineması hakkında sorularımızı yanıtladı. Aminnejad, Doğu Kürdistan’ın Sine şehrinde bir köyde geçen filmin, elindeki analog kamera ile köydeki yaşamı kayda almaya çalışan Kak Sait’i konu aldığını ifade etti. Filmde aynı zamanda suskun bir dengbêjin hikayesine de yer verdiğini belirten Aminnejad, dengbêjin suskunluğuyla hem modernliğe hem de otoritelerle içli dışlı olan kesimlere olan tepkiyi anlattığını söyledi. Aminnejad, modern yaşamın hegemonyasına karşı geleneksel köy yaşamının sürdürülmeye çalışıldığı köyü anlatmaya çalıştığının altını çizip filmde modernizm eleştirisi yaptığını da belirtti. İran’da yaşayan bir Kürt olan Kak Sait’in hikayesini anlatarak İran rejiminin kırmızı çizgilerini aştığını sözlerine ekleyen Aminnejad, baskılara rağmen ülkesinde film çekmeye devam edeceğini vurguladı.

Filmin hikayesi nasıl oluştu, gerçek yaşamla olan bağı nedir?

Evet tabii ki, filmde yer alan köyde bir belgesel üzerine çalışırken filmin ana karakteri olan kişiyle tanıştım. Yaptığı işle öylesine ilgiliydi ki bu durum fazlasıyla dikkatimi çekti. Acaba kişi hakkında bir belgesel mi çeksem yani o halini mi yansıtsam, yoksa ondan yola çıkarak bir kurmaca mı yapsam diye düşündüm. Çünkü sinemada gerçek hayatın bir parçası olarak aktardığımız hikaye her zaman daha etkili olmuş, mesaj daha güçlü olmuştur.

Filmde bir dengbêjin suskunluğu var, bu suskunluğun filmdeki anlamı nedir. İran’da, Kürtler kendilerini özgürce ifade edemiyor onun bir metaforik ifadesi midir dengbêjin suskunluğu?

Evet öyle. Senin dediğin gibi bir durum var. Modern hayat daha çok ilgi çekiyor. Ve modern hayata olan ilgi gelenekleri unutmalarına yol açıyor. Kamerada bu filmde modern bir obje olarak karşımıza çıkıyor. Kamera insanların kolayca ulaşabileceği, daha çok ilgi çeken bir şey. Dengbêj de kameradan etkileniyor. Kamera karşısında kilamlarını söylemiyor. Dengbêj, kilamlarını kamera kullanarak kitlelere ilettiğinde dengbêjin dinleyenlerle olan geleneksel ilişkisi ortadan kalkıyor.

Dengbêjin suskunluğu aynı zamanda o kültürün genç kuşaklara aktarılması konusunda çıkmazı da ortaya çıkarmıyor mu?

Gelecek jenerasyona güvenmiyor aslında kendini soyutluyor, biraz hüzünlü ve umutsuz görünüyor. Bu sebeple suskunluk hakim. İnsanlarla konuşmak yerine arılarla konuşuyor. Çünkü biliyor ki insanlar aynı zamanda otorite ile ilişki içinde ve otoritenin bir parçası durumunda. Bunun yanında suskunluğunun içinde çok acı hikayeler var. Ben de filmde aynı zamanda suskunluğun ardında saklı acı hikayeleri yansıtmak istiyorum.

11mananalogaveda2

Kültürün aktarılamaması nasıl bir toplumsal yapının oluşmasına neden olacak?

Elbetteki bir facia ve kaos durumu çıkacak ortaya. Çünkü modernleşme dokunduğu her şeyi tahrip eden sadece yerel olmayan gittikçe evrenselleşen dünyayı küçük bir köy haline dönüştürüp bizi zavallı haline getiren bir olgu artık. Modernleşmeyle birlikte sadece çok güçlü insanlar diğer insanlara bir kimlik verme gücünü elinde bulunduruyor. Kürtler için bundan daha hüzünlü ne olur bilemiyorum doğrusu.

Filmde modernlik olabildiğince kadrajın dışında. Daha çok geleneksel yapıları, geleneksel kültürü izliyoruz. Sadece kamera ve motorsiklet modernlik simgesi..

Şimdi ben motosikleti aslında modernliğin bir sembolü olarak tasavvur etmemiştim. Ben orada keskin modern bir simge olarak göstermek istediğim kameraydı. Modern aygıtların toplumun yaşantısına girerken, toplumu gelecekte nasıl etkisi altına aldığı hakkında bilgiye sahip olmadan kahramanımızın yaptığı gibi geleneksel içgüdülerle hareket ettiğinde ortaya çıkanı göstermektir.

Siz de bir kamera kullanıyorsunuz. Kameranızın toplumsal ve kültürel yapıya olan etkileri konusunda neler söylersiniz?

Şimdi bu aletlerin kullanılmasını ben negatif bir olgu olarak görmüyorum. Bunlar yapıcı ve verimli  kullanıldığında pozitif bir şeyler elde edilebileceğine inanıyorum. Filmde yapmaya çalıştığım da insanların modern aygıtlarla nasıl başa çıktığı, nasıl ilişkilendiklerini göstermek. Gündelik hayatta modern aygıtları kullanmalarına rağmen gelenekleri sürdürebiliyor olma konusunda Japonlar güzel bir örnek. Eğer biz de bu aletlerin bizi yenmesine izin vermeden kullanabilirsek bu başarıdır. En azından şuana kadar kendi halkımın, Kürt halkının durumundan gurur duyuyorum çünkü şimdiye kadar modernite tarafından kuşatılmışlıklarına rağmen kendi kimliklerini, kültürlerini kaybetmedi.

Köy yaşamının yanında şehir yaşamını kısa da olsa izliyoruz. Kamera şehirde çok fazla kalmadan büyük beton binaları gösterip hemen geri dönüyor. Şehirleri olumsuz bir imge olarak mı görüyoruz?

Aslında göstermek istediğim, büyük şehrin köye çok yakın olmasına rağmen köydeki geleneksel yaşamın devam ediyor olması. Çocuklar sık sık şehre gidip orada oynamaya veya bazı eğlencelere katılmayı seviyor ve sonra geri dönüyor. Buna rağmen köyde hayat geleneksel olarak devam ediyoru anlatmak istedim. Her iki tarafı da gösteriyorum.

İran rejiminin Kürtler üzerinde uyguladığı baskıları biliyoruz. Kürtlerin anlatılması hoşlarına gitmiyor. Kürtleri çektiğiniz için kameranız tehdit unsuru olarak görünüyor mu?

Rejimler genelde kendi kırmızı çizgilerini aşmayan kameralarla barışıklar. Yani bu kameralar kırmızı sınırlarını aşmadıkları sürece bir sorun değil rejim için ama aştığı zaman bir tehdit oluşturuyor. Bu bütün dünya için geçerli.

11analogaeda3

Kameranız o kırmızı çizginin neresinde?

Şimdi filmimizin kahramanı Kak Sait, rejimin kırmızı çizgisini aşıyor. İran’da yaşayan bir Kürt’ün filmini çektiğim için ben de kırmızı çizgiyi aşmış oluyorum. İran Kürdistanı’nın hikayesini anlatmaya çalışıyorum. Bir çok İranlı Kürt, film yapanlar var ki rejimin baskılarından kaynaklı Irak, Türkiye gibi ülkelerdeki hikayeleri anlatıyor. Bu bir çeşit oto-sansür. Ama ben, İran Kürtlerinin hikayesini anlatmayı seçtim. Ben İranlı bir Kürt olarak Türkiye’deki ya da Irak’taki Kürtlerin sorunlarını anlatmakta özgürüm ama İran’daki Kürtlerin sorunlarını anlatmakta özgür değilim. Ama ben her şeye karşın İran Kürtleri anlatmayı sürdürüyorum.

 Rejim tarafından herhangi bir baskıya maruz kaldınız mı?

Şimdiye kadar herhangi bir sorunla karşılaşmadım çünkü filmim İran’da gösterilmedi. Zaten film İran’da dağıtıma giren film cinsine de uygun değil.

İran’dan bakıldığında Kuzeyin bugünkü durumunu nasıl görünüyorsunuz?

Kürt sorununun bütün ülkelerde ilgili coğrafyalarda aslında aynı olduğunu düşünüyorum. Mesele Kürtlerin kimliğini kabul edilmemesi onlara farklı kimlikler dayatılmasıdır. Asıl sorun bu.

Axtamara Wan Film Festivali’ne Kürdistan’ın çeşitli parçalarından Kürt sinemacılar paylaşımlarda bulundu. Bununla beraber çeşitli ülkelerden sinemacılar da katıldı. Festivali bölgede ortak bir platform olarak nasıl değerlendiyorsunuz?

Katıldığımız bu festival, uluslararası festival olma potansiyelini taşıyor. Dünyanın çeşitli yerlerinden insanlar geliyor çeşitli sinema insanları ile filmlerimizi paylaşıyoruz, Fikir alışverişinde bulunuyoruz. Eğer yaptığımız filmleri sadece kendimiz izlersek bunun bir anlamı olmaz. O nedenle birbirimizin filmlerini izliyoruz bu kesinlikle çok yararlı bir paylaşım oluyor. Ve biz aynı zamanda dünyada daha fazla barış ve sevgi oluşturma fikrini de paylaşıyoruz. Barışın mümkün olduğuna inanıyorum. Devletler şiddet ve nefreti yaydıklarına göre biz sinemacıların görevi ise sevgiyi ve barışı kurmak.

Kürtler bölünmüş ülkeyi kabul etmiyor

Kürt filmlerinin kaçınılmaz olarak işlediği konulardan biri de sınır. Sınırlarla dört parçaya bölünmüş bir ülke. Film de sınıra yakın bir yerde geçiyor. Sınır imgesinin Kürt filmlerinde sürekli yer almasında ilişkin neler söylersiniz?

Sınırları Kürtler kendileri istemedi kendileri yaratmadı bu yüz sene önce yapılan kirli bir anlaşmadır. Lozan Anlaşması. Fakat aradan o kadar vakit geçmesine rağmen görüyoruz ki Kürtler sınırlarla bölünmüş ülke gerçeğini kabullenmiş durumda değiller. Şimdi ben Irak- sınırına otuz kilometre mesafede doğmuş bir insan olarak bu sınır olgusuna çocukluğumdan beri çok yakınım ama ben yanlız ülkeler arasında değil insanlar arasında çok yakın sınırlar olduğuna inanıyorum. O yüzden insanlığın kendi içinde sınırları var başka insanlarla ilişkilerinde sınırlar var, babamla benim aramda da aile üyeleri arasında da sınırlar olabilir. Sınır burada aslında metafor.

Önder Elaldı

 

 

 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız