PAYLAŞ

HÜSEYİN ŞİMŞEK
@simsekhuseyinn

DİSK Basın-İş, 12 akademisyenin 10 Ekim Ankara katliamının çeşitli medya kuruluşlarında ne şekilde yayınlandığına ilişkin tespitlerinin yer aldığı bir analiz raporu hazırladı. “Medyada 10 Ekim katliamı, televizyon ve gazetelerin habercilikle imtihanı” isimli raporda, farklı yayın politikalarına ait gazete ve televizyonlarda 10 Ekim katliamının ne şekilde haberleştirildiği incelendi.

Çalışmada “Türkiye medyasının barış/savaşla imtihanı: Medyadan 10 Ekim Ankara katliamını nasıl okumalı?” ve “10 Ekim Ankara patlaması örneğiyle bir hükümet/devlet kollama misyoneri olarak Kanal 24” analizlerini hazırlayan Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tezcan Durna, BirGün’e medyada var olan sorunları anlattı.

Sorun ticarileşme

10 Ekim katliamının ardından bir kısım medya kuruluşlarının milli birlik çağrısı yaptığını, Hükümete yakın medya organlarının ise devletin sorumluluğunu görmediğini hatırlatan Durna, “anaakım” olarak adlandırılan medyanın ise katliama ilişkin yeterli düzeyde haber yapamadığını ifade etti.

Medyanın temel meselesinin gazetecilik mesleğinin ticarileşmesi olduğunu anlatan Doç. Dr. Durna, “Ticarileşmeden ve bürokratik yapılanmadan kaynaklı sorunlar medyada göze çarpan önemli sorunlar arasında. Bu sorunlar medyada gazetecilerin istediği gibi haber yapmasının önüne geçiyor” dedi.

Ticarileşmenin yalnızca mülk sahibinin doğrudan denetimini getirmediğini, aynı zamanda satış baskısından, okunma baskısından ve ortalamaya hitap etme baskısından kaynaklı bazı olayların haber değeri taşımasını, bazı olayların ise dışarıda bırakılması halini beraberinde getirdiğini ifade eden Durna, “Gazetecilik zaman ve mekân sıkışması ile ortaya çıkan bir şey. Krizler, çatışmalar, felaketler gibi olaylarda gazeteciler, “Haberi en önce ben vermeliyim” kaygısına sahip. Bu, gazeteciliğin haber kaynağı açısından belirli sınırlarla çevrelenmesi anlamına geliyor. Gazeteci, çatışmalı bir olayı hemen haber yapabilmek için ilk ve en kolay ulaşabileceği haber kaynağına başvurmak zorunda kalıyor. Bu da o konunun geniş çalışılmasının, toplumsal grupların o olay üzerine konuşmasının önüne geçiyor” ifadelerini kullandı.

Medya kadın ölümlerini sıradanlaştırdı

Yalnızca katliamlarda değil, kadına şiddet haberlerinin yazımında da çeşitli kriterlerin olduğunu anlatan Durna, şu şekilde konuştu: “Son zamanlarda kadına yönelik şiddet ve kadın cinayeti çok tartışılmaya başlandı. Fakat görüyoruz ki artık bir kadının herhangi bir sebepten öldürülmesi, sıradan bir olay gibi görülüyor. Polis-adliye muhabirleri, ölümle sonuçlanmayan kadına şiddet haberlerinin yayın organlarında artık yer bulamadığından bahsediyor.”

Bürokrasi zorluyor

“Bürokratik yapılanmalar da medyanın işleyişini etkileyen bir başka durum. Devlet katındaki bürokratik yapılanmaların medya organlarında da örüldüğünü görüyoruz. Polis-adliye muhabirliği, parlamento muhabirliği, yargı muhabirliği, dış haberler muhabirliği, ekonomi muhabirliği gibi alanlar bunun göstergesi. Bu birimler beraberinde haber kaynaklarına bağımlı hale gelmeyi, belirli haber kaynakları ile zorunlu ilişki kurmayı getiriyor. Emekten yana medya organlarında farklı seslerin çıkma ihtimali daha mümkün görünüyor ama anaakıma hitap eden medyanın, örneğin asgari ücretin belli olacağı bir dönemde yapacağı haberde başvuracağı kaynaklar aynıdır.”

birgün

Yorumunuzu yazınız