PAYLAŞ

SEVDA AYDIN

Antalya’nın yerel yönetimlerinin 53 yıl boyunca düzenlediği “Altın Portakal Film Festivali” bu yıl da gerçekleşti. Bir hafta boyunca dünya ve Türkiye sinemasının önemli isimlerinin son örneklerini izlediğimiz festivalin “ana medya sponsorlarına” baksak, her şey şahane görünüyor! Ama bol şaşaanın, kırmızı halıların, büyük sinema perdelerinin, sahneden defalarca yapılan teşekkürlerin, lüks otel odalarının gizlediği, örtmek istediği, gizli olmayan ama açıktan da pek konuşulamayan pek çok yönü vardı festivalin.

Okurlarımız hatırlar; 2 yıl önce aynı festival alanında Reyhan Tuvi’nin belgeseli “cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle festivalden kaldırılmıştı. Bir sonraki yıl ise belgesel yarışması bölümü tümden ortadan kaldırıldı! Sansür eleştirilerini ciddiye almayan ve her eleştiriye duvar ören festival yetkililerinin elinde “kara listeler” olduğunu gördük bu sene. Festivalde olmaması hiçbir şekilde kabul edilemeyecek olan sinema yazarlarını festivale davet etmeyecek kadar kişisel husumete çevirmiş yetkililer tartışmayı. Teyit ettiğim bilgilere göre festival yönetimi 2 yıl önce yaşanan sansür tartışmalarının ardından festivali boykot eden sinema yazarlarını “Başımıza iş açanlar” listesinde tutuyor. Lakin festival yetkililerinin bu tutumu, istenildiği gibi sinemacıların, oyuncuların ve izleyicilerin gözünden de kaçırılamıyor.

Sinema ahalisinden konuştuğum herkes festivalde yaratılan bu durumu oldukça sert eleştiriyor. Kimi yerlerde dile de getiriyorlar ama problemin çıkmaza giren yanını değiştirmek için bu eleştiriler, öneriler yetersiz kalıyor. Festival başkanı Türel  ve ekibi bırakın eleştirilere cevap vermeyi, problemi görmezden gelen ve açıktan sürdürülen bir husumet olarak görüyor. Onlara göre sansür ve sonrasında yaşananlar “Festivali yıpratmaya yönelik birtakım hain planlardan” başka bir şey değil. İki yıl önce nasıl bakıldıysa bugün de aynı noktadan yaklaşıyorlar.

Türkiye sineması bunu ilk defa yaşamıyor kuşkusuz, hatta sansürü, eleştiriye kapalı yetkilileri, siyasi iktidarın ideolojisine göre şekle bürünen festivalleri çok yakından tanıyor.

Festivale giderken aklımda üzerinden iki yıl geçen sansür tartışmasının bugün nasıl görüldüğü, sinemacıların son yılların en büyük sansürün yaratıcıları olan festival ekibiyle ilişkisinin nasıl olduğu sorusu vardı. Eser işletme belgesi dayatmasıyla sansür sopasını elinde tutan festival,  sinema için büyük bir problem. Dolayısıyla bu problem ortada dururken nasıl bir dil tutturulacağı, sinemacı ve festivali idare edenler arasında nasıl bir iş birliğinin olduğu sorusu önemliydi.

Bu soruyu sorduğum bir sinemacı Türkiye sinemasının çıkmazda olduğunu söyledi; “Sansür hep başa belaydı fakat şimdi siyasi süreç bahane edilerek pek çok festival iptal ediliyor. Kültür Bakanlığı barış imzacısı sinemacılara destek vermiyor. Vizyona girebilmek, fazla sayıda kopya ile çıkmak, salonda birkaç hafta kalabilmek büyük sıkıntı. Bütün bunlara karşı bizimkiler ise bir arada durmayı başaramıyor.”

Antalya’da yaşanan ve ardından dalga dalga ülkedeki sinema festivallerine yayılan sansüre karşı uzun çabalarla yan yana gelmiş sinemacıların toplandığı forumlarda da buna benzer görüşler sık sık duyuluyordu. Sansüre Karşı Özgür Sinema Platformu bu süreçte kurulmuştu. Platformun sansüre karşı yaptığı ilk eylemin imzacı sayısı ve katılımcılarının azlığı göz önüne alındığında bu görüş haklı çıkıyor.

Festival/festivaller sansürle anılırken bir diğer çözümsüz sorun da festival iptalleri. Son olarak iptal edilen Malatya Film Festivali’nden bir yönetici Antalya Film Festivali’nin konuğuydu. Yapılması planlanan ve hazırlıkları sonlanmak üzereyken iptal edilmesi kararlaştırılan festival “FETÖ soruşturmaları” nedeniyle iptal edildi. İptal eden siyasi mekanizma kararı alırken festival komitesine danışmazken, kararı açıklamakta da epey yavaş davrandı. Bugün siyasi sebeplerle sergiler, festivaller iptal edilirken, sanatçılar işsiz bırakılırken, sinema programları kanalsız kalırken bu sürecin nasıl devam edeceğini hep beraber göreceğiz.

‘ANTALYA BÖYLE DEĞİLDİ…’

Tüm dünyada sinemanın ve üreteninin fazlasıyla önemsediği yerlerden biri de festivallerdir. Aynı ülkede film yapan pek çok sinemacı buralarda da tanışıyor, dünya sinemasından isimlerle ve filmleriyle buluşma fırsatı yakalıyor, oyuncu ve yönetmenler seyirciyle film sonrası sohbet etme şansını en çok festivallerde yakalıyor.

Ne yazık ki Antalya Film Festivali 2 yıl önce yaşanan sansür tartışmalarının gölgesinden kurtulamamış, başta sinemacıları, sinema yazarlarını, muhalif basını ve yıllarca festivali takip eden Antalyalı izleyiciyi sinemadan, sinemacılardan uzaklaştırmış durumda.
Emekli  bir avukat olan ve 50 yıldır festivali takip eden Antalyalı bir kadın seyirci ile gösterim öncesinde yaptığımız sohbet ise seyircinin festivale ve yerel yönetime neden küstüğünü açıklıyordu. EXPO 2016 Antalya adını taşıyan ve “Antalya için büyük yatırım” olarak sunulan etkinlik alanının büyük bir zeytinlik alanının yıkılmasıyla inşa edildiğini anlatan izleyici, halka danışılmadan başlanan bu inşa öncesinde yapılan eylemlere, imzalara, dilekçelere hiçbir şekilde cevap alamadıklarını da anlattı. “Eskiden konu komşu, çoluk çocuk tüm Antalyalılar festivali beklerdi, filmleri kaçırmazdı. Şimdi insandan uzak bu yerde festival yapıyorlar. Antalya böyle değildi. Eski Antalyamız’ı çok özlüyoruz. Festival de böyle değildi, biz de film festivallerini çok özlüyoruz.” diyor izleyici.

Festivalin kapanış gecesinde ödül alan pek çok sinemacının konuşması “Başkan’a teşekkürlerle” sınırlı kalırken, Menderes Samancılar’ın mültecileri anarak verdiği barış mesajı salonda en çok alkış alan konuşma oldu.

FESTİVALDEN İLGİNÇ GÖRÜNTÜLER…

Bu başlığı taşıyan haberler genelde kırmızı halıdan renkli görüntülerden, “eğlence dolu dakikalar”dan, yerel ve merkezi yöneticilerin bir arada olduğu sahne görüntülerinden oluşur ve aslında okurun da dikkatini çekmez. Benim attığım bu başlık ise kelimenin tam anlamıyla hakkını veriyor. Lafı uzatmadan o ilginç notları alt alta sıralayayım;
* Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve Festival Başkanı Menderes Türel’in “15 Temmuz şehitleri acımız, umudumuz ve gururumuz oldu. Tüm dünya büyük lider nasıl olur anladı. Bu destanı yazan Cumhurbaşkanımız, Başbakan ve tüm siyasi liderlere teşekkür ediyorum” diyerek açtığı festival, sonrasında da sahneye çıkan her yetkilinin de tüm dünyanın gördüğü bu büyük lidere teşekkürlerine boğulan konuşmalarla devam etti.
* Yarışan tüm filmlerin öncesinde Festival Direktörü Elif Dağdeviren’in yetkilileri ve jüri üyelerini teşekkürlere boğan uzun sunuşları, salondaki seyircinin bu özel söylevi artık ezbere bildiğini gösteren yüz ifadeleriyle karşılaşmamıza neden oldu.

AUDREY TAUTOU’YA 15 TEMMUZ SORUSU

* “Amelie” filmiyle dünya çapında hayran kitlesi edinen Fransız Yıldız Audrey Tautou, “Sonsuzluk” filmi ile 53. Uluslararası Antalya Film Festivali’ne konuk oldu. Açılış gecesinde Altın Portakal Onur Ödülü’nün sahibi olan oyuncu, tören öncesinde düzenlenen basın toplantısında bir muhabirin “15 Temmuz darbesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?” sorusuyla karşılaşmış olmanın şaşkınlığını oldukça derinden yaşadı. Tam karşımızdaki masada oturan 40 yaşındaki Audrey Tautou, soruya yanıt vermemek için hayli çabalasa da muhabirin ısrarından kurtulamayarak, şiddetin her türlüsüne karşı olduğunu ve demokrasinin toplumun kültürel düzeyinin, eğitiminin geliştirilmesiyle de mümkün olacağını söyleyerek o anın şokunu atlatmaya çalıştı. “Ama bu benim sorumun yanıtı değil” cümlesiyle Tautou’ya ısrarlı sorusunu yineleyen muhabirin ne cevap istediğini bilmiyoruz, ama Tautou’nun bu soru ve ısrar karşısında yüzünden okunan bıkkın cevabı hepimiz gördük.
Tautou için sürprizlerle tabii ki bunlarla sınırlı değildi. Ödülünü salonda olan Kültür Bakanı, Festival Başkanı ya da orada o an onlarca önemli sinemacının yerine, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’ten aldı! Bu, elbette sinema kariyerinin en önemli olaylarından biri olacaktı!  
* 53. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde bu yıl Audrey Tautou’nun yanı sıra, Harvey Keitel, Hugh Hudson ve Martha Otte gibi yabancı konuklar yer aldı. Son filmi Satıcı ile festivalin Dünya Sinemasından Panaroma bölümüne konuk olan İranlı Yönetmen Asghar Farhadi sinemasına dair yaklaşık 2 saatlik bir master class gerçekleştirdi. Farhadi ile sonrasında yapılmak istenen söyleşiler ise “Farhadi röportaj vermiyor” denilerek geri çevrildi. Gerekçesi ise “Gazetecilerin 15 Temmuz darbesi sorarak politik konulara girmiş olması.” Yandaş medya dışında özellikle sinema yazarlarının ve muhalif basının yabancı konuklara darbe ile ilgili bir soru sormayacağını tahmin etmeyen/edemeyen master class moderatörü Alin Taşçıyan için, Farhadi’nin az evvel sinemasından bahsederken filmlerinin tarihsel sosyolojik, politik, psikolojik pek çok şeyi barındırdığı ve tüm bunların aslında hayatın ta kendisi olduğu, dolayısıyla bir yönetmenin hayatı çok iyi bilmesi gerektiğine yönelik sözleri ne yazık ki kaçırılmış bir detay olmuştu.
* Festival boyunca basın mensuplarının yapmak istediği her röportaja “Ana sponsor Sabah’ın önceliği var” açıklamasıyla festival yönetimi pek çok basın mensubu için aşılması gereken engelin zihni haritasını da ortaya koymuş oldu.
* “15 Temmuz şehitleri” anmasıyla başlayan açılış töreninde “15 Temmuz şehitleriyle” ilgili kısa bir video gösterimi yapıldı. 15 Temmuz gecesi hayatını kaybeden bir askerin şahsında tüm “15 Temmuz şehitlerini selamlayan” ‘Ben Ömer’ adlı film festivalin sonunda Belgesel Film Seçkisi İzleyici Ödülünün sahibi oldu.

evrensel

Yorumunuzu yazınız