PAYLAŞ

Uluslararası Kadın Müzeleri Konferansı, “Kadın Müzeleri: Küresel İletişimin Gelecekteki Formları” başlıklı atölyenin ardından tüm katılımcılara açık düzenlenen forumun ardından son buldu.

İstanbul Kadın Müzesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve İletişim Fakültesi’nin ortak çalışmasıyla Salt Galata’da düzenlenen Uluslararası Kadın Müzeleri Konferansı üçüncü günü, İstanbul’da 80’li yıllarda 8 Mart kadın çalışmaları sonucu ortaya çıkan Geçici Modern Kadın Müzesi’nin belgesel gösterimi ile başladı. Moderatörlüğünü Nazan Haydari’nin yaptığı “Kadın Müzeleri: Küresel İletişimin Gelecekteki Formları” başlıklı atölyede Maria Perstedt, Sigrid Prader, Catherine M. King ve Ashley E. Remer konuşmacı olarak katıldı.

Eylem planı için dört öneri

Dün konuşulan konu başlıklarını özetleyen Nazan Haydari, dayanışma, katılım, görünürlük ve kaynak yaratma olmak üzere dört konu üzerinden daha somut örneklerle eylem planı oluşturulması için öneride bulundu. Şiddetin araç haline gelebileceğini dile getiren Haydari, “Uluslararası bağları güçlendirmek, imge konusu. İmgeler kullanmak ve bunları nasıl kullanacağımız konusu çıkıyor” dedi.

‘Farklılıklara saygı duyulmalı’

Haydari’nin sunduğu öneri başlıklarından “dayanışma” üzerine söz alan Sigrid Prader, farklılıklara saygı duyarak birlikte çalışılması gerektiğini ifade etti. Geleneksel müzelerle diyalogu arttırıp, onları da toplumsal cinsiyet konusunda duyarlı hale getirilmesi gerektiğinin altını çizen Prader, “Milano Kadın Müzesi’nin önem verdiği şey, bütün kadınlarla çalışıyor olması. Birkaç yıl önce bir milyon kadın, hükümet karşıtı eylemleri için sokağa döküldü. Protestonun anlatmak istediği temel hedef kadın bedeninden ibaret olmadığıydı. Bu gibi benzer kadın örgütleri ile çalışıyoruz” diye konuştu. Kaynak bulmanın bütün müzelerin problemi olduğunu hatta kadınların temel problemi olduğunu vurgulayan Prader, bu işi çok az bütçeyle yaptıklarını kaydetti.

‘Kadın ağları kurabiliriz’

İletişim aracı olarak ne gibi şeyler yapabileceklerini düşündüklerini kaydeden Catherine M. King ise, “Kadın ağları kurabiliriz. Bizim için ilk soru her zaman şu: Oradaki kadınlara yardım edecek şey nedir? Uluslararası beyanat da bulunurken, ilk sorduğumuz şey bu. Sizin durumunuz için nasıl yardımcı olabiliriz? Bazen de sahne arkasında bunu yapmak gerekiyor. Oraya özgü durumlar neyse ona göre kadınların isteklerine göre hareket etmek gerekiyor” diye belirtti.

‘Kadınlar devlet erkine karşıda mücadele içinde olacak’

Panelin ardından soru-cevap kısmında söz alan Nevin Soylukaya, müzelerin oluşma biçiminin birbirinden haberdar olma ve dayanışma açısından önemli olduğunu ifade ederek, şunları belirtti:

“Diyarbakır’ın Sur ilçesinde Eylül ayının başında başlayan çatışmalardan sonra 5 mahalle abluka altında. Koca bir şehir, tarih yıkılıyor. Belediye olarak kurduğumuz Diyarbakır Kent Müzesi var. Yoğun çatışmaların yaşandığı yerde müzemizde bulunanları korumak için başka bir çalışma içerisinde bulduk kendimizi. Sergimizi tarihi bir yerde kurmuştuk. Tarihi yapılar yıkılıyordu. Yasakta kapıları kırılarak müzenin içine girildiğini gördük. Diyarbakır’ın farklı durumu da bu. Kadın müzesi için kadının geleceğini, dayanışmasını anlatmaya çalışan müze kuracaksak bu daha riskli bir durumda. Kadın hareketi olarak çalışmalarımız devletin baskısıyla karşı karşıya. Kadın müzelerinin dayanışmasını buradan doğru vurgulamak istedim. Bu müzeyi korumak sadece Diyarbakırlı kadınların değil tüm kadınların koruması altında olmalı. Kadın müzelerinin birbiriyle örgütlenebileceği, işbirliği yapabileceği, zaman zaman bir araya gelebileceği bir ağ kurulması gerektiğini düşünüyorum.”

Panel ve tüm katılımcılara açık düzenlenen forumun ardından konferans, Folia Chorale Korosu’nun dinletisi ile son buldu.

(yk/sd)

Yorumunuzu yazınız