PAYLAŞ

Sevgili Okur ve Sevgili Gençler;

Yukarda yazdığım sorunlar, sorunlar, sorunlar…

Tüm bunlar sorulmalı, sorgulanmalı. Elbette benim de yaptığım söyleşiler, çalışmalar bunları da kapsıyor.

Ama bunların tümü gördüğünüz gibi kurumların üstesinden gelebilecekleri bilimsel araştırmaların da desteklenmesi gereken, çok yoğun çalışma ve çabalarla mümkün olabilecek sorular-sorunlar.

Bizlerde bilimsel çalışmaların çok yetersiz olduğu anlaşılıyor. Kendimiz ortaya koyduk, kendimiz yanıtlayalım. Alevilik Bektaşilik konusunda gençlerimizin de önünün açılmasını sağlayacak çalışların bir kısmı bilimsel çalışmalardan geçmektedir. Bilim kurumlarının kurulmaması, bu konuda çalışacak yeterli insanın olmaması kısır döngüyü doğurmaktadır.

Bugün Türkiye’de Alevisiyle Sünnisiyle; milyonlarca insanın kafalarında binlerce sorusunun olduğuna inanıyorum. Bunların önemli bir kısmının cevaplandırılamadığına da inanıyorum. Geçmişi anlamak, bugünü kavramak ve geleceği inşa etmek, olası gelişmeleri tahmin etmek toplumsal yaşamımıza rahatlık katacaktır. Bu bir zorunluluktur. Bu toplumsal bir görevdir.

Bu aslında ülkemizi yönetenlerin durup düşünecekleri, durup düşünmeleri gereken bir büyük yaradır.

Ama bu konuda o kadar yetersiz kalınmış ki!

Düşünün milyonlarla ifade edilen bir büyük kitle var.

Bunların kendilerine ait gelenekleri, görenekleri, inançları, kültürleri, töreleri, ziyaret makamları, önemli günleri, önderleri, kitapları vb. var…

Devlet olarak siz bunları 90 yıldır ihmal etmişsiniz.

Daha doğrusu yok saymışsınız…

Selçuklu ve Osmanlı dönemleri ayrı diyelim… Onların yaptıkları, yapamadıkları sebep oldukları problemler bambaşka, o zaten başlı başına bir araştırma konusu…

Peki, Türkiye Cumhuriyeti, cumhuriyet tarihi boyunca, yani şurada yakın tarihten bahsediyoruz, Alevilik Bektaşilik konusunda neler yapmıştır?

Hemen hiç bir şey yapmamıştır.

Neler yapmamıştır?

Milyonların milyonlarca dünyasını yok saymıştır. Cemi yok saymıştır, dedeyi yok saymıştır, Pir Sultan’ı yok saymıştır, Hacı Bektaş’ı yok saymıştı, Muharremi yok saymıştır…

Kısacası Aleviliğin Bektaşiliğin neyini kabul etmiştir ki?!

Evet… Evet… Yavaş yavaş bazı şeyler değişiyor. Doğru. Kaplumbağa hızıyla değişiyor. Dünya almış başını nereye gidiyor.

Bu aynen Baba Mondi (Edmond Brahimaj) Dedebaba’nın, Makedonya Harabati Baba Dergâhı’nı işgal eden barbar sürü karşısında on yıldır sürdürülen mücadelede söylediği sözü hatırlatıyor “yavaş yavaş” işler düzelecek!

İyi o halde yavaş, yavaş düzelsin bakalım, nasıl düzelecek bu işler!

Siyaset, ticaret ve gösteri merakında; Aleviliğin Bektaşiliğin mücadele ettiği en önemli mesele olan “insan sıfatına bürünebilmek, gerçek bir insan olabilme” yolunda aşılması gereken ilk aşama “benlik” hırkası sırtlarında yepyeni duran Alevi Bektaşi kurum kuruluş başkanlarıyla, halen post kavgası veren sözde Alevi Dedeleriyle, Bektaşi babalarıyla, üç dize şiir yazıp, saz çalarak ozan olduğunu sanan bugünün Alevi ozanlarla, büyük buluş peşinde ulema yazarlarıyla; bu meseleler yavaş, yavaş çözülür!

İktidarla, siyasi partiler kendi Alevilerini türetir, kendi Aleviliklerin yaratır ve yaşatırlar!

Nice, neye hizmet verdiği belli olmayan yeni yeni dernekler, yeni vakıflar kurulur!

Onların kafasına göre işler yavaş yavaş düzeleri…

Herkes kendi menfaatinin peşindeyken bu işler düzelecekmiş!

Gel de inan…

Düzelecek ama gelin görün ki sevgili okurlar; yukarıdaki meselelerle ilgilenecek Alevi Bektaşi dünyasının tek bir araştırma ve inceleme merkezi yok!

Alevilerin Bektaşilerin aklı başında akademisyenler başta olmak üzere düşünen beyinleri bir araya getirecek bir araştırma – inceleme – strateji merkezleri halen yok!

Tüm yazar, araştırmacı, bilim insanı, kurum başkanları, dedeler, babalar, ozanlar ve bu konudaki tüm aktörler nedense bence en önemli ve gerekli olan bu yapının önemini “ağız dalaşına” dönüştürdükleri toplantılarda bir türlü ciddi bir şekilde gündeme getirmezler.

Getiremezler de çünkü onların tümünün amacı, hesabı, çıkarı başka başkadır.

Bu sözlerim çok kırıcı, haddini aşan sözler olarak dile getiriliyor.

Peki, yalan mı tüm bunlar?

Aleviler kendi içlerinde veya birbirlerine karşı verdikleri basit sözde mücadelelerle, siyasilerin kuyruğuna takılmakla, 30 yıllarını kaybetmediler mi?

Tüm bunların sonunda ne elde edildi?

Tüm bu zaman kayıpları çoğunlukla bencillikten, çıkar hesaplarından, basit meselelerden kaynaklanmadı mı?

Küçük olsun, benim olsun mantığıyla hareket eden kurum başkanları kendi yerlerini korumak adına Aleviliğin Bektaşiliğin en güzel altın yıllarını yok etmediler mi?

Üç kuruşluk akıllarıyla, kendilerinden başka kimseyi tanımayan, hemen hemen hepsi birbirini küçümseyen, tam anlamıyla cahiller sürüsü, görevlendirilmiş ilkel beyinli bencil, beyinsiz bürokrat kafalı ve tipli menfaatçiler tarafından otuz yıldır bu kurumların tüm verimlilikleri yok edilmedi mi?

Her eleştirimizde öne sürülen ama çok şeylerde yapıldı, bunları yok sayamazsınız, esas bencil sizsiniz diyenler de var. İyi de bu konudaki bazı başarılar acaba tarihsel sürecin işlemesi ve ülkenin geldiği aşamadan dolayı değil mi? Bu konuda çok yetersiz de olsa siyasilerin, belediyelerin, çoğunlukla Sünni kökenli aydınların büyük emeği yok mu?

Neden herkes hemen hiç katkıları olmadığı halde başarıları sahiplenmek istiyor?

Neden kimse kendini eleştirmekten bu kadar kaçınıyor, öz eleştiriden bu kadar iğreniyor?

Neden Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşlarının başkanları, dedeler, babalar, ozanlar, sanatçılar, yazarlar, sözde bilim insanları en ufak eleştiride küsüyor, eleştirenleri düşman ilan ediyorlar?

Hani eksiklikleri dile getirmek, yanlışları dile getirmek en büyük erdemlerdi?

Niçin kimse yanlışı, hatayı kendi üstüne almıyor?

Neden insanlar bu konuda gerçek sorumlular; tüm yanlışları, hataları, eksiklikleri, bencillikleri hep bir başkasının sırtına atarak kurtuluyor, sözde kendini kandırıyor?

Elde edilenler bir başarıdır, bunlar bir aşamadır. İyi güzel. Neden yapılabilecekken yapılanmayanlar dile getirilmiyor?

Hep kendimizi övüp avunacak mıyız?

Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşlarının sözde arada sırada bir araya gelmeleri, sözde üç günlük ömrü olan birliktelikler…

Ben 25 yılda ne sözde toplantılar, ne sözde bir araya gelmeler gördüm, nelere tanık oldum, bir yazsam sonu gelmez.

Dostlar alış verişte görsün… Sormazlar mı adama; “Eniştem beni niye öptü?” diye…

Bundan öte gidemiyor, Alevi kurumlarının bir araya gelmeleri…

Ne sorunları tüm ciddiyetiyle ele alacak, ne de bunları çözmek isteyen bir kitle var. Çünkü irade yok. Çünkü buna inanan bir kitle yok.

Sözde Alevi Bektaşi kurumları, sözde başkanlar, sözde dedeler, hiç bir şeye karışmayan kendi hallerinde yaşayan sözde Bektaşi babaları, sözde ozanlar, sözde yazarlar, akademisyenler, sazını çalıp geçimini sürdürmek yolunda giden sözde Alevi sanatçılar…

Herkes kendi menfaati peşinde.

Aleviler Bektaşiler size gerçekten düşünen kimse yok!

Bunu böyle bilin.

Ben sadece gençlerimize üzülüyorum. Bu insanlara bakıp umutlanan gençleri düşünüyorum. Ben de onlardan birisiydim çünkü. 25 yıl boyunca umduğum dağlara kar yağdı. Birçok insanın iğrenç yüzlerin görmek beni her şeyden soğuttu.

Ben umutsuz değilim, asla da olmadım, olamam da, ben yaşayan bir canlıyım. Umutsuzluk bizde yok… İnancımızda, kültürümüzde, felsefemizde, hayat anlayışımızda yok…

Sadece Gençlere şunu söylemek istiyorum; dedeleri, babaları, ozanları, yazarları, dernek başkanlarını çok fazla önemsedim, bu konuda bende kontrolsüz bir güven, benzersiz bir aşk vardı…

Ama bu konuda yanıldığımı gördüm.

Siz aynı hataya düşmeyin…

Onlardan çok şey öğrendim, onlardan çok etkilendim ama her şey onlarda bitmiyor…

Gençlere de biraz görev vermek lazım… Gençlerin biraz daha inisiyatif almaları gerekiyor.

Yazdıklarım bir çelişkiler yumağa olarak değerlendirilmesin.

İçimden gelen doğruları yazdım. Bizler gençlere bir şey veremiyoruz ama onlardan bu sefer bir şeyler istiyoruz.

Bu nasıl olur? Denebilir. Bu doğrudur. Dünya kurulalı beri böyle değil miydi? Bu benim çelişki gibi görünen yazım bir gerçeği tekrar hatırlatmıyor mu?

Biz size bir şey veremedik ama sizin yapmanız gereken çok büyük görevler var!

Siz ne olur onları yapın!

Her koşul altında bunları yapmaktan geri durmayın!

Evet…

Gülümseyenler olabilir ama aynen de öyledir.

Peki, gençler de şu soru ve sorun olabilir. İyi güzel de Ayhan Bey, sizin yaşınız 45 olmuş… Siz de her ne kadar genç ve yakışıklı (!) görünseniz de, gençler dediğinize göre daha genç yaşta olanları kastediyor olmalısınız?

Elbette canlarım. Yunanistan’daki, Kanada’daki başbakanın yaşına bakarsanız, elbette bunu kastettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

İyi güzel de, bu kadar sorunlar, çelişkiler, siz de biraz bizim moralimizi bozdunuz, daha önceki yazılarınızdan da size tanıyoruz, biliyoruz.

Sizin başınıza neler gelmiş, istediklerinizi tam yapamamışsınız.

Siz yapamadıysanız bizler nasıl yapalım?

Gençler bana şimdi soru soruyorlar, haklı olarak.

Ha…

Canlarım, güzellerim, yakışıklılarım, yürekleri insan sevgisiyle, doğa sevgisiyle dolu, kimseyi inancından, görüşlerinden, kanaatlerinden dolayı birbirinden ayırmayan hümanist, çağımızın melekleri…

Ben bir örneğim. Herkes benim gibi olacak değil ya. Benim gibi birçok olumsuzluğu yaşayıp bu kadar egoist bencil insanların duvarlarını aşmak zorunda değilsiniz ki öyle umuyorum, benim kadar şanssız olamazsınız, her konuda olduğu gibi bu konuda da ben bir istisnayım!

Şimdi gelgelelim sadede…

Sevgili gençler; bilmiyorsanız öğreneceksiniz. Öğrenmeden asla ve asla olmaz. Uğur Mumcu’nun altın harflerle yazılacak sözünde olduğu gibi “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi” asla olmayacaksınız.

İlk önce bilgi sahibi olacağız. Bunu için de ilk önce; Okuyacaksınız. Çok, çok, çok okuyacaksınız. Her konuda olduğu gibi ilgilendiğiniz, uğraş vermek istediğiniz alanda da çok okuyacaksınız.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da kararlı olacaksınız.

Nasıl ki hayatınıza yön veren ilkeleriniz var, olmalı bu konuda da İlkeleriniz olacak ve o ilkelerden taviz vermeyeceksiniz.

Yılgın, bezgin olmayacaksınız.

Kendi kendinizi sürekli sorgulayıp en doğru kararları siz kendiniz vereceksiniz.

Evrensel doğrular size yol gösterecektir ama kendi doğrularınızı bulup onların izinden gideceksiniz. Başta benim yaptığım ve çok yararlandığım gibi,  insanları çok, çok iyi dinleyeceksiniz.

İnsanları çok iyi dinleyeceksiniz ama insanların her söylediği şeyi ve verdikleri kararları değil, doğruların ve içinizdeki evrensel insanlığın sesini yani vicdanınızın sesini dinleyerek kendi doğrularınızı bulup, kendi kararlarınızı vereceksiniz.

Asla ve asla başka ilkel düşüncelilerin düştükleri hatalara düşüp insanlarımızı; Alevi, Sünni, Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Çerkes, Boşnak, Rumelili, Kafkaslı, İnançlı, İnançsız, Türbanlı, Türbansız, Sağcı, Solcu vb. diye ayırmayacaksın.

Tüm insanları bir, eşit ve beraber göreceksiniz.

Her şeyden önce sevgili gençler;

Tüm dünyayı, ebetteki içinde yaşadığımız kâinatın bir mucizesi olan, yüce Yaratanın en büyük armağanı olan dünya dediğiz yerküreyi çok seveceğiz.

Sizler sevgili gençler bu iletişim çağında, teknoloji çağında, televizyonda bilimsel programların, araştırma programlarının, belgesellerin tüm çıplaklığı, canlılığı ve gerçekliğiyle artık ortaya koydukları, yazılan, milyonlarca fotoğrafta gözler önüne serilen dünyanın gerçekleriyle besleneceksiniz.

Akıl almaz güzellikleri, akıl almaz eşitsizlikleri, akıl almaz haksızlıklarıyla “bir cennet ve bir cehennem olan” bu dünyayı hem sevecek, hem de her türlü bilgisine erişecek, her şeyiyle bu dünyayı araştıracak, sizin de onun bir parçası olduğunuzu unutmayacaksınız.

Ayağınızı bastığınız toprağı ve bu toprağın tarihini, kültürünü, üzerindeki bitki örtüsüne, çiçek çeşitlerine kadar çok iyi öğreneceksiniz.

Tarihinizi, köklerinizi inkâr etmeyecek, onları sevecek, onların sizin en büyük zenginlik kaynaklarınız olduğunu hiç bir zaman aklınızdan ve gönlünüzden çıkarmayacaksınız.

Dilimizi arı, duru, akıcı bir şekilde öğreneksiniz, en güzel şekilde konuşacaksınız.

Dünyanın en büyük şiir-şair potansiyellerinden birisini barından Türkiye’de şiir okumamak en büyük cehalettir bana göre. Şiir okuyan insan hoşgörülü insandır. Bu da bu toprakların gerçek kurtuluşudur, zaten özünde olan varlığıdır. Her gün ama her gün şiir okuyacaksınız. Türkiye’de yetişmiş bütün ozanların şiirlerini okumayı kendinize büyük bir hedef haline getireceksiniz.

Dünyanın bütün müziklerini dinleyip kendi ruhunuza, kalbinize, beyninize en uygun müziği dinlemeye devam ederken, benim gibi her gün Bach, Mozart, Vivaldi de dinlerken, bu toprakların yani Anadolu, Mezopotamya, Kafkaslar ve Balkanlar’ın yerel müziğini dinlerken en hippisinin bile kulak verince hart rocktan hoşlansa da iyi ki dinlemişim diyeceği halk müziğimizi, nefeslerimizi; Mahsuni Şerifimizi, Ali Ekber Çiçek’i, Güler Duman vd. De dinlemeliyiz.

Dünyanın büyük edebiyatçılarının klasik eserlerini, bu arada ülkemizin öykücülerini, romancılarını ebetteki Anadolu’nun destanını yazan bir Yaşar Kemal’ini mutlaka okuyacaksınız.

O kitapların sayfalarından sizin ruhunuza doğru yürüyen kelimeler insanlığın aydınlık yolunun fenerleridir. Bu fenerler size hayat boyu yol gösterir, en dar anlarınızda bile sizi karanlıkta koymaz.

Edebiyatın, kitabın olmadığı kalpler kördür. Bu nedenle her an ama her an okumak için kendinize bir fırsat yaratacaksınız.

Alevilik Bektaşiliğe gelecek olursak;

Kimseye eyvallah, etmeyeceksiniz. Artık binlerce kitap var.

Yazarlar, dedeler, babalar, ozanlar, bilim insanları bu konuda uğraş veriyor, dernekler var, vakıflar var…

Benim söylediklerimi haklı bulup ta bunların çoğu bizim sorularımıza yanıt veremiyor, biz istediğimizi, aradığımızı cemevlerinde, dedelerin konuşmalarında bulamadık, cemevi başkanları, dernek yöneticileri cahil insanlar, bizim sorularımızı yanıtlayamadılar mı diyorsunuz?

Ben bir genç olarak Aleviliğin Bektaşiliğin ne olduğunu – ne olmadığını, inancımı, kültürümü, tarihimi öğrenmek istiyorum, derneklere gittim, cemevlerine gittim doğru dürüst bir kaynak bulamadım, kimse de bana yardımcı olamadı mı diyorsunuz?

Biz gençler olarak, Alevi kimliğimizin farkındayız, bir araya gelip, bir takım panel, söyleşi, konser gibi etkinlikler yapmak, insanları toparlamak istedik, ama mahallemizdeki / yöremizdeki cemevi yöneticileri bizimle ilgilenmediler, bize itici davrandılar mı diyorsunuz?

Ben dedelik, Alevilik, Kuran, saz, tarih, sosyoloji konularında kendimi geliştirmek istiyorum ama kime nasıl başvuracağım, kendimi nasıl geliştireceğim mi diyorsunuz?

Sevgili Gençler;

Bunlar çok güzel şeyler.

Yaşanan, yaşanabilecek şeyler.

Demek ki içinizde bir kıpırtı, bir aşk, bir hareket var.

Karşılaştığınız olumsuzluklar hiç önemli değil. Bunları görüp küsmeyin, yılmayın, uğraşınızı bırakmayın.

Sevgili gençler;

Bu konuda hizmet veren kurumlarımızın tüm yöneticileri tümüyle cahil, bilgisiz, egoist, bencil, kaba insanlar değiller. Bir kısmı böyle olmuş olabilirler. Bence aslında bu insanların çok ciddi çıkar hesapları yoksa o kurumlarda, onlar da değiştirilebilir.

Ama bu nasıl olacak? Bunun yol ve yöntemi nedir? Bunu soruyorsunuz, bunu sormalısınız aslında…

Bu konuda sizlerin potansiyeli, mücadele aşkı ve bilgi düzeyleri çok önemli.

Yeryüzünde hiçbir güç bilgi gücünün önüne geçemez.

Benim yıllardır söylediğim ama bir türlü aradığımı bulamadığım da buydu aslında.

Yerleşmiş, hantallaşmış bir bürokrat zihniyetli yapı Cemevlerinde, Alevi dernek ve vakıflarında oluştu. Bu Aleviliğin Bektaşiliğin ruhuna da özüne aykırı bir durumdur.

Devinim bu inanç ve kültürün mayasında vardır. O nedenlerle aslında zaten bu kurumlarda yeniliklere açık, bilinçli gençlerin olması gerekiyor. Kendini başkan, müdür, yönetici gibi gören geçmişin bazı saplantıları içinden çıkamayan bazı sözde dedeler, hiçbir işte tam başarılı olamamış sözde dernek başkanları, bir küreğe sap olamamış kazmalar, maalesef buralardalar, buraları işgal etmiş durumdalar.

İşte bu gençlerin önündeki en büyük engel gibi görünen fırsattır.

Yani bunların zaaflarını çözmek, zayıf noktalarını keşfetmek en büyük fırsat noktası olabilir.

Nihayetinde bunların ne kadar boş, yararsız insanlar olduklarını halka anlatabilir, halkın desteğini alıp ve dönüşümü sağlayabilirsek bu kalıntılardan da cemevleri ve dernek ve vakıflarımız kurtulabilir.

Yoksa bu enkaz yığınlarının kolay kolay oralardan götüremeyiz.

Çünkü tüm sorun halkta düğümleniyor.

Halkımız maalesef yeterli bilgi ve beceriye sahip değiller bu konuda duyarsız, vurdumduymazlar. Ama tümünün böyle olmadığını bilmek zorundayız. Yoksa zaten hiçbir şey yapamayız.

O yüzden gençler bilinçli, kararlı, bilgili, azimli olurlarsa, yine kendileri gibi aynı şekilde aydın düşünceleriyle bir şeyler yapmak isteyen gençleri de alıp halkı aydınlatabilirlerse cemevlerindeki Alevi kurum ve kuruluşlarındaki değişim hızlı olabilir.

Bu konuda da gençlerden artı bir çaba istiyoruz.

Ama gençlerimiz, canlarımız çok geniş görüşlü, perspektifleri büyük olmak zorundasınız.

Bir zorlu mücadeledir bu.

Size panel yaptırtmak istemeyenlerin belki kötü niyetleri de yok. Onu kavrayacak kapasitesi olmayan insanlar oradalar.

Sizin gibi nice gençlerimiz Gençlik ve Kadın Kollarını kurdular ama onların hemen hiç bir kalıcı çalışması olmadı – olamadı. Birçoğuna gerçekten izin verilmedi. Birçok gencimiz de yukarda ısrarla söylediğim gibi gerekli alt yapıya sahip değillerdi.

Bilgi birikimleri yeterli olmayan, kararlı olmayan gençler sonuca ulaşmak konusunda da kararsız kalınca sonuç alınamadı.

Ama gençlerde yılgınlık olamaz, olmamalıdır.

Gençler isteyecek, uğraşacak, çalışacak, çabalayacak bir sonuca ulaşacaklar.

Her şeyden önce okuyacaklar.

Peki, neyi, nasıl, nerede okuyacağız?

Binlerce kitap içinde doğruları en azından doğrulara en yakın olanları yazanlar hangileridir? Diye sorar gençler. Evet, bence başta namuslu akademisyen ve yazarların yazdıkları başta olmak üzere okumaya bir sınır koymadan sürekli okumak gerekir.

Beş on kitap okuyarak Alevilik Bektaşilik konusunda, tarihi, kültürü, inanç pratikleri hakkında tam bir bilgi sahibi olmak çok zor. Bilimsellik her zaman önemlidir, gereklidir ve şarttır. Bu konularda hele de her kafadan bir ses çıkan siyasi-politik bir yapıya bürünmüş ve çokça istismar edilen Alevilik konusunda daha objektif olabilecek akademisyenlerin kitaplarını okumak yararlı olacaktır. Olayın içinden gelmiş, araştırmış, incelemiş yazarların kitapları da okunmalıdır. Ama bu yetmez.

Pratik olarak bu inanç ve kültürü bizzat yaşayan – yaşatan kanaat önderleri, dedeler, babalar, yazarlar, kurum ve kuruluş başkanlarının fikirlerine de başvurmak da büyük fayda vardı. Çünkü her şey kitaplarda yazmaz. Kitaplarda yazanların da tümü her zaman doğru olmayabilir. Yazarlar da yanılırlar. Bu iş sadece masa basında yazılabilecek kitaplar üzerinden incelemelerle yapılabilecek bir yazın türü de değildir. Olay çok boyutludur. Bu biraz da gençlerin meraklarına, bilgi, eğitim düzeylerine göre değişen bir şeydir. Ama kesin olan bir şey varsa o da; tarih okumadan bu işlerin köklerine inilemez. Bu olayların tarihi arka planı tam anlaşılmadan bugünü anlamak çok zordur. İslam Tarihi, Osmanlı Tarihi çok önemlidir.

Sosyologların, Antropologların bu inanç ve kültür üzerine yaptıkları kaynak taramaları, alan araştırmalarına dayanan kitaplar da çok önemlidir.

Bir de bu işin felsefesine de giren, biraz da tarihi şahsiyetleri üzerinden, inanç ve kültür yapıları üzerinden Aleviliği Bektaşiliği ortaya koymaya çalışanları da ihmal edemeyiz. Bunlar bir günlük işler değildir ama sevgili gençler bir yerlerden başlamak gerekir. Bunun en güzel yolu kitapları okuyarak başlamak olabilir. Sonra pratik olarak başta inanç konuları olmak üzere, dedelere, babalara sorular sorular sorulabilir. Her dede, baba, ozan, aşık, dernek ve vakıf başkanı bilgilerini sizinle paylaşırken kendi sübjektif değerleri, bilgi birikimi, kendi ocağının – yöresinin ve o kuruma gelenlerin perspektifleriyle konuyu yorumlamak isteyebilirler ama gençlerin yukarda söylediğim gibi her konuşulanı, her anlatılanı, her yazılanı olduğu gibi alması gerekmez. Bu zaten yanlıştır. Bu bir süreçtir ne kadar çok kişiyle konuşursanız, ne kadar çok kitap okursanız, ne kadar çok bilgi elde ederseniz, hem sorularınızın yanıtını alırsınız, hem kafanızda daha zengin bir zihniyet algısı oluşur ama elbette daha çok soru sormaya başlarsınız. Bu da en iyisidir.

Ne kadar çok merak, ne kadar çok soru, çelişki o kadar iyi bir başlangıçtır.

Çelişki olmayan, eleştiri olmayan yerde gelişme olmaz.

İnsan zekâsı, insanın varlığı sorunları, soruları çözüp bir sonuca ulaşmaya doğru giderse insanın mutluluğu artar. Amaç ta budur zaten.

Sevgili Gençler;

Soru sormaktan, onların farklı yanıtlarını almaktan korkmayın. Sorular bizleri doğrulara götüren haritalardır. Soru sorun. Devamlı soru sorun, bol bol soru sorun.

Soru sormayan, her anlatılanı sadece dinleyip, olanı aynen kabul eden insanlar, toplumlar sömürülmeye, kandırılmaya, asimile edilmeye aday bir kitleyi ifade eder.

Soru meraktan, aştan, ilgiden, öğrenme isteğinden gelir. Bunlar olmadan zaten bizler yol alamayız.

Kendimizi geliştirmenin yolu, farklı olanı merak etmektir, onu aramaktır, ona yönelmektir.

Hazır olanla yetinen, kendisine verilenle yetinenler hiçbir zaman kendi kabuklarını kıramayan, kendini geliştiremeyen kişiler ve kişiliklerdir. Bu tip insanların yaratıcı olmaları mümkün değildir. Bunlar ne kendilerini ne de toplumu geliştirebilirler, değiştirebilirler.

Bizi bitiren, doğu toplumunu bitiren, gerileten, yok olma sürecine sokan bu sorgulamayan, her şeyi olduğu gibi kabul eden, farklı fikirlere, görüşlere kapılarını kapatan ilkel anlayışlardır.

İste Sevgili Gençler;

Alevi Bektaşi uluları, ozanları, erenler soru sordukları, sorguladıkları için kendilerine dayatılanlara, yanlışlara karşı geldikleri için bu ulu yolu kurmuşlardır.

Doğru, diye zehirli yalanları yıllar yılı anlatanlara karşı, yalanların, hilelerin, desiselerin, karanlık zihniyetlerin dışında aydınlık bir dünyanın var olduğunu hissettikleri, söyledikleri, beyan ettikleri için din adına adam kesen ilkellerin dünyalarından yollarını ayırmışlar, kendilerine yepyeni bir yol kurmuşlardır.

Yepyeni bir dünya kurmalarının arkasında gönül gözüyle dünyaya bakabilmeleri, cesaret sahibi olarak, bunların bedelini ödeyerek doğruları bulacakları sorularla gerçeklerin cevaplarını aramalarından başka bir şey değildir.

Şimdi de insan yakan ilkeller gibi, birileri Alevilere Bektaşilere tüm tarihlerini inkâr edip, her şeyi kendilerine dayatıldığı gibi kabul etmeye zorlamaktadırlar.

Sevgili Gençler;

Alevi Bektaşi Yolu’nun kurucusu ulu erenlerin, ozanların, velilerin dünyalarına baktığımızda tümünün kendilerine, kâinata, dünyaya, hepsinden önemlisi yüce yaratıcıya soru sorduklarını görürüz.

Soru sormaktan korkan kişi Alevi Bektaşi olamaz!

İnsanların soru sormalarından korkan kişiler de Alevi Bektaşi olamaz!

Gençler soru soracaklar, sorularının yanıtlarını almak için mücadele edeceklerdir. Sorunun bittiği yerde, Alevilik Bektaşilik de biter.

Çünkü anlayışın, hoşgörünün olmadığı, bilgi alış verişinin olmadığı, insanların birbirlerini tanımadıkları bir dünyada Alevilik Bektaşilik var olamaz. Bu onun varlığına, yapısına, temel felsefesine aykırıdır.

Muhabbetle kalın…
Hepinize kucak dolusu sevgi ve selamlar…

Ayhan Aydın

 

 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız