PAYLAŞ

ÖZCAN YAMAN

Bir katliamı yaşamak…
Bir katliama tanık olmak…
Hiç düşünemeyeceğimiz kadar büyük bir acı ve isyan…
Ankara Katliam’nda birçok insan bu acıyı yaşadı.

Savaş fotoğrafçılığını anlarım. İki veya daha fazla devlet, grup savaşıyordur. Ve öldürmeler hatta katliamlar yaşanır. Savaş fotoğrafçısı ona gore ön hazırlığını yapar. Hem psikolojik olarak hem teçhizat olarak. Neyle karşılaşacağını kestirebilir. 

Bir katliamı yaşamak ve tanık olmak, fotoğraf çekmek  hiç de alışılabilecek bir şey değil. Özellikle yakından tanıdığınız birçok arkadaşınız katledilmişşse, ağırlık  iki katına çıkıyor. 

Eğer fotoğrafçı/gazeteci olmasaydım kaçar mıydım? Ne yapardım bilmiyorum.  Ama birçok insan bu saldırıyı çekti. Beyniyle çekti. Aradan geçen onca yıla rağmen Dersim Katliamı belleklerden bize kadar ulaştıysa o katliamdan sağ çıkanların hafızalarına kazınmış olduğundan.   

KATLİAM ANINDA 

Şok hali. Ne yapmalıyım düşüncesi. Zangır zangır titreme ve bu duyguların arasında ‘ben bu anları görüntülemeliyim’ düşüncesi. Bu benim kamusal görevim. İnsanlar bu acıların farkında olmalı duygusu. (Patlamayla birlikte tepkim makinenin video kayıt düğmesine basıp ilk patlamanın olduğu yere doğru koşmak oldu. O arada ikinci patlamanın farkına bile varmadım. Halbuki olduğum yere ikinci patlama daha yakındı. İlk patlamaya 30-40 m ikinci patlamaya 3-5 m uzaklıktaymışım. Muhtemelen önümdeki arkadaşlar siper oldular…) 

Karşılaştığım manzara çok kötüydü. Paramparça bedenler. İlk gördüğüm omuz ve bir baş önümde duruyordu. Hemen ardında yaralıların çığlıkları. Onlar yardım isterken fotoğraf çekmek mümkün değildi. Uzun bir süre makineyi gözüme kaldırmadan bel hizasında video çekerken arada fotoğraf çekmek oldu. İlk başlarda bakmadan çektim. Bu arada cep telefonuyla gelişi güzel birkaç fotoğraf çekip durumu anlatmaya çalıştım. Çok zorlandım. Cep telefonunu kullanmıyordum. Orada karşılaştığım bir arkadaştan yardım istediğimi hatırlıyorum. Kısa kısa hafıza kaybı yaşadım. 15-20 dakika sonra ikinci patlamanın Emek Partisi kortejinde olduğunu öğrendim. O ana kadar tek patlama gibi algılamıştım. Hayat televizyonu canlı telefon bağlantısı yaptığında sunucu arkadaş 20’ye yakın kayıp varmış dediğinde şaşırmıştım. “Ne yirmisi her yer kan ve ceset içinde. 100’e yakın ölü ve yüzlerce yaralı” dediğimde uzun bir sessizlik yaşandığını hatırlıyorum. Bu bağlantıdan referansla sosyal medyada görüntülerle birlikte paylaşıldı. 

MAKİNEYİ GÖZÜME NASIL GÖTÜRECEĞİM

Ben bu makineyi gözüme nasıl götüreceğim? O insanların gözlerine bakarak nasıl fotoğraf çekeceğim düşüncesi beni kahretti. O anki duygular fotoğraf makinesini gözüme götürmemi engelledi. Çünkü makineyi gözüne götürdüğünde kadraj yapma, estetik katma kaygısı başlar. O insanlar bu durumdayken ben bunu nasıl yapacaktım? Ben hayatımda gözüm kapalı hiç bakmadan fotoğraf çekeceğimi düşünmezdim. Böyle bir katliamın ortasında kalacağımı düşünmediğim gibi. Her taraf fotoğraftı. Hiç bakmadan da çekilebiliniyordu. Bazı gazeteci arkadaşlar makinelerini çantalarından bile çıkaramamışlardı. Üstümüze sıçrayan kan ve et parçalarının buna şahitlik edeceklerini de düşünmezdim. Bize/ bana bunların hepsini düşündürttüler. Bunu başardılar. Bunu başaranlar niye ya da ne amaçla yaptıklarını çok iyi biliyorlar. Bizler de bilmeliyiz bu acıyı nasıl yeneceğimizi. Belki bu acıları yenmenin bir yolu olarak fotoğraf önem kazanıyor. O an benim çektiğim acıyı sen de çekmelisin arkadaş. Senin çektiğin acıyı ben de çekmeliyim demenin bir yolu olarak. Barış, kardeşlik derken altı çizilen nokta burasıdır. Ülkenin son yıllarda yaşadığı ve de öyle görünüyor ki yaşayacağı günleri sizler de takip ediyorsunuz. Toplumun bir yarısı bi habermiş gibi yaşıyor. Hayat akıp gidiyor. Bir tarafın acısı şeklinde yaşanıyor. Toplum ayrıştırılmış ve katliamlar bir korku ortamı yaratmanın aracı kılınmış. 

Şimdi, yaşanan adaletsizlik ve hukuksuzlukların hesaplarını sormak için bizim belge ve delillere ihtiyaçımız var. Yaşadıklarımızı anlatmaya ihtiyaçlarımız var. Bunları geleceğe bırakmak gibi bir sorumluluğumuz var.

SICAĞI SICAĞINA PAYLAŞTIM

Bir gazeteci olarak fotoğraf-video ve yazılarımı Evrensel gazetesinde Hayat televizyonunda sıcağı sıcağına paylaştım. AFP (Fransa Haber Ajansı) aracılığıyla ve sosyal medyadan dünyaya neredeyse ilk duyuran ve görüntü paylaşan oldum. Yine de sosyal medyada paylaşamadığım bir çok parçalanmış insan bedenleri olan fotoğrafları ilgili hukuk bürolarına delil teşkil etmeleri için verdim. Katliam sonrası TİHV’den (Türkiye insan hakları vakfı) psikolojik destek aldım.  Kendimi pek dinlemeye vakit bulamadım. Sorumluların bulunması yargılanması ve cezalandırılması için hukuk savaşı verirken bir yandan da yaşadığımız olağan dışı OHAL ile uğraşır olduk. 

PAYLAŞIMLAR KANIMI DONDURDU

Katliam görüntüleri çeşitli niyet ve amaçlarla kaydedilebilir ya da manipüle edilerek servis edilebilirdi. Tersine bir algı yaratılıp toplumun dikkat ve bilinciyle de oynanabilirdi. İnternette şöyle bir araştırdığımda videoların dezenformasyon ve anti propaganda amaçlı olarak kişi ve kurumlarca kullanıldığını gördüm. En dehşet görüntülerin altına oyun havası müzikler ekleyerek paylaşanlar vardı. Atılan twitlere eklenen fotoğraflara yapılan yorumlar insanın kanını donduracak şekildeydi… Hakim/yandaş medyanın katliamı sıradan bir trafik kazası gibi göstermeye çalışmasına ya da yaşanan acıdan rant elde etme gayretlerine tanık oldum. Siyasal rant elde etmek isteyenler, ölülerimizin üstlerine örtülen pankartları bile örgüt propagandası için kullanıldığını söylemişlerdi. Katliamın 2-3 saat sonrasında etrafı çevreleyen polislere bir polis amiri şöyle sesleniyor:  “Arkadaşlar ne derlerse desinler, duymayın sinirlenmeyin. Sineye çekin. Bu gün onların acıları var.” Ben bu söze tanık oldum.  Ne demek “sineye çekin, acıları var”? Bu bile başlı başına bölünmüş bir toplum olmanın göstergesiydi. Sen benim acıma böyle yaklaşıyorsan nerde bu kardeşlik? Barış? Temsil ettiğin devlet nerde duruyor? Barışın ve kardeşliğin hayata geçirilebilmesi için ne zaman ki benim acıma ortak olursun, ben senin acına ortak olurum yani benlikten bize geçeriz o zaman barışın temelleri atılmış olur. Buradan siyasi rant elde etmeye çalışanlar, bu günün muktedirleri bu katliamların da sahipleridir. Fotoğrafçılar, gazeteciler tanıktır. Eyvallah. Ama bizler böyle vahşilikleri yaşamak ve tanık olmak istemiyoruz. Bunun için de adaletin hukukun olduğu ve sansürün olmadığı bir ülke istiyoruz. 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız