PAYLAŞ

SULTAN ÖZER
25 yılı aşkın gazetecilik hayatımda insanların acılarını yüreğimde hissederek, sanki onların bir parçasıymışım gibi -ki hep onların bir parçası oldum- içim yanarak çok yazılar yazdım, haberler yaptım. 2 Temmuz Madımak Katliamı’nda evlatlarını, kardeşlerini, yakınlarını kaybedenlerin dava sürecinde nasıl yerlerde sürüklendiğine tanık oldum, yazdım. Evlatlarının hiç olmazsa kemiklerine kavuşmak için, 600 haftayı aşkın, karda, yağmurda, polis saldırısı altında inatla Galatasaray’da oturan anneleri, “Artık barış olsun, insanlar ölmesin’ diyen barış annelerini, Fadime Ana’nın (Polisler tarafından öldürülen meslektaşım, yoldaşım Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe) “Ben ölüm loo” diyen ağıtlarını ama aynı zamanda direncini, kanlı paltosu, tek ayakkabısı yakınlarına verilen, ‘Kızım uyuyordu öpemedim’ demesine rağmen dövülerek öldürülen İlhan Erdost’un yakınlarının acılarını…

Birinci yılını dolduran Ankara Gar Katliamı’nda kaybettiğimiz, gözlerinin içi gülen, hayat dolu Şebnem, Elif, henüz 9 yaşındaki Veysel… 101 can… Diğer katliamlarda kaybettiğimiz onlarca, yüzlerce can… Yaralı halde sokak ortasında bırakılan, çocuklarının gözü önünde ölüme terk edilen Taybet Ana, Cizre’de bodrum katında “kurtarın bizi” feryatlarına rağmen yakılanlar… Evladının acısını çeke çeke yaşamdan kopan Şadan Ana (Erdal Eren’in annesi Şadan Eren)… Henüz gençliklerinin baharında, birilerinin iktidarı için ölüme gönderilen, yaşamdan koparılan askerler… Gazeteciliğim boyunca hepsinin acılarını yüreğimde hissederek, benim acım diye yazdım, çizdim, içim kan ağlayarak da olsa seslerine ses katmaya çalıştım.

YAZMAK NE KADAR ZORMUŞ

Ama yazma konusunda hiç bu kadar zorlandığım, içimin bir matkapla delinir gibi olduğu, yüreğimin dağlandığı, nefes alamaz duruma geldiğim an olmamıştı. Özgecan’ım, kuzum hakkında yazmak öyle zor ki, ama yazmak da gerek. Tarihe onunla ilgili not düşmek gerek diye oturdum bilgisayarın başına. Ben bu satırları yazmaya çalışırken, acıma, Gar önünde katliamları kınamak, daha fazla canlar yitmesin diye sorumluların ortaya çıkarılmasını istemek, evlatlarını anmak için toplanmaya çalışan anne babalara, barışseverlere gaz bombalarının atıldığı, müdahale edildiği, yaralıların olduğu haberiyle de acım öfkeye dönüştü.

HAYAT DOLUYDU

Özgecan’ımız (Özge Kandemir) henüz 22 yaşında, hayat dolu, gözlerinin içi gülen, dünya güzeli bir gençti. Her ne kadar kız kardeşimin çocuğu olsa da benim kuzumdu o. Kayseri Erciyes Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümü 3. sınıf öğrencisiydi. Dost canlısı, her gittiği ortamda çevresinin sevgisini kazanan, facebook’unda yazdığı gibi “Seyahatler çekiyor içim” diyerek gezmeyi çok seven, içi dışı bir, dobra dobra, yüreğinde hiç kimse için kötülük olmayan dünyalar güzeli biriydi Özge. Onu tanıyıp da sevmeyenine rastlamadım. Herkesin dostu; sevgilisi…

DAHA GÜVENLİ DİYE UÇAKLA GİTMİŞTİ

Özge, üniversiteden mühendislikte okuyan bir arkadaşı ile İTÜ’nün mühendislikle ilgili bir fuarı için İstanbul’daydı. Kimi gazetelerde çıktığı gibi İstanbul’da özel bir üniversitede okumuyordu, Ankara’dan gitmemişti.

Özge Ankara’ya gelip, bir arkadaşının arabası ile gitmek istemiş. Annesi o gün İstanbul’da üç üniversite öğrencisinin trafik kazasında ölümüne ilişkin haber nedeniyle ‘Gitme, yollar çok tehlikeli, uçakla git’ demiş. Özge de arkadaşı ile gidiş-dönüş uçak bileti alıp 7 Ekim saat 11.30 sularında Sabiha Gökçen Havaalanına inmiş. Bagajlarını alıp çıkmaları biraz sürmüş tabii…

İstanbul’dan da bir arkadaşları ile buluşup hem İstanbul’u gezecek hem de eğitimleriyle ilgili kendilerini geliştirecekler…

Kaza, Kadıköy Caferağa Mahallesi’nde saat 14.00 sıralarında meydana gelmiş, Tuğlacı Emin Bey sokak girişinde arkadaşlarıyla konuşurken bir inşaata malzeme taşıyan kamyonun dar sokağa hızla ve dar manevrayla girişi ve Özge’mizi bizden alışı… Kamyon tekerleğinin altında kalan Özge’mizin bilincini anında kaybettiği, 112 Acil ve Kadıköy Numune Hastanesi doktorlarının tüm müdahalesine rağmen hayata döndürememeleri…

Kazaya ilişkin görüntüleri izlediğimizde acımız daha da katlandı. Koca kamyonun daracık sokağa o şekilde hızla girmesi ve canımızı bizden koparması, üstelik sürücü Aydın Y. ismindeki katilin ‘adli kontrol şartıyla’ da olsa serbest bırakılması…

ACILI ANNELER BİRBİRİNİN ACISINI PAYLAŞTI

9 Ekim Pazar günü de Özge’mizi Oran Sitesi Pir Sultan Cemevinden kaldırdık, Karşıyaka’da toprağa verdik. Cemevi’nde de Karşıyaka’da da anaların acıları birbirine karıştı. Sivas’ta iki evladını birden kaybeden Hüsne Kaya (Koray-Menekşe Kaya), yine Sivas’ta kaybettiklerimizden Serkan Doğan’ın annesi Pakize Doğan, Gülsün Karababa’nın ablası Zeynep Karababa ve Handan Metin’in yakınları, 12 Eylül faşist darbesinin 17 yaşında idam ettiği Erdal Eren’in yakınları, dövülerek öldürülen yayıncı İlhan Erdost’un eşi Gül Erdost ve babasının yüzünü bile görmediği Alaz Erdost, Gar katliamında yitirdiğimiz Korkmaz Tedik’in annesi Zöhre Tedik, babası Erdoğan Tedik, yine aynı katliamda kaybettiğimiz Elif Kanlıoğlu’nun annesi Öznur Kanlıoğlu ve babası Ümit Kanlıoğlu… Hepsi kardeşimin, bizlerin acılarını paylaşarak, hafifletmeye çalıştılar, “Acılar paylaşarak azalır’ denilse de acıların bitmediğini bilerek… Evlatlarının katliamlarda, terörde ya trafik teröründe yaşamdan koparılmadığı, hayallerini gerçekleştirebildikleri bir ülke isteyerek…

evrensel/ ANKARA 

Yorumunuzu yazınız