PAYLAŞ

Seyhan, çocukluk arkadaşım, olmayan kız kardeşim, can dostum, teyzem, güzel insan, ela gözlümüz, bizim gülen yüzümüz, yarım kalan hikayemiz…

Seyhan, sensiz Elbistan tıpkı siyah beyaz bir kartpostaldaki manzara misali renksiz, sensiz savaş sonrası Cizre, sensiz Sur misali burası yıkık, dökük, virane terk edilmiş…

Yapayalnız bir köşede kalmış, unutulmuş bir şehir misali duygularım Seyhan, kalk ve hayatımıza renk ver… Seyhan’ın gidişine bir türlü inanamayan, bir gün aradığında telefonlarını açacak diye bekleyen kendisiyle yaşıt teyzeye yazılan özlem dolu sözler bunlar…

Sayısız acılar yaşandı bu topraklarda, anneler, babalar, kardeşler, yanmış, parçalanmış cesetlerin ardından hayatla arasına kocaman soğuk bir duvar ördü. O duvarın arkasından yükselen çığlığı ne hükümetten bir yetkili duydu ne de o acıları dindirecek adalet mekanizması işletilebildi.

Seyhan Doğan Yaylagül, 10 Ekim Ankara Gar katliamında bedeni toprağa düşen fidanlardan biri. Umut Baran ve Barış’ın anneleri. Katliama kurban gittiğinde daha 41’indeymiş Seyhan. Beş kız, iki erkekten oluşan yedi kardeşin en küçüğü olarak Elbistan’da Kürt-Alevi bir ailede gözünü açmış dünyaya. İlkokula Toprakhisar Köyü’nde, sonra Doğu’da köylerin kaderi olan okulsuzluk nedeniyle küçücük yaşta ailesini bırakarak lise ikinci sınıfa kadar Mersin’de abisinin yanına gitmiş ve orada okumuş. Ancak köyüne, evine, özellikle annesine çok bağlı olan Seyhan, lise ikinci sınıftan sonra Mersin’de dayanamamış, okulu bırakıp köye dönmüş.

Canımızı bırakıp geldik

Seyhan, eşi Hasan, ablası Meryem Yıldız, Meryem’in eşi İsmail, yeğenleri Sidar ve Hüroş ile Ankara Gar Meydanı’na 10 Ekim’de şafak bile sökmeden varmışlar. Güzel bir günü, adeta barışı müjdeleyecek olan güneşin doğuşunu orada karşılamışlar. Abla Meryem Yıldız, “Sanki Barış Ankara’da ve onu alıp geleceğiz sandık. Ama canımızı Seyhanımızı bırakıp geldik” diye başlıyor sözlerine. 10 Ekim katliamında hayatta kalmanın ağırlığı sanki omuzlarına çökmüş Meryem’in… “Keşkeler hayatımda olmasa… Onu Ankara’ya ben götürdüm, benim yüzümden öldü. Ama barış gelecek, ben gitmeliyim dedim, biz gitmezsek nasıl barış gelecekti?.. Meryem Yıldız’ın verdiği bilgiye göre, Elbistan’dan Ankara’ya gidecekler listesine ilk ismini yazdıranlardan olmuş Seyhan.

‘Hep endişe yaşadık’

Seyhan çok politik biri değildi diyor Meryem, Ama eşinin Eğitim- Sen’li olması nedeniyle her mitinge katılırdı. Elbistan’dan Ankara’ya doğru yola çıktığımızda hepimizin içinde bir endişe vardı. Öncesinde Suruç’ta Diyarbakır’da bombalar patlamıştı. Ankara’da da bomba patlar mı endişesi yaşadık hep. Ama Ankara Türkiye’nin göbeği, Barış mitingi olmaz dedik… Ama oldu, Ankara’nın göbeğinde o bombaları patlattılar ve Türkiye’nin her şehrine bir cenaze gönderdiler.

‘Birbirimizin elini bırakmadık’

Ankara’ya doğru yola çıktığımızda Seyhan hep eşinin elini tutuyordu. Onu yerinden kaldırmak istedik. Ama o yol boyunca Hasan’ın elini bırakmadı. Alanda da çok kalabalık vardı. Hepimiz el ele tutuşmuştuk. Kaybolursak birbirimizi bulamayız endişesi yaşadık hep. O ara Seyhan’ın eşi Hasan Eğitim-Sen Adana Şubesi’nden bir arkadaşının yanına gitti. Ben HDP’den Maraş milletvekili adayı olduğum için kortejden anos yapıldı milletvekili adayları bir metre öne çıksın denildi, ben de öyle ayrıldım Seyhan’ın yanından.

İsmail fotoğraf çekmek için uzaklaşmıştı. Ne olduysa o anda olmuştu. Önce bir bomba, sonra bir diğeri. Meryem eşini ve yeğeni Hüroş’u bulduktan sonra alandaki tüm kayıp ve yaralıların içinden tek tek bakıp Seyhan’ı bulmuş.

Defalarca sunî teneffüs yapmaya çalışmışlar ama onu çok sevdiği hayata döndürememişler.

‘Ölü bir toplum yaratmak istediler’

Peki aradan bir yıl geçti Seyhan’ın yokluğuna alışabildiler mi, Meryem Yıldız o süreci şöyle anlatıyor: Şimdi bir düğün olduğunda gidip eğlenemiyoruz, dolabı açtığımda renkli bir elbise giyemiyorum, eğlenceli bir müzik dinleyemiyorum. Aslında orada patlatılan bombanın amacı da tam buydu. Ölü bir toplum yaratmak istediler. Yaşam rengimizi karartmak istediler, bunu da başardılar.

Zaman her şeyin ilacı diyorlar ya… İşte zaman böyle bir acının ilacı olamıyor. Külleniyor acınız külleniyor sonra kor olup yine yanıyor… Şimdi hepimiz karşıdaki üzülmesin diye acımızı gizliyoruz. Umut Baran ve Barış, ölmüş Seyhan’ın çocukları olarak tanınmak istemiyor. Annemiz bu topraklara barışın gelmesini istediği için gitti oralara. Babam, Seyhan katliama kurban gittikten 3 ay sonra acısına dayanamayıp bu hayattan göçüp gitti.

Mücadeleye devam

Seyhan kocaman bir ailenin kızıydı.. Neşe kaynağımızdı.. Ateş boşuna düştüğü yeri yakar dememişler.. Biz acımızı bir nebze de olsa hafifletecek adımlar bekledik. Adalet yerini bulsun istedik. Ama olmadı. Terörist muamelesi gördük. Bizim tek derdimiz barışın gelmesi, bunun için mücadele ettik, etmeye de devam edeceğiz. Seyhan şimdi yattığı yerden kalksa ve bu kadar insanın onun etrafında barışın gelmesi için toplandığını görse inanın mutlu bir şekilde kalktığı yere yine yatardı.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız