PAYLAŞ

Murat KUSEYRİ
Stockholm

Cenevre’deki Birleşmiş Milletler İnsan Hakları ofisinde şef olarak görev yapan Anders Kompass’ın başına, BM bünyesinde görevli Fransız barış gücü askerlerinin Orta Afrika Cumhuriyeti’nde çocuklara cinsel istismarda bulunduklarını ortaya çıkardığı için gelmeyen kalmadı.
Şefleri istifasını istedi. Yapmayınca görevden alındı. Medyaya açıklama yapması yasaklandı. Hakkında iki ayrı soruşturma başlatıldı. Her iki soruşturmanın lehine sonuçlanmasına ve görevine dönmesine rağmen şefleri kendisini suçlamaya devam edince BM’deki görevinden istifa etti.
1990 ve 2000’li yıllarda El Salvador, Guatemala, Meksika ve Kolombiya’da görev yapan Kompass’la BM’nin işleyişi, Orta Afrika raporundan sonra yaşanan süreci konuştuk.

BM’deki görevinizden ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde olanlardan söz eder misiniz?
Ben Birleşmiş Milletlerde insan haklarını savunmakla görevliydim. Son 7 yıldır Cenevre’deki ofisten çok alanda, yani halkın içinde çalıştım. Alanda çalışanların olanakları son derece sınırlı ama halkla iç içesiniz ve onların sesi olma durumundasınız. Orada olanları açıklamak ve insan haklarını savunma durumundasınız.
Bir heyetle Orta Afrika Cumhuriyeti’ne gittik. Savaşan her iki tarafta sivil halka karşı ağır insan hakları ihlalleri gerçekleştirmişti. Savaştan kaçanların çoğu başkent Bangui’de kurulan kamplarda kalıyordu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Orta Afrika Cumhuriyeti’ne barış gücü askerleri göndermeyi kararlaştırmıştı. Gönderilen askerlerin bir bölümü kampın güvenliğinden sorumluydu.
Buradaki Birleşmiş Milletler görevlileri çok güç koşullarda çalışıyordu. Her iki tarafın da tehditlerine maruz kalıyorlardı.

Fransız askerlerinin çocuklara cinsel istismarda bulunduklarını o zaman mı öğrendiniz?
Orada çalışan Birleşmiş Milletler görevlilerinden biri bana hazırladığı raporu verdi. Savaştan dolayı pek çok çocuk öksüz kaldı. Bir kısmı kamplarda, bazıları da barakalarda yaşıyordu.
Arkadaş, bu çocuklardan bazılarıyla görüşmüş ve daha sonra bu raporu hazırlamıştı. Raporu okuyunca durumun vahametini anladım. Fransız askerleri çocuklara yönelik cinsel taciz ve tecavüzde bulunuyordu. Birleşmiş Milletlerin Orta Afrika Cumhuriyeti’nden sorumlu en yüksek düzeyde görevlisi olduğum için çocuklara yönelik cinsel tacizi durdurmak için Cenevre’de neler yapabileceğimi düşündüm.

Ne yapmaya karar verdiniz?
Bu askerler doğrudan BM askerleri değildi ama Fransız ordusunda BM’nin sorumluluğunda görev yapıyorlardı. Bu nedenle de önlem almaları için Fransa’nın bilgilendirilmesi gerekiyordu. BM’de Gazze ile ilgili yapılan bir oturumda Fransız elçisi ile karşılaşınca ona olanları anlattım ve raporu verdim. Elçi, bir kaç gün sonra bana telefon ederek teşekkür etti. Raporu Fransa’ya yolladığını ve Paris’in olanları çok vahim olarak gördüğünü ve soruşturma için Orta Afrika’ya müfettiş gönderileceğini, askerlerin geri çağırılacağını ve haklarında soruşturma başlatılacağını söyledi. Bu yılın 12 Martı’nda benim en yakın şefim İnsan Hakları Komiser Yardımcısı Flavia Pansieri, beni odasına çağırdı. Fransızlara raporu vermekle yanlış yaptığımı ve İnsan Hakları Yüksek Komiserinin istifa etmemi istediğini söyledi. İstifa etmeyi reddettim. Bir kaç hafta sonra da İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hussein, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde çocukların yaşamlarını tehlikeye attığımı, bana güveninin kalmadığını ve görevden alındığımı söyledi. BM’e ait telefonumu ve binaya giriş için kullandığım kartı vermemi istedi.

Raporu neden üstlerinize vermek yerine doğrudan Fransız elçisine verdiniz?
Raporu New York’taki BM merkezine yollayabilirdim. Ama raporun değişik şefler arasında gidip geleceğini ve her hangi bir önlem alınmayacağını biliyordum. Ayrıca, bu rapor bana verilmeden iki ay önce Birleşmiş Milletlerin Orta Afrika özel temsilcisine verilmişti. Ama hiç bir girişimde bulunmadı. Raporu Fransa’ya vermekle protokol suçu işlemek ve çocukların güvenliğini tehlikeye atmakla suçlanıyordum. Oysa Fransa’ya verdiğim raporda çocukların gerçek adları yoktu kod adları vardı.

Birleşmiş Milletler tecavüz ve tacize uğrayan çocukların rehabilitasyonu için neler yaptı?
İşin en acı yanı da bu. Birleşmiş Milletlerin çocuk haklarından sorumlu örgütü UNİCEF esas olarak hiç bir şey yapmadı. UNİCEF orada görev yapan yerel bir örgütü görevlendirdi. Deneyimi ve kaynakları olmayan bu örgütün girişimiyle çocuklarla avukat ve psikologlar bir görüşme gerçekleştirdi. Bunun dışında bu çocuklara hiç bir yardım yapılmadı. Ne BM üst görevliler ne de UNİCEF yetkilileri bu çocukların ne yaptıklarını biliyor çünkü bu olayı takip etmiyorlar.

Göreve başladıktan sonra çalışma arkadaşların ve şeflerinin tepkileri nasıl oldu?
Arkadaşlarım geri dönmemi sevinç ve çiçekler vererek karşıladı ama şeflerim pek memnun olmadı. Birleşmiş Milletler Yüksek Komiseri, tüm personelle birlikte yapılan toplantıda planladığı reformları anlattı. Hem mahkeme hem de iki ayrı soruşturma sonuçları benim leyhimde sonuçlanmasına ve medyada tecavüz olayları tartışılmasına karşın olanlardan tek kelime söz etmedi. Bir kaç gün sonra New York Times kendisine telefon edip bilgi isteyince benim yanlış yaptığımı söyledi. Bu açıklamadan sonra güvenim iyice sarsıldı. Eğer insan hata yaptığını kabul etmiyorsa bu olanların vehametini kavrayamadığını gösterir.

Birleşmiş Milletlerin Nevv York’taki üst düzey yetkilileri tüm bu olanlardan ders çıkardı mı? 
Hayır, onlardan hiç biri bu gerçekleri kabul etmediler ki ders çıkarsınlar. Şeflerin yasal dokunulmazlıkları var. Onları yaptıklarından sorumlu tutamıyorsunuz. Mahkeme ve yapılan iki ayrı soruşturma beni haklı bulmasına rağmen mahkemeye başvurma hakkım yok. Bu, BM için çok büyük bir sorun.

Raporu Fransa’ya vermenizden önce meydana gelen tecavüz olaylarından Ban Ki-moon ve yardımcısı Jan Eliasson’un haberi var mıydı?
Ban Ki-moon’un haberi olup olmadığını bilmiyorum. Ama bu olayı soruşturmak için kurulan bağımsız komisyon raporunda Genel Sekreterin özel temsilcisinin haberinin olduğu ama bir girişimde bulunmadığı belirtiliyor. Meslektaşlarımdan biri konuyu Eliasson’a bildirdiğini açıkladı ama daha sonra nedense görüşünü değiştirdi ve olanları Eliasson’a rapor etmeyi unuttuğunu söyledi.

İnsan ve çocuk hakları örgütleri bu olanlara tepki göstermedi mi? Onların desteğini alabildiniz mi?
Bana en büyük desteği Afrika, Avrupa ve özellikle ABD’deki sivil toplum örgütleri verdi. Latin Amerika ülkelerinden de büyük destek gördüm. Daha önce yazdığım raporlarda eleştirdiğim Kolombiya, El Salvador gibi ülkeler de olanları protesto ettiler. Tüm bu tepkiler olmasaydı konu medyanın gündemine gelmezdi ve ben görevime dönemezdim. 

İsveç hükümeti ile  İsveçli BM Genel Sekreter Yardımcısı Jan Eliasson olanları nasıl karşıladı?
Olanların medyaya yansımasından sonra Dışişleri Bakanı Margot Wallström, bana moral desteği verdi. Daha sonra da beni destekleyen resmi bir açıklama yaptı. Ama aynı desteği Eliasson’dan gördüğümü söyleyemem. O da, diğer şefler gibi yanlış yaptığımı düşündü. Şeflerim iki soruşturmanın sonuçlarını arkadaşlarıma duyurmayınca ve hâlâ sağda solda suçlu olduğumu söylemeye devam edince istifa etmeye karar verdim. Bu yılın 1 Ağustosu’nda BM’deki görevimden ayrıldım.

‘İNSANLARIN BM’YE GÜVENİ YİTİYOR’

Daha önce buna benzer olaylarla karşılaştınız mı?
BM Barış Gücü’nde görev yapan bir çok görevliyle birlikte çalıştım. Askerlerin sivil halka yönelik saldırılarını ve cinsel tacizlerini bildirdiklerini ancak işlem yapılmadığını anlattılar. Orta Afrika’da olanlar uç örnekler ama benzeri şeyler barış gücü askerlerinin görev yaptığı Kongo, Sudan ve Haiti’de de oluyor. Özellikle çok yoksul olan ve insanların çaresiz olduğu ülkelerde yaşanıyor. Oraya gönderilen görevliler ve askerlerin yoksul halka kıyasla çok yüksek yaşam standartları var. Ayrıca polis ve askerlerin yetkileri de var. Ne yazık ki bu yetkiyi kadın ve çocuklara cinsel tacizde bulunmak için kullananlar var. Orada çalışan ve bunun farkına varan BM görevlilerden bazıları en yakın şeflerine durumu bildiriyor ama bu suskunlukla karşılanıyor ya da kendilerine bu tür şeylerle ilgilenmemeleri söyleniyor. Ama buna rağmen bunu yapmaya çalışanlar dışlanıyor ve sözleşmeleri uzatılmıyor. Ya da daha farklı görevlere veriliyor. İnsanlar depresyona giriyor ve BM’ye güvenini tamamen yitiriyor.

‘MEDYAYA BEN SIZDIRMADIM’

Raporu medyaya sızdırmakla suçlandınız. Fransız elçisine verdiğiniz rapor nasıl ve ne zaman medyaya yansıdı?
Benim bu raporu medyaya sızdırdığım iddiaları tamamiyle yanlış. Ben Fransa’ya önlem alması için raporu verdim. Onlar gereğini yaptı ve askerleri geri çağırdı. Böylelikle cinsel taciz ve tecavüz durdu. Sadece Fransız askerleri değil Afrika ve Avrupa’nın bazı ülkelerinden askerler de özellikle kadınlara tacizde bulundu. Benim raporu vermemden geçen 8 ay içinde Birleşmiş Milletler ve Fransa dışında orada olanları kimse bilmiyordu. Fransa, askerler hakkında dava açabilmek için New York’taki BM’den raporu hazırlayan görevlilerle görüşme izni istedi. BM, bu talebe 10-11 ay sonra, tecavüz olayları medyaya yansıdıktan sonra yanıt verdi. Geçtiğimiz yılın yaz aylarında bu hikaye basına yansıdı.
17 Nisan 2015 günü görevden alındım. Şef pozisyonu olan biri görevden alındığında insanların aklına çaldığı veya tacizde bulunduğu gelir. Bu beni kaygılandırdı. Şoku atlatınca BM Mahkemesine durumu götürmeye karar verdim. Mahkemenin genellikle şefleri haklı bulduğunu ve haklı çıkma şansımın çok az olduğunu biliyordum. Ama mahkeme beni haklı buldu ve görevime yeniden başladım. Mahkeme kararından sonra Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki tecavüzler uluslararası medyaya yansıdı. Medyaya yansımasından sonra da Pandora kutusu açıldı ve dünyanın diğer yerlerinden BM askerlerinin gerçekleştirdikleri cinsel suçlarla ilgili raporlar gelmeye başladı.
BM’nin hakkımda başlattığı iç ve bağımsız kişilerden oluşan bir heyetin yaptığı soruşturmalar da sonuçlandı. Her iki raporda da her hangi bir protokol suçu işlemediğim belirtildi. Ben medyaya ilk açıklamayı bu yılın ocak ayında yaptım. Tüm bunlardan dolayı raporu benim medyaya sızdırdığım iddiaları doğru değil.

‘SAVAŞLARI DURDURMAK İÇİN SİYASİ İSTEK YOK’

Birleşmiş Milletlere halkların pek güveni yok. Çoğu insan gereksiz bir örgüt olduğunu düşünüyor. BM’yi reforme etmek ve barışı sağlayan bir örgüt haline getirmek mümkün mü?
Eğer halk BM’ye güvenmiyorsa hükümetlerin büyük sorumluluğu var. Önlem almaları gerekir. Birleşmiş Milletlere iyi bir genel sekreter seçmek ve onun da iyi çalışma arkadaşları seçmesi önemli. 

Orta Afrika Cumhuriyeti’nde tecavüz olaylarının açığa çıkmasından sonra BM’nin çalışmalarında ne gibi değişiklikler oldu?
Olanların medyaya yansımasından sonra dünyanın değişik yerlerinden benzer tecavüz iddiaları geldi. New York’taki BM yetkilileri bu tür olayların tekrarlanmaması için daha iyi rutinler belirledi. Güvenlik Konseyinde de bu konu ele alındı. Asker gönderen ülkelerden önlemler almaları istendi. Bir kaç gün önce Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Genel Kuruldaki son konuşmasında Orta Afrika’daki tecavüz olaylarından dolayı özür diledi. Ama pratikte her hangi bir iyileşme olduğunu söylemek için henüz erken.

Siz tecavüzleri gündeme getirdiğiniz için görevden alındınız ve suçlandınız. Ban Ki-moon sizden de özür diledi mi?
Hayır, basın sözcüsü beni suçlamaya devam etti.

Orta Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı geçtiğimiz aylarda Fransa’yı davayı sonuçlandırmamakla suçladı. Tecavüz olayları ile ilgili dava açıldı mı?
Suçlamakta haklı. Dava açıldı mı bilmiyorum, onu Fransa’ya sormak lazım. Hukuki sürecin hangi safhada olduğunu bilmiyorum.

Bir gazeteye verdiğiniz demeçte BM sivilleri koruyamaz dediniz? Sivilleri kim koruyacak?
Bence hiç kimse koruyamaz. Sri Lanka’daki iç savaşın son dönemlerinde korkunç insan hakları ihlalleri yaşandı. Ordu sivil halkı ve teslim olan gerillaları katletti. Birleşmiş Milletler olanları seyretti ve hiç bir şey yapmadı. 
Daha önceki İnsan Hakları Yüksek Komiseri Cenevre’ye geldi. New York’taki BM temsilcilerinden olanları protesto etmelerini istedi. Katliamları belgeleyen pek çok rapor verdi ama BM hiç bir şey yapmadı. Eğer protesto edersek ülkeye insancıl yardım etmemize izin vermezler gibi gerekçeler öne sürdü. 
Protesto etmemelerine rağmen Sri Lanka yardımların ülkeye sokulmasına izin vermedi tıpkı bugün Suriye’de olduğu gibi. Suriye’ye bak. Ne Rusya ne de başka ülkeler sivilleri koruyabiliyor. 
Savaşları durdurmak için siyasi bir istek yok. Bana göre BM ve devletlerin sivilleri koruyacaklarını ve BM barış gücünün bunu yapacağını söylemeleri korkunç bir şey. Doğruyu söylemeleri, BM’nin sadece insancıl yardımda bulunabileceğini söylemeleri daha namuslu bir davranış olur. 
BM sivilleri korumak bir yana zarar vermesin yeter.

Yorumunuzu yazınız