PAYLAŞ

ZORUNLU DİN DERSLERİ KALDIRILSIN! LAİK-BİLİMSEL-ANADİLDE EĞİTİM İSTİYORUZ!
Yeni bir eğitim-öğretim yılına başlarken eğitimdeki sorunların çözülmesi bir yana daha da derinleşerek devam ettiğini görmekteyiz.
1 Eylül gece yarısı çıkarılan 672 sayılı KHK ile tek seferde 28 bin 163 öğretmen, en temel hukuk ilkeleri ve anayasa ayaklar altına alınarak, adil yargılama ve savunma hakkı bile tanınmadan kamu görevinden ihraç edilmiştir. Ardından 8 Eylül tarihinde ise çoğunluğu Eğitim Sen’li olan öğretmenler, iktidar ve siyasal uzantılarının algı operasyonu ve hükümetin darbe fırsatçılığı sonucunda açığa alınmıştır. Siyasi iktidar, yıllardır eğitimin dinselleştirilmesine ve ticarileştirilmesine direnen, laik-bilimsel eğitimi savunan, emek, barış ve demokrasi mücadelesi yürüten eğitim emekçilerini görevden alarak bu ülkenin aydınlık geleceğine ve laik eğitime büyük bir darbe vurmuştur. Eğitim Sen’li öğretmenlere yapılan bu hukuksuz uygulamayı kınıyor, açığa alınan öğretmenlerin derhal göreve alınmasını talep ediyoruz.
Türkiye’de uzun yıllardır devlet ve hükümetler tarafından izlenen “Türk-İslam” sentezine dayalı, “tek din, tek mezhep, tek dil” anlayışı çerçevesinde hayata geçirilen politikalar, çocuklarımızı, gençlerimizi ve bütün toplumu, inanç ve kimlik üzerinden “tek tipleştirmeyi” ve kutuplaştırmayı hedeflemiştir. Yıllardır laik, bilimsel, eğitim isteyenlerin öncelikli talebi olan zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunda adım atılmamış, bu da yetmezmiş gibi zorunlu seçmeli Kuran-ı Kerim, Hz. Muhammed’in Hayatını konu alan dersler getirilmiş, TEOG denilen sistemle binlerce Alevi çocuğu zorunlu olarak İmam Hatip Liselerine yerleştirilmiştir.
Kamusal eğitimin önemli bir parçası olan ve insanı merkeze alan laik eğitim anlayışı tüm insanların eşit, saygıdeğer, öğrenme ve gelişmeye açık olduğunu savunur. Laiklik, devlet yönetiminin, eğitimin, hukuk kurallarının ve bir bütün olarak toplumsal yaşamın dini kurallara göre değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır. Ebeveynin çocuklarını kendi dini inanç ve felsefesine göre yetiştirme hakkından hareketle, zorunlu din dersinin kaldırılmasının gerektiği açıktır. Eğer din dersinde bir din veya mezhep esas alınıp, bunların benimsetilmesine yönelik bir din eğitimi veya dinî eğitim verilip diğer din ve mezhep mensupları veya inanmayanlar bu derse girmeye zorlanıyorsa, bu din ve vicdan özgürlüğü açısından ciddi sorun oluşturmaktadır.
Toplumsal, ekonomik ve siyasal sorunlara baktıklarında sadece kaos ve anarşi gören 12 Eylül cuntacıları, zorunlu din dersi uygulamasını anayasa maddeleri arasına koyarak “dindar gençlik” yaratma idealinde önemli bir aşama kaydetmişlerdir. Bu ideal doğrultusunda düzenlenen Anayasa’nın 24. maddesine göre “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu ders olarak anayasal düzende yerini almıştır. İslam’ın bir mezhebinin devlet tarafından sunulmasına dayanan zorunlu din dersi uygulaması, yurttaşların farklı dini inançlarının devlet nezdinde eşdeğer görülmediğinin en açık kanıtı olagelmiştir.
Yıllardır ülke gündeminde olan “zorunlu din dersi” uygulaması, AİHM ve yüksek yargı kararlarına rağmen sürdürülürken, AKP ve Milli Eğitim Bakanlığı “zorunlu din dersi kaldırılsın” talebi karşısında her defasında üç maymunu oynamış, 4+4+4 sistemiyle 12 Eylül cuntacılarını dahi geride bırakan bir uygulamanın altına imza atmıştır. Getirilen yeni seçmeli din dersleri, fiilen zorunlu kılınmış, üstüne üstlük TEOG, YGS ve LYS’ de bu ders içeriklerinden soru sorulması sağlanarak dersler cazip hale getirilmiş ve müfredattaki önemi artırılmıştır.
Laik eğitim, öğrencilerin hiçbir biçimde inançları nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulamayacağını, onlara bir inanç dayatması yapılamayacağını, öğretmen yetiştirme politikasından başlayarak müfredatın oluşturulması aşamalarına kadar ayrımcılığın önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması talebini ve mücadelesini ifade etmektedir.
Hiçbir toplum tamamen aynı inancı paylaşan insanlardan oluşmadığına göre, tüm inançlara aynı mesafede bulunması gereken devletin sadece bir mezhebin ya da dinin eğitimini zorunlu ya da seçmeli olarak vermesi aynı derecede yanlış bir uygulamadır. Sorunun, laiklik, din ve vicdan özgürlüğü açısından çözümü açıktır ve dünyanın pek çok ülkesinde de örnekleri uygulanmaktadır. Devlet, bütün dinlere ve inanmayanlara eşit mesafede durmalıdır. Nüfus kâğıdında din hanesi bulunmamalıdır. Hiçbir resmi işlemde kimseye dini ve inancı sorulmamalı, bir dine inananlar ibadetlerini istedikleri gibi yapmalı, hiçbir inanca karşı ayrımcı uygulama yapılmamalıdır. Bu nedenle, zorunlu-seçmeli din dersleri kaldırılmalı, altına imza atılan bütün uluslararası sözleşmelere uyulmalı, AİHM kararları uygulanmalı, çocuklarımız zorla İmam Hatip Liselerine gönderilmemelidir. Ve bir kez daha, aynı ısrarla belirtiyoruz;
Zorunlu din dersleri kaldırılsın,
AİHM Kararlarına uyulsun,
Çocuklarımız zorla İmam Hatip Liselerine yerleştirilmesin

PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız