PAYLAŞ

“Vatandaşlar hiçbir zaman vicdanlarını, kanun yapıcıya bırakmamalıdırlar. Önce insan, sonra vatandaş olmalıyız.” David Thoreau

O HAL’deyiz. Savaş, krizler, hukuksuzluklar, yoksulluk, ölümler ve toplumun her kesiminden geleceğe dair endişeler giderek artıyor. Otoriterliğe kulluğun özendirildiği karanlık ülkenin ızdırabı içinde yanıyorlar. Maddi ve manevi talanla fakirleşiyorlar.

14 yılda, ülkenin geldiği yer burası. “Yeni Türkiye” aslında bir “Cemaat” olarak hukukun dışında kuruluyor.

Devletin ve halkın malını deniz eyleyenlerden tutun, yandaş/ana akım medya ve besleme “organik entelektüellerin” dillerine doladıkları “Yeni Türkiye” söylemi, aslında yeni mezhepçi cemaat rejimini ifade ediyor.

“Yeni Türkiye” ile Türkiye Cumhuriyeti’nin, TC’si yenilenmiş ve YTC olmuştur. “Yeni Türkiye Cemaati!”

YTC’nin ilk darbecisinin de cemaatçi çıkması bu nedenle manidar olmamalıdır! Geleneklerinde “aile içi” darbecilik ve katletme kültürü mevcuttur.

“Yeni Türkiye Cemaati”nin kurbanları ve ıztırap çekenleri belli: Halklar, ötekiler, kadınlar, çocuklar, gençler ve emekçiler..!

Kinin Davacıları İle Yeni Türkiye

Önce vicdana ve özele ait dini siyasallaştırdılar. Siyasallaşmış bu din ile devlet, kamu hizmetleri ve toplum yapısına yöneldiler. İtaat etsinler diye “dindar nesil”istediler. AKP için kefen giyen kurbanlar, yani “kininin davacısı dindar nesil” ancak eğitim dinselleştirilmesiyle yetiştirilebilirdi. Bu gerçekleştirildi.

14 yıldır, dinci gericiliğe dayalı yarattıkları toplumsal kutuplaşma, sosyal tahribatlar, savaş ve Ortadoğu’nun kan gölüne dönüşmüş mezarlıklarından ders almadılar.

Demokrasi, laiklik ve hukuk değerleriyle barışmayı değil, halkına ızdırap çektiren kavgayı seçtiler. Dini, vicdanı, inancı ve dinsizliği laiklik ekseninden özgürleştirmek yerine devlet ve cemaatlerle dini ve vicdanı tekelleştirdiler. Kendileri gibi düşünmeyenleri düşmanlaştırdılar.

Bugün karşı karşıya olduğumuz toplumsal, siyasal ve rejim krizinin arka planında siyasal İslamcılık ve laiklik karşıtı gericilik ve uygulamaları var.

Bu nedenle dini istismar edip, araçsallaştırıyorlar. Toplumsal yaşamı tahrip eden bu din istismarı mirasın, Osmanlıya kadar uzanan hikayesi var.

“Yeni Türkiye Cemaati”ni kuracak hikayenin referansları bellidir; Yeni Osmanlıcılık, din, şeriat, Yavuz Sultan Selim, Şeyhülislam Ebu Suud ve Necip Fazıl gibi ecdatlar.“İslami sermaye” ile küresel kapitalizme eklemlenmeyi de unutmayalım.

AKP, ecdatlarının “kutlu” yolundan yürüyor. Che Guevara düşmanlığından, 6. Filo’yu kıble seçen emperyalist bekçilikten besleniyorlar. Milli Türk Talebi Birliği, İslamcı cemaatler ve Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri’nden ve laiklik karşıtı siyasal İslamcı cemaatlerden geliyorlar.

Yeni Türkiye Cemaati, Hasan Yücel’in Türkiye’sinden, Yavuz Sultan Selim’in Osmanlısına Yolculuktur.

Yavuz Sultan Selim adını köprüye ve okullara verenler, Hasan-Ali Yücel’in ismini okuldan siliyorlar.

Oysa Yavuz, babasını bile tahtını darbe ile devirip öldüren kişidir. Öz kardeşlerini öldüren, kırk bin Kızılbaş Alevinin katliamcısıdır.

Peki okullardan ismi silinen Hasan Ali Yücel kimdir?

Aydınlanmanın, bilimsel, laik, ve demokratik eğitimin adıdır. Köy Enstitülerinin kurucusudur.

Hasan Ali Yücel bağımsız, özgür ve yaratıcı bireylerin oluşan toplamıdır.

Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği’ne göre, Hasan Ali Yücel “okuldur, eğitim hakkıdır, sanattır, kültürdür, kitaptır, özerk, demokratik üniversitedir, operadır, tiyatrodur, halk danslarıdır, müziktir, imecedir ve karma eğitimin adıdır”.

Oğlu Can Yücel’in dizeleriyle Hasan Ali Yücel “Çağın en güzel gözlü maarif müfettişidir.”

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim Kültür Örgütü (UNESCO)’ya göre eğitim alanındaki emeğine saygı duyulduğu için 100. doğum yıldönümünde 1997’de “Dünya Hasan-Ali Yücel” yılı ilan edilen bir eğitim-kültür insanıdır.

AKP’nin, “Yeni Türkiye Cemaati”ne göre de adı silinecek kişidir.

Yeni Türkiye Cemaati’nin Panzehri laikliktir

AKP, “Yeni Türkiye” tartışmalarına yönelik eleştirileri “din karşıtlığı” üzerinden sıkıştırmaya çalışıyor.

Oysa, mezhepçi cemaatler rejimine yönelik eleştiriler, “din karşıtlığını” değil, demokratik, laik ve insan haklarına dayalı bir hukuk devleti tartışmasını içeriyor. Eleştirilerin merkezinde “modern Türkiye’yi kuracak eşitlikçi, çoğulcu, insan haklarına dayalı, demokratik, laik ve hukuk değerlerine mi sarılacağız, yoksa, AKP’nin savunduğu tek adama dayalı monarşik siyasi yapıya mı” sorusu vardır.

Laiklik, monarşi/teokrasi özlemine karşıdır. Demokratikleşmenin ve özgürleşmenin ön koşuludur. Laiklik insanı, aklı, vicdanı ve hakları ile özgürleştirmeyi benimser. Bu özgürleştirme eşit yurttaşlık ve eşit haklara dayanır.

Mücadelenin özü şudur: “Kininin davacısı dindar nesil” yerine, barışın, eşitliğin, demokrasinin, laikliğin özgür ve sosyal insanı oluşturmaktır.

Kin, kibir, bencillik, kıskançlık, iktidar hırsı ve öç ülkesinin karanlık tapınaklarını kurmaya çalışanlara karşı, eleştirel düşünce ve özgürleştirilmiş aklın ışığı ile herkesin eşit koşullarda, eşit haklarla barış içinde, sevgiyle, aşkla, dostlukla, kardeşçe bir arada yaşayacağı aydınlık Türkiye’yi kurmaktır.

birgun.net

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız