PAYLAŞ

Üçüncü köprüye “Yavuz Sultan Selim” ismi verilmesi bazı tartışmaları yeniden gündeme taşısa da, köprünün ismine yönelik tartışma “kıyısından köşesinden” yapılıyor. Bu konuda 11 Haziran 2013 tarihinde Yurt Gazetesi’nde yazdığım “Yavuz Selim ve Vicdansız Tarihçiler” başlıklı yazımı yeniden yayınlıyorum. Necdet Saraç

Yavuz Selim ve vicdansız tarihçiler!

Öyle bir yere geldik ki, bu toplumun önemli bir çoğunluğu uzun süredir “katliama” bile “katliam” diyemiyor! Korkuyor, ürküyor, katliam demek “çok sert” geliyor. Nasıl tarif ederseniz edin, ortada böyle bir durum var! Bu gerçek yalnızca toplumun “en geri, en alt düzeyinde” yok, asıl olarak “yukarıda, en tepe de” var… Parti üyeleri, taraftarları hatta yöneticileri apolitikleşmiş durumda. Bunun bir nedeni siyasi iktidarın yarattığı, itirazların ve aykırılığın olmadığı yeni siyasal atmosfer, diğeri de bu siyasal iklim karşısında “masaya yumruğunu vuracak” güçlü ve “politik” bir muhalefet hareketinin olmaması! İktidar kendisini çok güçlü gördüğü için, karşısındaki herkesi de sinek gibi görüyor. Bundan dolayı da kendisi gibi düşünmeyen, davranmayan, hatta algılamayan herkese karşı çok saldırgan: İki ayyaş vurgusu, Taksim Gezi Parkı ile ilgili “kim ne derse desin biz bildiğimizi yaparız” tavrı ve son olarak üçüncü köprüye göstere göstere Yavuz Sultan Selim adının verilmesi bunu gösteriyor… Yavuz Selim’in adı geçtiğinde bile içi “cız” eden “lanet okuyan” milyonlarca insan orta yerde dururken, köprüye Yavuz Selim isminin verilmesi siyasi açıdan AKP’nin bir meydan okuması olduğu gibi, bir başka açıdan da büyük bir vicdansızlıktır… Bu vicdansızlık ayan beyan ortadayken, Sünni aydınların, yazarların, İlber Ortaylı örneğinde olduğu gibi Yavuz’un Alevilere yönelik katliamını “bu bir mezhep katliamı değil, isyanın sert bir biçimde bastırılmasıdır” diye sunmaları resmi tarihin tekrarından başka bir şey değildir!

***

İdris-i Bitlisi “Heşt Behişt” adlı ilk “resmi” Osmanlı tarihini yazan önemli biri. Yavuz Selim’in hayatını anlatan “Selim Şah-Name” adlı kitabı da o yazmış. Hicabi Kırlangıç’ın derlediği bu kitap Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı tarafından 2001 yılında 3 bin adet bastırılmış. İsteyen bu kitabı hemen bulabilir. Hani “yok canım bu kadar ölüm yok, bu abartıdır” ya da İlber Ortaylı gibi “yok canım bu ölümler mezhepsel değil” deniyor ya… Bakın Selim Şah-Name’de İdris-i Bitlisi “Din Sultanının İran topraklarına yönelmesi ve Mülhit (dinsiz, imansız) Kızılbaş’ı ortadan kaldırmak amacıyla Acem diyarına düzenlenecek seferin hazırlıkları konusundaki hikayenin mazlum felsefesi” diyerek neler yazmış:

“Akıllılık öncelikle evdeki düşmanı düşünmektir. Kızılbaş ordusu çoktur, bu ordunun esası Anadolu’dadır. Sufi benzeri kimselerin oğullarından ve bağlılarından, Anadolulu çapulcu Kızılbaşlardan oluşan bir ordudur. Anadolu insanlarından ordu toplanmıştır. Öncelikle Süfi tabiatlı kişiler arasından asker seçilmiştir. Öncelikle bu bağlantıyı koparmak, fitnenin başını ortadan kaldırmak gerekir. Bilgin tabiatlı Sultan, bu topluluğa bağlananları kısım kısım, isim isim kaydetmeleri için her yöreye katipler bilgili katipler gönderdi. Yediden yetmişe herkesin adının yüce makamlı divana getirilmesini istedi. Yazıcılar isimleri deftere kaydedince yaşlı ve gençlerden oluşan kayıtlıların sayısı kırk bin oldu. Ulaklar yazılan defterleri her yörenin hakimine ulaştırdıktan sonra her yörede

keskin kılıç, adım adım yazılanlara yöneldi. Bu öldürülenlerin sayısı hesaplanan kırk bini aştı.” (Hicabi Kırlangıç, İdris-i Bidlisi Selim Şah-Name, Kültür Bakanlığı, 2001, s. 136)

İdris-i Bitlisi, kırk bin kişiyi öldürten ve “şuurlu kalpli ve bahtiyar” diye nitelendirdiği Yavuz Selim için övgüyü de unutmaz ve katliamı “din bahçesinden kötü otları ayıklamak” olarak değerlendirir: “İtaat bakımından Hakk’tan kim yüz çevirirse Hak onu siyaset kılıcıyla öldürür. Anadolu’da şeriat gelenekli nalların yerinde kötü otlar bittiğinden, düzeni sağlamak için tam adaleti gözetip, araştırarak din bahçesinden kötü otları kin orağı ve kılıcıyla biçmek Şah’a vacip oldu.”

Her şey aslında bu kadar açık… Bu açıklığa kadar varsayalım ki, katledilenlerin sayısı kırk bin değil de dört bin. Sayı dört bin olunca katliam gerçeği mi değişecek? Ya da öldürülenlerin sayısının az olması, Yavuz Selim’in Kızılbaş düşmanlığı gerçeğini mi ortadan kaldıracak?

Bu gerçeğe rağmen, “Sünni ulema” maalesef tarihi görevini yapıyor ve elini vicdanına koyup konuşma yerine katliam bile diyemediği binlerce insanın ölümünü “isyanın bastırılması” yalanıyla hafife almaya ve normal karşılamaya davet ediyor. Tıpkı, 500 yıl önceki İdris-i Bitlisli gibi.

Necdet Saraç (11 Haziran 2013, YURT Gazetesi)

3 YORUMLAR

  1. Üçüncü Köprü’ye Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesine karşı çıkmak elbetteki gerekiyor. Ancak egemenler, iktidar gücüyle kendi dünya görüşlerini her alanda topluma dayatmaktan kaçınmıyor. Bu durumda bizim verilen isimleri kısa vadede değiştirme şansımız yok. Ancak biz de Üçüncü Köprü’ye Yavuz Sultan Selim Köprüsü yerine “KATİL SULTAN SELİM KÖPRÜSÜ” deme hakkımız var. Bu söylemin çok daha etkin olacağını düşünüyorum…

  2. YAVUZ SULTAN SELİM VE ŞAH İSMAİL DÜŞMAN OLAMAYACAĞININ BİLİMSEL KANITI .
    AYNI DÜŞÜNCENİN VE İNANCIN MENSUPLARININ BİRBİRİNE DÜŞMAN OLACAĞINI HİÇ BİR SOSYAL PSİKOLOJİ BİLİMİ SÖYLEMİYOR.
    3. Köprüyle yeniden gündeme geldi. Yavuz Sultan Selim. Türkiyede herkes Yavuz ve İsmailin düşmanlığını anlatan masallarla büyüdü. Oysa Yavuz ve İsmaille ilgili tarihi özelliklere bilimsel metot gözüyle bakıldığında incelendiğinde düşman değil dost olabileceği ortaya cıkıyor.
    Yavuzun ordusu Yeniçeri. Yeniceri Bektaşi Alevi inancıyla yetiştiriliyor. Sancağı Zülkifar. Yemini ve Gülbenkleri Bektaşiliğe bağlılık Ehlibeyit sevgisi, Yezit nefreti duygularıyla dolu.
    Osmanlıda Şehzadeler Yeniçeri ocağının bir numaralı üyesi . haliyle avuzda şehzadelik döneminde bektaşi ve alevi inancı eğitimi alıyor. yavuzun Musaibinin olması Musaibinin ismi Hasancandır. Ayrıca Yavuzun kulağındaki küpede Bektaşi olduğunun ayrı bir kanıtları değilmidir., Küpeli Yavuzu acıklayamayanlar Küpelinin yavuz olmadığını iddia ederler. Yavuzdan önce Fatihin bağlı olduğu Ottoman Baba, türbesi Mekadonyada. Yavuzdan sonra Kanunini Gül babası ki Türbesi macaristanda Sadece FATİH, YAVUZ, VE KANUNİ değil bütün Padışahların ve Şehzadelerin bağlı oldukları ocaklar vardı . HEPSİ BEKTAŞİ OCAKLARIYDI 1826 yılında Yeniçerilik kaldırılına kadarda devam etti ocaklı olmak.Yavuzun cephesindeki düşünsel ve inançsal özellik bu.
    Şah İsmail cephesinde durum ne, herkes masallarda ANLATILANLARDAN dolayı biliyorki ŞAH İSMAİLİN düşünce ve inancI Alevilik. Masalları bir tarafa bırakalım, Şah İsmaillin deyiş ve nefeslerindeki verilen mesajlar düşünceler ve duyguların Yeniçeri Yemini ve Gülbenklerinkinden farkı varmıydı. Farkı olduğunu söyleyen beri gelsin.
    Şimdi sıkı durun. Soruyorum. aynı düşünce, duyguya ve inanca sahip kişiler ve varlıkların birbirine düşman olacağını hangi bilimsel metot ispatlamıştır. Bilimsel metot ispatlamıştır ki. Aynı inancı ve düşünceyi taşıyanlar düşman olmaz dost olurlar.
    Yavuzun Caldıran zaferi diyorlar.
    Yavuz Caldıranda Zafer kazandı ise İran da aldığı topraklar nerede. Çaldıran zaferiyle kazanılan toprakları yazan bir tarihçi var mı. O zaman bu zafer masallardaki zaferlerden farkı kalır mı. Ama Sunni krallıkların toprakları ve şehirlerini aldığını kimse inkar edebiliyor mu.
    Bu kısa tarihi gerçekler bilimsel acıdan değerlendirildiğinde Yavuzla İsmail düşman değil dost olur. Ama neden israrla düşman ederler. oda başka bir yazının konusu .

    ayrıca yeniçeri ve alevilik içinde bir düşünmek gerekiyor. bak ne düşünmüşüm.

    Metin Tanrıverdi
    9 Eylül ·
    YENİÇERİYLE İLK ÖNCE ALEVİLER ONUR VE GURUR DUYMALARI GEREKİRKEN İNKAR ETMEK TALANCI YAFTASI YAPIŞTIRMAK ALEVİLERİN KENDİ İNANÇLARINA KARŞI YABANCILAŞMASI DEMEKTİR.
    Yeniçeri ile ilgili fikir oluştururken hamasi duyguları tatmin eden masallarda anlatılanlarla değil, tarihi sosyal gerceklerle ilişkisi kurularak fikir oluşrurulmalıdır. Diyorlarki ”Alevilikte yağma,talan,esir alma gibi şeyler olmaz. Yeniçerilerin yaptıkları bunlar” Acaba yeniçerinin özelliği dedikleri gibi mi. O dönemdeki Avrupanın şehirlerinde Dini inançlar birbirine hayat hakkı tanızmazken, birbirini boğazlarken Yeniçerinin hüküm sürdüğü istanbulda bütün inançlar barış içinde ibabetlerini yapıyorlardı. sinegoğlar , kiliseler, camiler, cemevleri hepsi bir arada birbirine zarar vermeden ibabetlerini güven içerisinde içra ediyorlardı. yeniçerinin hüküm sürdüğü kudüste şamda, bağdatda kahirede belgratda atinada sofyada bu böyleydi ispanyada kovulan yahudilerin kabul edilmesi, Küdüsdeki yahudiler ağlama duvarında ibabet yapmalarının sağlaması yeniçeri barışına örneklerdir. Bu nasıl sağlanmıştı. işin bu tarafını dikkate alarak yeniçeriyi değerlendirmek lazım. Dedikleri gibi talancı özelliğe sahip olanlar bu barışı sağlayabilirler mi. Bu barış 1915 kadar sürermiydi. Bizimkiler talancı diye itibarsızlaştırırken , italyanlar, belçikalılar, tanıdıkları birlikte hak müçadelesi verdikleri yeniçeriler için hala bu güne dek minnet takdir festivalleri düzenlemektedirler. Gidip de geri dönmeyen italyada bir köyde kalan ve o yöreye büyük iylikleri dokunmuş bir yeniçerinin hayatı kenan mirzali oğlunun baş rol aldığı flimi yapılıyor. hem talancı diye yafta takacaksın, İstanbulun fethiylede, beyinlerin değil ayakların tavan yapacak. bu nasıl bir ironidir. En büyük yeniçeri kanuninin tahtının üstündeki yazı” külliyen mazlumların velisiyim.’ diyorsa yeniçeri talancı mı olur. yoksa mazlumların korunması yolunda adanmış fedailer mi olur. Yavuza verilen isim ” Yoksulların hizmetkarı” bunun osmanlıcadaki karşılığı hatırladığım kadarıyla hadım ül bahreyn gibi ifade ediliyor. yeniçeri ile ilgili benim bildiğim tarıhi gercekler yeniçerinin talancı değil insanlık için adanmış fedailerdir. Ebususd dan fetva almaya uygun özeliğe sahip değildirler. alsalar pirlerinin şu sözünün önemi kalmaz. ”…..ne ararsan kendinden ara, KUDÜSTE, HAÇTA, MEKKEDE DEĞİL. ” Bu sözdende anlaşılacağı için yeniçerinin misyonunu kaybetmiş dinleri tanımadıği anlaşılır. bu inançtan dolayı dini inançlara aynı mesafede kalmıştır. İşte yeniçerinin bu insancıl tavrı yok edilmeye calışılmış dahada ileri gidilerek ilgisi olmayan yaftalar uydurulmuş. Aleviler, yoksuların velisi bir ordu yaratmalarından dolayı onur ve ve gurur duyması gerekirken İnkar etmek ilk önce kendi inançlarına samimiyetsizlik olur. Takdir sizin.

Yorumunuzu yazınız