PAYLAŞ

VEYSİ SARISÖZEN

Özgür Gündem gazetesine yapılan baskın ve bunu izleyen gelişmeler, Ragıp Zarakolu’nu “bulamayınca” oğlunun evinin kapı kırılarak basılması, Eren Keskin ‘in Diyarbakır’da olduğunu bildikleri halde 80’ini aşmış annesinin evine baskın yapılması, İMC TV’de baskın sırasında yükselen kadınların çığlıkları, “Qırık” çizeri Doğan Güzel’in üstü başı parçalanmış, arkadan kelepçeli resmi…bütün bunlar Erdoğan rejiminin Kürdistan özgürlük hareketine, onun müttefiklerine,  HDP ’ li vekillere ve Kürdistan belediyelerine yönelik saldırının başladığını gösteriyor.

OHAL ve KHK yöntemiyle tüm muhalefeti, demokrat mı, ulusalcı mı, milliyetçi mi diye bakmadan ya susturacaklar ya da kendilerine basit bir alet olarak hizmet ettirecekler.

Bu son kategoriye ne yazık ki Kılıçdaroğlu artık girmiş bulunuyor. Yenikapı “devlet Show”unda yer aldı, geçtiğimiz gün de, Hacıbektaş’taki kutlamalarda Hükümet temsilcisiyle arasında “cıvık” diye nitelenebilecek “şakaların” yapılması, Kılıçdaroğlu’nun artık iler tutar yerinin kalmadığını ortaya koydu. Bu “cıvıklığın” Alevilerin kitlesel katılımıyla düzenlenen törende yapılması, bugünkü krizden çıkabilmek için zorunlu olan Alevilerle Kürdistan özgürlük hareketi arasında cepheyi önlemeye ve alevi kitlesini Saray’ın peşine takmaya yönelik olduğunu gösterdi.

Belli ki,Kılıçdaroğlu ve arkadaşları,  Saray derin devletinin teröründen yılgınlığa kapıldılar. Saray medyasında, FETÖ’nün CHP’ye de sızdığına, bunların sayılarının “çok” olduğuna, hatta Kılıçdaroğlu’nun son üç yıl boyunca Cemaatin kendisine verdiği “tapelere” dayanarak siyaset yaptığına dair haber ve yazılar giderek artıyor.

Eski Genel Başkan Deniz Baykal’ın kızını göz altına alma “gösterisi” tüm CHP’ye verilmiş bir göz dağıdır.

Saray terörü MHP muhalefetini de hedefe aldı. Darbeden fırsat bulan Bahçeli ve avanesi Meral Akşener muhalefetini “FETÖ”cü diyerek tasfiye etmek üzere harekete geçti.

İş bununla da kalmıyor. BBP de hedefte. Sabah’ın haberini okuyalım:

“Alperen Ocakları, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici’yi BBP’yi paralel devlet yapılanamsına ve FETÖ’ye teslim ettiği gerekçesiyle görevi bırakmasını istedi.”

Böyle bir ortamda Saray rejiminin PKK ile FETÖ arasında “bağ” araması, bir bakanın bu “bağ yakında ortaya çıkacak” demesi şu amaca yöneliktir:

“OHAL’in kapsamını genişletmek…” Herkesi FETÖ torbasına doldurduğun zaman, “OHAL gerekçesi dışında kullanılamaz” kuralını havaya uçurdun demektir. Bundan sonraki aşama, Saray kliği dışında herkesi OHAL kapsamına sokarak KHK’lerle tasfiye etmektir.

Bunlar delirdi mi?

Onun gibi bir şey. Büyük bir korkuya kapıldılar. NATO tarafından tasfiye edilmek üzere olduklarını gördüler. Böyle bir tasfiyenin “sivil muhalefet” tarafından yapılmasını imkansız hale getirmek için herkese, özgür medyaya, sivil toplum örgütlerine, HDP’ye savaş açtılar. HDP’yle CHP arasında, Alevilerle, Kürtler arasında, bunların tümüyle AKP içi muhalefet arasında, aydınlarla sendikalı işçiler arasında bir ittifakı önlemek için tüm güçlerini ortaya koydular.

Pentagon’un bir askeri darbe yapmasını önlemek için ise, “peygamber ocağı” dedikleri ocağın dibine incir ağacı diktiler. Kendi elleriyle kendi ordularını bile enkaz haline getirdiler. Devlet aygıtını darmadağın ettiler. Şu anda Saray sadece polise, Sulh Cezal Mahkemelerine ve MİT’e (o bile şüpheli) dayanıyor.

Almanya’nın “kapalı kapı arkası Erdoğan suçlamalarının” orta yere döküldüğü bir esnada, bu gerçekleri haykıran bir gazetenin kapatılmasına şaşmamak gerekir. Almanya İçişleri Bakanlığına ait “gizli belgede” şöyle deniyor: “Ankara’nın özellikle de 2011 yılından beri adım adım İslamileşen iç ve dış politikasının sonucu olarak Türkiye, Orta ve Yakındoğu bölgesindeki İslamcı örgütlerin merkezi eylem platformu haline gelmiştir”.

Bunun anlamı şudur: Erdoğan ilk fırsatta savaş suçlularının oturtulduğu sandalyeye oturtulacaktır.

Demek ki saldırgan rejim yarattığı gürültünün aksine çok zayıftır. O halde “korkanlar” korkularından sıyrılmalı, en geniş güçler Saray karşıtı cephede birleşmelidir.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız