PAYLAŞ

Aziz Çelik BirGün gazetesindeki köşesinde 15-16 Haziran işçi direnişini yazdı… 

 

15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişinin üzerinden 46 yıl geçti. Ancak 15-16 Haziran sadece emek tarihi açısından değil, güncel emek siyaseti açısından da önemini koruyor. 15-16 Haziran pek çok yönüyle hâlâ güncel.

15-16 Haziran 1970’te başını Türkiye Maden-İş üyesi metal işçilerinin çektiği on binlerce işçi, DİSK’e ve sendikalarına sahip çıkmak için iki gün boyunca Kocaeli-İstanbul hattında iş bırakıp direnişe geçmişti. 15-16 Haziran, 1961 Saraçhane mitinginden sonra işçi sınıfının ikinci büyük kitlesel tepkisiydi. Saraçhane ile başlayan işçi hareketinin yükselişi on yıl içinde 15-16 Haziran ile tepe noktasına varmıştı. Ayırt edici niteliği, tıpkı Saraçhane mitingi gibi sendikal hakların eylemin merkezinde olmasıydı. 15-16 Haziran ekonomik temelli bir direniş değildi. 15-16 Haziran işçilerin sendikal haklara sahip çıkma bilincini göstermesi açısından emek tarihinde özgün bir yere sahip.

15-16 Haziran direnişi, Adalet Partisi (AP) hükümetinin CHP’li sendikacı milletvekillerinin de desteğiyle 275 sayılı Sendikalar Kanunu’nda değişiklik yaparak DİSK’i fiilen ortadan kaldırma girişimine karşı yapıldı. Direnişe neden olan yasa tasarısı “bir işçi sendikasının Türkiye çapında çalışabilmesi için kurulu bulunduğu işkolunda çalışan sigortalı işçilerin en az 1/3 ünü üye yazmış olması“ koşulunu getiriyordu. 12 Eylül darbesinden sonra dahi yüzde 10 barajı getirildiği göz önüne alınacak olursa, bu barajın vahameti daha iyi anlaşılabilir. Dahası günümüzde yüzde 1’lik işkolu barajının yarattığı engeller dikkate alındığında yüzde 33,3’lük baraj DİSK’in bitmesi demekti. AP’li bir bakanın dediği gibi “DİSK’in çanına ot tıkılacaktı.”

27 Mayıs darbesinin ardından 1961 Anayasası ve 274 ve 275 sayılı sendikal yasalarla sağlanan haklar AP ve Demirel tarafından sindirilememişti. Demirel hükümetinin CHP ile birlikte yaptığı sendikal hakları budama girişimin temel hedefi 1967’de DİSK’in kuruluşuyla birlikte kırılmaya başlayan sendikal vesayeti devam ettirmek ve sınıf eksenli bir sendikacılığın gelişimine ket vurmaktı.

DİSK tasarıya karşı girişimlerinden sonuç alamayınca, bütün işyeri temsilcileri ve yöneticilerini 14 Haziran 1970’te toplayarak eylem kararı aldı. 15-16 Haziran’ın kendiliğinden bir eylem değil, boyutları ve sonuçları öngörülememiş olsa da DİSK’in merkezi olarak örgütlediği bir eylemdi. DİSK’in 12 Haziran 1970 tarihli bildirisi ve Genel Başkan Kemal Türkler’in 14 Haziran toplantısında yaptığı konuşma, eylemin örgütlü olduğunun net kanıtlarıdır. On binlerce işçinin 15 Haziran sabahı kendi kendilerine fabrikalarından çıkarak yürüdükleri düşünülemez.

DİSK’i fiilen yok edecek yasa tasarısını hazırlayan Meclis komisyonunda AP ve CHP’li sendikacı milletvekilleri DİSK’e karşı ittifak halindeydi. DİSK’in işçiler arasında yaratmış olduğu ilgiden duyulan kaygı, Türk-İş bünyesindeki AP ve CHP’li sendikacıları TİP’li sendikacılara karşı birleştirmişti. Ancak başlangıçta büyük bir gafletle tasarıya destek veren CHP daha sonra tasarıdan desteğini çekti ve TİP gibi CHP de yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

15-16 Haziran direnişine neden olan tasarı, direnişe rağmen 1317 sayılı kanun olarak kabul edildi ve yürürlüğe girdi. Direniş tasarının yasalaşmasını engelleyemedi, ancak geniş bir kamuoyu oluşmasını sağladı. TİP iptal için AYM’ye başvurdu. İptal dilekçesini Alpaslan Işıklı Hoca hazırladı. Yasanın sendikal çoğulculuğu ortadan kaldıran hükümleri yaklaşık 1,5 yıl sonra AYM’nin 1972/3 sayılı kararı ile iptal edildi.

15-16 Haziran direnişi sırasında Yaşar Yıldırım, Mustafa Bayram ve Mehmet Gıdak adlı işçiler öldürüldü. 15-16 Haziran direnişinden sonra sıkıyönetim ilan edildi, Kemal Türkler başta olmak üzere çok sayıda sendikacı ve işçi tutuklandı. Sayıları tam olarak bilinmemekle birlikte binlerce işçi işten çıkartıldı ve işverenler tarafından kara listeler oluşturuldu. İşçi hareketi 15-16 Haziran sonrası, 12 Mart’ın da etkisiyle 1975’e kadar sürecek bir durgunluk dönemine girdi.

46 yıl önce sendikal haklarını korumak için gözünü budaktan sakınmayan işçiler, bugün neden suskun ve sendikalar neden etkisiz? Dün sendikasına sahip çıkan işçi sınıfı, bugün neden kiralık işçilik konusunda mücadele etmiyor? Neden işçi ile sendika arasındaki bağ bu denli zayıfladı? Neden sendikaların sınıfı harekete geçirme kapasitesi bu denli zayıfladı? 15-16 Haziran aynı zamanda işçi ile sendika arasındaki güvenin simgesidir. Sendikaların bugün sorması gereken soru, bu güvenin neden sarsıldığıdır.

15-16 Haziran’da üç yıllık bir konfederasyon olan DİSK, merkezi örgütsel bir kararla, güçlü bir liderlikle, sınıf disipliniyle ve örgütsel bütünlük içinde hareket ederek varlığına yönelen saldırıya karşı durmuştu. İşin sırrı burada yatıyor.

Yorumunuzu yazınız