PAYLAŞ

Bugün Malatya katliamının 38. yılı. 18 Nisan’da başlayan ve üç güm süren katliamda 8 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişide yaralanmıştı. Bu katliam, tarihe yine Alevi katliamı olarak geçti!

Tarihe Malatya katliamı olarak geçti… Tarihler 18 Nisan 1978’i gösteriyordu. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler Bilim ve Kültür Derneği adlı kuruluş adı altında Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Tarihte yaşanan diğer katliamlar gibi zemin hazırlanıyordu. Günler geçtikçe  gerginlik artıyor, Alevilerin bulunduğu evler işaretleniyordu…

18 Nisan günü, Malatya’da saldırı başladığı saatlerde Belediye hoparlöründen Kuran okumaya başlandı. Kuran’ın okunmasından sonra faşist bir grubun hoparlörden yaptığı “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor..” anonsları aralıksız akşama kadar sürdü. Böylece halkın dini duyguları kışkırtılarak katılımın çoğaltılmasına, saldırıların yaygınlaştırılmasına çalışılmıştı. “Güçlü devlet”in Malatya’daki temsilcileri ise bu tahriklere seyirci kalmıştı. Bu katliam üç gün aralıksız sürdü, 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı…

İşte Tanıkların anlatımından Malatya katliamı:

18 Nisan 1978 Salı. Sabahın erken saatlerinden itibaren kente, komşu il ve ilçelerden, köylerden akın akın insan gelmeye başlamıştı. Gelenlerin bir bölümü belediyenin önünde, diğer bir bölümü de Samanpazarı’nda toplandı. Toplananların sayısı kısa sürede on bini aştı. Çoğu 15-20 yaşlarında gençlerdi. Ellerinde özel hazırlanmış sopalar, zincirler, nacak gibi saldırı aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan çok sayıda kişi de toplanan grupların önüne geçtiler. Bir kol, Cezmi Kartay Caddesi’ne yöneldi. Burada bulunan işyerlerinin çoğunluğu Alevilere aitti. Bir kol, Fuzuli Caddesi’ne, bir kol Akpınar, Yoğurtpazarı, Mısırlı Çarşısı ve eski Halep Caddesi’ne; bir kol da Turan Emeksiz Caddesi’ne doğru ‘Kahrolsun Komünizm!’, ‘Katil Ecevit!’, ‘Müslüman Türkiye!’, ‘Dan dan Hamido’ya intikam!’ sloganlarıyla yürüyüşe ve saldırıya geçtiler.

Göstericilerin önünde bulunan maskeliler, solcu ve Alevilere ait önceden işaretlenmiş işyerlerini göstererek tahrip ettiriyor, arkasından gaz dökerek yakıyorlardı. Yanan yağların, mobilyaların, halıların, deterjanların kokusu ve dumanı tüm Malatya’yı sardı.

Siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin (CHP, TÖB-DER, TÜM-DER, Tütüncüler Derneği) merkez binalarıyla, Gayret, Görüş, Ekspres, Baydağı, Güneş Gazetelerinin matbaa ve idarehaneleri, Tekel bayileri, gazete bayileri yerle bir edildi. Rakı, şarap ve benzeri içkilerin satıldığı lokantaların, Tekel bayilerinin ve marketlerin önü kırılmış şişelerle, masalarla birbirine karışmıştı. Ateşe verilen yerlerden çıkan kokular insanları sersemletiyordu. Malatya’nın üstüne pis kokulu kara bir duman çökmüştü. Alçaktan uçan jetlerin sesleri karmaşa havasını artırıyordu.

Yeni katılanlarla göstericilerin sayısı 20 bine yaklaşıyordu. Denetim elden çıkmıştı. Artık kimin ne yaptığı bilinmez olmuştu. İşaretlenmiş işyerleri ve konutlar tahrip ve yağma edilerek ateşe veriliyordu.

Katliam Bilançosu

17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırı, tahrip ve silahlı çatışma; 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Bu süre içinde sekiz kişi ölmüş, yirmisi ağır olmak üzere yüz kişi yaralanmış, 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 işyeri ve konut tahrip edilmiştir. Olaylar sırasında onlarca oto da zarar görmüştür.

Bazı işyerlerinde yangının halen devam ettiği 20 Nisan günü şehir merkezindeki enkazı kaldırma çalışmaları başlatıldı. Cadde ve sokaklar ancak iki günde temizlenebildi. Bir yandan enkaz kaldırılıyor bir yandan da mahkeme kanalıyla hasar tespiti yapılıyordu. Hasarın o dönem rakamlarıyla 100 Milyon TL olduğu belirlenmiştir.

Yapılan inceleme sonucu bu paketlerdeki patlayıcıların, daha önce İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerin üzerine atılan bomba ve ADMMA yakınlarında atılarak beş kişinin yaralanmasına neden olan bombalarda kullanılanla aynı olduğu belirlenmiştir. Bu türden patlayıcıların ancak Atom Enerjisi Araştırma Merkezi’nde yapılabileceğini belirtmişlerdir. Bunun üzerine Ankara Nükleer Araştırma Merkezi’nde arama yapılmıştır. Bu merkezde çalışanların büyük çoğunluğu faşist Ülkü Ocakları üyesiydi. Ülkü Ocakları’nın eski Genel Başkanı Muharrem Şemsek de burada çalışmaktadır. Muharrem Şemsek ve birkaç arkadaşı gözaltına alınır ve Nükleer Araştırma Merkezi de bir süre için kapatılır. Muharrem Şemsek ve arkadaşları daha sonra mahkemece serbest bırakılır.

Malatya’da meydana gelen olaylar sırasında polislerin büyük bölümü müdahale etmemiştir. Saldırganlara engel olmaya, maskeli öncülerini yakalamaya çalışan POL DER üyesi bazı demokrat polisler ise diğer bazı polislerin sert ve küfürlü tepkileriyle engellendiler.

12 Eylül 1980’de gelen faşist cuntadan sonra, demokrat, devrimci ve Alevilere yönelik faşist baskılar yoğunlaştı. Neredeyse her gün evleri, işyerleri aramadan geçirilen bu insanlar, uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyordu. Bunca baskıyla karşılaşan demokrat, devrimci ve Aleviler, sonunda Malatya’yı terketmek zorunda kaldılar. İş sahibi olanlar, işyerlerini günün değerinin çok altında fiyatlara satarak Mersin, Adana, İstanbul, İzmir gibi kentlere göç etmeye başladılar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler. Böylece Malatya’nın etnik ve kültürel mozaiği, siyasal yapısı esaslı bir değişime uğratılmış oldu…

3 YORUMLAR

  1. Tanıklardan, olayları yaşayanlardan biri de bendim…

    Belediye hoparlöründen günlerce kurt uluması yayınladılar… ülkü ocaklarında bizleri falakaya çektiler… Hamido öldürüldüğü gün erkenden okula gidiyordum. Şu an Hamid Fendoğlu caddesinin üzerindeki evinin önünden geçtim. Hatırladığım 3 veya 4. kat yanmış veya başka birşey olmuştu. Tül perdesi inanılmayacak kadar uzaklıkta bos arazinin ortasına kadar gitmişti… okulda 1 saat geçmeden haraketlenmeler oldu. Sınıf ülkücü başkanı, okul ülkücü baskanı ve diğerleri okulun bahcesinde toplanılması söylemişti. Hepimiz ortadaydık ve ne olacağını bilmiyorduk. Adim Ali’ydi ve en yakın arkadaşımı sınıf ülkücü baskanı seçmişlerdi. Seçildiği gün ilk beni dövmüştü..

    Okulun bahcesinde zorla toplanılmasına ne okul yonetimi ne de öğretmenler ses etmediler.. Okulun tarih öğretmeni Malatya ülkücü derneği başkanıydı… Toplanan kalabalığı Vali’nin evine doğru yürüyüşe geçirdiler ve bir taraftan dua ettiriyorlardı. Hiç dua bilmediğim için sadece taklit ediyordum. Vali evinin bulunuduğu caddeye, şimdiki adı Mehmet Buyruk eski adı Valikonağı caddesinde bizleri oturttular ve beklemeye başladık. Sıradan çıkılmaması ve kimsenin kaçmaması için sıra başı görevlileri vardı. Kötu şeyler olacağı belliydi ve ne yapacağımı düşünüyordum. Hemen sağtarafımızda kalan Malatya’nin o güne kadar en güzel park ve çaybahçesinden taş getirip önümüze koyuyorlardı.. Lise 1. sınıf henüz daha dünyanın ne olduğunu kimin etrafında döndüğünü! bilmeyecek bir yaştayım.. Caddeye oturtulduğumuz için kontrol etmeleri çok kolaydı. kalkıp gitmek ölüm fermenı gibi birşeydi. Oturan sınıf arkadaşlarım ve diğer çocuklardan bazıları tuvaletlerinin geldiğini söyleyip parktaki tuvalete gidip geliyorlardi. Hiç tuvaletim olmadığı halde bende gitmek istedigimi sıra başı görevlisine söyledim. gidenler gelsin bekle dedi. Geldiler bana baktı hadi git çabuk gel dedi.. Parkın içerisindeki tuvalete gittim kapısı kalabalığa bakıyordu bu durumda kapıdan kaçmam mümkün değildi. Gözleyenlerin denetiminde tuvalete girdim. biraz bekledim, ne yapabilirdim seçeneklerim neydi diye düşünüyordum, musluğu açtım ki tuvalet yaptığım anlaşılsın… Kafamı yukarı kaldırdığımda minicik bir pencere gördüm. hiç düşünmeden oraya tırmandım ve zayıf bir fiziğe sahip olmamın avantajını burada yaşamak varmış.. O minik pencereden zar zor çıktım fakat karşıma birisinin çıkacağını hiç düşünmüyordum. yakalanırsam adım Ali kesin bıçak veya dayakla öldürülürdüm.. Pencereden çıktığımda etrafta kimse görmeyince koşarak ağaçların arasına saklandım. ve ev yolunu oldukca fazla uzatarak 3 saat sonra eve ulaşabildim. Kernek’de otururduk, Malatya’yı neredeyse baştanbaşa yamaçtan görürdü. Dayımın balkonundan şehirden çıkan dumanları, silah seslerini asla unutmayacağım.. Işte o günden sonra müthiş güzel olan Malatya karaya büründü.. kara suratlı insanlar şehre taşınmıştı sanki.. kimsenin gülmediği şehrimizde, siyah şalvar ve mhp bıyıklı insanlar sokaklara korku salıyordu.. Şehri Yakıp yıkmalarından sonra kitapçıların toplandığı Cezmi Kartay Caddesine gittim. Bütün kitapcıları yakmışlardı.. Küllerin arasından bulduğum yarısı yanmış kitapları aldım (Artı değer Sömürüsü en iyi hatırladığım)…

    Malatya insan olarak öyle zengin bir şehirdi ki çocukluk anılarımın en güzellerini depoladım Hamido öldürülene kadar!.. sonrası kara Malatya oldu hep….

    • Malatya ya gecen yil ramazan bayraminda gittim ‘ve dort gun kaldim bir gulen yuz gormedim surati mahkeme duvari gibi dolasan kalabalik

  2. Ayni topraklar üzerinde ayni bayrak altinda yasayip ta bu cografyayi paylasan insanlar tarafindan zulüm görmek cok aci ve kabullenilir gibi bir sey degil. 12 eylülü de en aci yasayanlardan biriyim. babamin ögrezmen ve sosyal demokrat olmasi nedeniyle cocuk yasta bizlere yasitanlar. Bizlerde daha orta okulda sagcinin solcunun ne oldugunu bilmezken daha, solcuyuz diyen yaslari yirminin üzerinde lisede okuyan kisilerden diger grubun neler cektigini görmüstük.
    Bir cok cikarlar ugruna bir cok genc sagcisiyla solcusuyla inanclariyla kullanildilar hala da kullanilmaktalar.

Yorumunuzu yazınız