PAYLAŞ

Kızılbaş Kürt Alevileri‘nin yaşadığı alanda yapılmak istenen kampın yapılmaması için Maraş’a gelen Alevi Kürt sanatçılar, Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen katliamın daha acımasızı Alevi toplumuna yapılacağına dikkat çekiyor.
Maraş’ta Alevilerin yaşadığı Terolar bölgesindeki Sivricehöyük Mahallesi’ne AKP iktidarı AFAD eliyle kamp yaparak Suriye’den getirilen çeteleri yerleştirmek istiyor. Kızılbaş Kürt Alevileri’nin yaşadığı alanda yapılmak istenen kampın yapılmaması için Maraş’a gelen Alevi Kürt sanatçılar, Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen katliamın daha acımasızı Alevi toplumuna yapılacağına dikkat çekiyor.

AKP hükümetinin Ortadoğu Sünni politikası nedeniyle ülke içerisinde tüm inanç ve kimliklere karşı cephe olurken, devletin örgütlü yapısı olan Türk faşist dernekleri harekete geçirerek Maraş Katliamını gerçekleştirmişti. Ortadoğu halkları başına bela olan DAIŞ çetelerinin konumlandırılacağı söylentileri üzerine Maraş’ta yaşayan Kürt Alevilerin tepkisi de çığ gibi büyüyor. Devletin Maraş’ta yapmak istediği proje ve politikası ile ilgili ANF’ye konuşan Alevi Kürt sanatçılar, halkı duyarlı olmaya çağırdı.

Sanatçı Pınar Aydınlar: Maraş’ta kendim eylem alanında yer aldım ancak eleştirdiğim noktalar da var; aslında Maraş Katliamı’ndan bu yana ilk kez böylesi kapsamlı halk ayaklanması, direniş canlandığını söyleyebilirim. Dolayısıyla bugün Kürdistan coğrafyasında, Şırnak, Nusaybin, Sur, Cizre, Silopi, Gever gibi kentlerde zulme karşı verilen direniş ruhunun ne kadar gerisinde kaldığını gözlemlemiş oldum. Çok zoruma giden detay ise; kamp çok hızlı bir şekilde yapılıyor ve oradaki halk, askerin müsaadesi ile bir köyün içine sıkıştırılıp beklemeye zorlanmaktadır. Bu konuda özeleştiri vermek durumundayız. Orada bize dayatılan; oyalama, zaman geçirmedir.

Ben artık böyle inanıyorum orada kamp yapılacaktır. Çünkü orada direniş ruhunun, Pir Abdal duruşunun tam anlamıyla orada ne acı ki gösterilmiyor. Bugün baktığınız da Kürdistan’da eşi benzeri olmayan 200 insanın tüm dünyanın gözü önünde canlı yayınlar ile hepimiz diri diri yanmalarına tanıklık ettik. Bundan sonra da Maraş katliamının çok daha büyük katliamların yapılacağı tüm Alevilerin de bilmeleri gerekiyor. Bugün devlet kendi Kürt ve Alevisini yaratmaya çalışırken bir nebze de olsa direniş ruhunun ortaya konulması gerekiyor. Bir devrimcinin asla ve asla bu duruma alışık olmaması gerekiyor. Biz de Maraş’ta halkımızla saf tutarken oradaki gerçekliğin altını da çizmek gerekiyor. Biz daha düne kadar İbrahim Kaypakkaya, Mazlum Doğan, Mahir Çayan dediğimiz için hakkımızda açılan davalar halen sürüyor. Ancak yarın İmam Hüseyin dediğimiz için, Pir Sultan, Ali dediğimiz için belki yargılanacağız. Ve çok büyük yaptırımlarla karşı karşıya kalabiliriz. İnsanlar bunun karşılığını çok hesaplayamamıştı. Ancak bugün o boyuta doğru hızlı ilerleniyor. Bugün Cemevlerinde Kuran kurslarının açılması asimile politikasının bir parçası olduğunu nasıl fark ediyorsak, Maraş’ta da bugün yapılmak istenen aslında devlete karşı en büyük mücadele gücü olarak duran Kürtleri hedef alması ve ardından Alevilere yönelik büyük katliamlarla saldıracağını göstermektedir. Ben şahsi fikrim; artık bir halkın kendisine ait bir ordusu yoksa o halk yapa yalnızdır ve katliama maruz kalma tehlikesi de olacaktır.

Sanatçı Cemo Doğan: Son 50 yıla kadar tüm yaşamlarını doğayla iç içe, kıl çadırlarda sürdürmüş, hayvan besleyerek ve temel gıdalarını toprak işleyerek sağlamış halklar için Dersim’den Adıyaman’a Kayseri’den Elazığ’a uzanan coğrafik hat bir ‘sığınma’ ve saklanma kaderini de birlikte getirmiş görünüyor. Tarih boyunca birçok isyan, direniş ve halk ayaklanmasına tanıklık etmiş bu coğrafya ‘politik’ bir kaderi ve bu kaderi değiştirmeye çalışan ‘hakikat’i de birlikte doğuruyor.

Henüz 20. yy başlarında aynı zamanda bir Ermeni yurdu da olan Maraş; son yüzyılda, Türkiye Cumhuriyeti sürecinin ıslahı tamamlanamamış bir coğrafyası olarak direnmeyi ve var olmayı sürdürüyor. Son dönem tarihçilerinin Aleviler, Kürtler ve Ermeniler ile Türkü, klam, saz, söz, deyiş ve ‘kelam’ bakıp araştırdıklarında uğramakla ‘kader’lendikleri bir yaşam alanı.

Üzerinde yaşayanları, 1920-30- ve 40’lı yılların belgelerinde, kitap, gazete, dergi vb. matbularında ‘ıslah’ edilmeye uğraşılına gelinen ‘vahşi’ dağ toplulukları; Şark Islahat Planı ile ‘entegre‘ ye, zorla dönüştürmeye kaderlenmiş bir coğrafik merkez Maraş.

Tarih 1978 Aralık ayını gösterdiğinde; dağların devrimcileştiği ve kentlerin yüzünü kırlara döndüğü bir zamanda; kıl çadırdan toprak damlara kışladıkları bir soğukta; en vahşi şehir deneyimini yaşamış insanların hâlâ ‘Memleketim’ dediği bir coğrafya; Maraş.

Kentin kıyısına sığınmış yoksul Kürt-Kızılbaş aşiret topluluklarıyla, kente daha evvel sığındırılmış ‘mühacirler’ ile Abdallarla ve demokrat, aydın solcu insanlarla ölümü; Miti-iti çarkı-düzeniyle de zulmü sınamış bir kendi kaderli Maraş.

Maraş: Katliamlarla boşaltılmış bir coğrafya; başka katliamlardan kaçan insanlara ‘güvenli yurt’ olmaz.

2 yıl kadar evvel Maraş’ın ‘vatanperver’ ruhunun hortladığı bir iğrenç tepki haberi vardı; naylon çadırlara sığınmış Suriyelileri polis eşliğinde döverek kovar Maraşlılar!

Şimdi Aylardır Narlı Ovasından Terolardan bir ses yükseliyor; ‘Yaşam Alanıma Dokunma!’ ‘Ovama Dokunma’. Biz mültecilere karşı değiliz; ‘planlı-plansız’ kapımıza diktiğiniz ‘kamp‘ a karşıyız diyorlar. ‘Coğrafyamızı politik olarak boşalttınız; şimdi de dolduruyorsunuz ve biz buna izin vermeyeceğiz’ diyorlar. Giderek seslerini yükseltiyor Maraşlılar; Maraşlı bir ruhla, sivil kurumlar, Maraş inisiyatifi, CHP ve HDP vekillerinin de desteğiyle görünürleşen bir direniş başlamış durumda. Maraşlılar Narlı ovasına, Kızılbaş köylerinin göbeğine dikilmeye çalışılan bu kampı bir ‘Truva Atı’ olarak görüyor ve sosyal sonuçları açısında Maraşlı Alevilere yapılmış bilinçli ve planlı bir politik ve stratejik saldırı olarak algılıyorlar. Kaybolmak, asimile olmak ve yok olmak sürecini tartışan Maraş; kendi halklarına karşı bu kadar saldıran bir yönetim anlayışına karşı direnecektir. ‘Kader’li yalnızlığında…
Diaspora: Maraşlılar ‘kurbet’ der; evinden, köyünden uzak herkes gurbettedir. Elbistan bile evden uzak bir ‘bajar’ dır. Sosyal travmalarla yürümüş Maraş zamanı; 20 yılda yarım milyon ‘Kızılbaş Maraşlıyı coğrafyanın dışına sürükledi. Dünyanın her yerinde bir Maraşlıya rastlamak çok normal.

Suriyeli mültecilerin hukuki statüsü ve Maraş coğrafyası öznelinde doğuracağı olası sosyal-siyasal sorunlar:
Meclisten içeri; HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul’un Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun cevaplandırması istemiyle, AFAD kampı konusunda Başkanlığı’na soru önergesi verdi. “Türkiye’ye sığınan Suriyeli mültecilerin yüzde 50’den fazlasını kadınlar ve kız çocuklarının oluşturduğunu belirten Toğrul, bunun yanı sıra kadınlar ve kız çocuklarının mülteci toplulukları arasında dezavantaj grup olarak nitelendiğini ifade etti.” Bu soru önergesinde en çarpıcı noktalar; savaşın doğurduğu korkunç sonuçlardan sadece biri olan ‘kadın ve çocuklar’ ile yürüyen kısmında tabii ki; önümüzdeki süreçlerde yaşanabilecek olası durumları görmeye yeterli gibi görünüyor.

Suriye’de 2011 yılından bu yana yaşanan savaşın bir ürünü olan ‘Suriyeli mülteciler krizi’ küreselleşmeye devam ederken, 2.5 milyondan fazla sığınmacının bulunduğu Türkiye’ye de, çok boyutlu sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlarla ilerleyerek daha uzun süre, bu sürecin devam edeceği görülmektedir. AB ile varılan ‘Suriyeli mültecileri bize gönderme‘ anlaşması ile birlikte önümüzdeki süreçlerde daha da derin sosyal ve siyasal sorunlara evrileceğini görmek işten değil. Yani Türkiye’deki mülteci sayısı daha da artacak ve Türkiye hükümetinin, Suriyelilerin büyük oranda ülkede kalıcı olacaklarını kabullenmemesi ve halklardan, insandan yana; akli ve kapsamlı politikalar geliştirememesi, yaklaşık 4,5 yıllık süreç içerisinde bir sistemli planlama yürütmemesi krizin derinleşmesinin temel nedeni olarak görünmektedir.
Türkiye, 2011 Mart ayında Suriye’de başlayan çatışma ve savaş ortamından kaçan Suriyelileri başından beri “açık kapı politikası” izleyerek geri çevirmiyor. Ve “geçici koruma” sağlayarak ülkeye kabul ediyor. Avrupa dışından geldikleri için “geçici koruma” başlığı altında “sığınmacı” statüsüne sahip olabiliyorlar. Sığınmacı statüsü de, mültecilerin sahip olacakları doğal hakları içermiyor. Bu durum, Türkiye’de kalan Suriyelilerin statüsüz bir hale dönüşmelerine yol açıyor.
ANF/ FERHAT ARSLAN

Yorumunuzu yazınız