PAYLAŞ

“Maraş bize mezar olmadan, düşmana gülizar olmaz.”

Maraş’ta etnik temizlik tamamlanmak isteniyor. Kürdistan’ın diğer illerinde de bunun altyapısı hazırlanıyor. Cizre, Şırnak, Sur, Silopi, Nusaybin, Yüksekova, Hakkari yıkıntıları üstünde etnik yapıyı değiştirecek hazırlıklar yapılıyor. Kamulaştırma adı altında yapılan şeyin ne olduğu biliniyor. Maraş gibi bölgelerde zaten Büyükşehir yasası kapsamında Alevi köylerinin meraları devlet arazisi haline getirilmek suretiyle, yerleşim alanları arasına Truva atı gibi alanlar kuruluyor. Devletin el koyduğu alanların kimliksel dönüşümü için her şey deneniyor, yapılıyor. Bölgede kalanlara bile tahammül edilmiyor. Köylerine, arazilerine el konuyor. Yaşam alanları daraltılmak suretiyle Kürt Alevilerini Maraş’a gidemez hale getirmek isteniyor.

Maraş’ın Aşağı Terolar -Sivricehöyük- de yapılmak istenen kamp bu siyasetin bir parçası olarak kuruluyor. Etnik temizlik için savaş mağdurları kullanılıyor. Sahiplenme adı altında iç siyasetin malzemesi yapılıyor. Suriye’de savaşı derinleştirip, savaşı bitirecek adımların atılması engelleniyor. Göç üzerinden, girdiği çıkmazı aşmak istiyor. Avrupa’yı teslim aldığını sanıyor. Bölgeyi teslim almak istiyor. Bunu yaparken de hiçbir değere saygı duymuyor.

Maraşlılar mülteci karşıtı bir duruma düşürülmek isteniyor. Ki; Maraşlılar mülteciliği bilirler. Maraş Katliamı sonrası dünyanın dört bir yanına dağıtılmışlardır. Mülteci olarak gitmişlerdir, göçmen olarak gitmişlerdir. Evlerini, topraklarını geride bırakıp gitmişlerdir. Geldikleri yerlerde büyük acılar yaşamışlardır. Acıyı en iyi bilen topluluklardandırlar. İşte bu topluluğa karşı bir mülteci meselesi çıkarılıyor. Ve sanki bu topluluk mülteci karşıtı bir toplulukmuş gibi yansıtmaya çalışıyor. Kirli emellerinin görmediğimizi sanıyor.

Kürtlerde bir laf vardır “Av mala nivanan e”. Kürtler birisini övdükleri zaman bu cümleyi kullanırlar. “O misafir ağırlayan evdir”. Bunu en iyi şekilde yapmışlardır. Dışardan gelen topluluklarla iç içe yaşamasını bilmişlerdir. Misafirliklerinde kusur etmemişlerdir. İşgalci, talancı bir gelenekten gelenlerin bunu çarpıtarak, yandaş medyanın Maraşlıları hedef alması abesle işgal etmektir.

Maraşlıların tavrı savaşın önüne geçmek, çatışmanın önüne geçmek, sarayın onu siyasal ve sosyal olarak örgütlemek istediği o rejimsel duruşun karşısında duran demokratik bir harekettir. Bu kampların IŞİD’in alanı olmaktan çıkarılması mücadelesidir. IŞİD ve saray örgütlenmesine, planlarına karşı bir hareket olarak okumak gerekmektedir.

Maraş 1978’de viraneye çevrildi. İnsanlar yurtlarından edildi. Göçe zorlandı. Böylesine bir zemin oluşturuldu. Sonra sorumalarına sahip çıkanlara, böylesine bir zemin üzerinden “dışarıdan gelenler” diye yaygara koparılıyor. Utanılmadan, sıkılmadan Maraşlılara böyle deniyor. Topraklarına, atasının mezar taşına sahip çıkanlara yeniden çatışma dayatılıyor. Toplum çatışma zeminine çekiliyor. Geçmiş hatırlatılıyor. “Sizi nasıl kestik hatırlayın” deniyor. “Gene yaparız, yaptırırız” deniliyor.

Çatıştırılıyor, tanklarla, toplarla kentleri bombalıyor, kendisi de sanki barışın, istikrarın temsilcisiymiş gibi duruyor. Toplumu aşağılıyor, hakaret ediyor bunun üzerinden sanki değerlerin temsilcisiymiş, koruyucusuymuş gibi davranıyor.

Kürt bölgelerinin tümünde bir çatışma ve gerginliğin bir kırılma yaratacağı bilindiği halde bunlar yürütülüyor. Soruna sorun katılıyor. Soruna sorun katmak üzerinden bir beslenme yaratılıyor. Şu anda AKP iktidarı Türkiye’de sadece bir mekanizmanın ve birilerinin iktidarı biçiminde şekillenmiyor. Aslında yeni bir anlayışın, tarzın yerleştirilmesi biçiminde şekilleniyor.

Erbakan’ın “kanlı mı, kansız mı” noktasından, kanlı bir tercih üzerinden yürünüyor. Bu kanında, kimlerin kanı olduğu, görülüyor. Kurulmak istenen sistemin bütün verileri görülüyor. IŞİD ortaklığında yol alınmak isteniyor. Bunda, dünyaya rağmen direniliyor.

Bu klasik Türk-İslam sentezinin de ötesinde bir duruma tekabül ediyor. Bir kişinin iki dudağı arasında çıkacak kelimelere hapsedilirmiş bir ülke dayatılıyor. Tüm değersizliğin, kişiliksizliğin örgütlendirildiği bir Türkiye isteniyor. Muhalefet ne yapıyor. HDP kendi cephesinde direniyor. MHP, Kürt, Alevi düşmanlığı üzerinden AKP’ye kendisini yedekliyor. CHP ikirciklikten öteye geçemiyor.  Asıl düğüm de burada kilitleniyor. Saray, AKP, Kemalist’inden tutun, sosyal demokratına, liberalinden, muhafazakârına kadar, tüm kesimleri ortadan kaldırmayı hedefliyor. Muhafazakârlığında ötesinde bir gericiliği örgütlüyor.

Tüm kesimlere yönelik bir operasyonel durum söz konusu iken, CHP’nin hala arada kalıyor olması, hala ilkel refleksler içerisine giriyor olması kabul edilebilir bir durum değildir. Yapılanlara zemin oluşturmak, güçlendirmek ve desteklemek anlamına geliyor ki, bugüne kadar yapılanlar bunun böyle olduğunu gösteriyor. Eren Erdem’in meselesinde ortaya konan şey doğrunun bile arkasında duramayacak kadar basiretsizliktir. Bu ikircikli politika demokrasi cephesini zayıflattığı gibi, CHP’nin var olan varlık zeminini de giderek ortadan kaldırıyor. CHP’de devlet refleksi derinlemesine işlemiş durumda. Kendisini devlet sanıyor. Samanın altından çok suyun yürüdüğünü görmek istemiyor. Hapsedildiği yerden çıkamıyor.

Maraş bir daha yıkıma doğru sürüklenirken, herkes sorumluluğunu görmek zorundadır. Kürt Alevilerin yalnızlığı aşılmıştır. Kendisine sahip çıkan bir noktada direnişe geçmiştir. Kendince bir dili vardır. Tüm demokrasi güçlerini birliğe davet eden, yaşlı bedenlerin polis, asker dipçiklerinin önünde Gandi gibi oturdukları, mazlum bir harekettir. Masum bir tavırdır.

Görenlere Allah eyvallah…

Yorumunuzu yazınız