PAYLAŞ

Kürdistan’ı işgal eden Türk devleti, Kürdlerin dillerini, kültürlerini, tarihle­rini, inançlarını yasaklamıştır. Tüm bu politikalar Paz­arcık’ta da uygulanmıştır.

1- Devlet Pazarcık’ta ırkçılık yapmıştır.

* Pazarcıklı Kürdler kendi dilleriyle değil, sömürgecilerin diliyle okullar­da eğitim görmüşlerdir.

* Alevi olarak inançlarını serbestçe yaşayamamışlardır.

* Köylerinin, dağlarının, ailerinin adları zorla ve kanunla türkçe yapılmış; bu isimlerin kürdçe olması yasaklanmıştır.

2- Türk devleti Pazarcık’ta klasik sömürgecilik yürüttü ve yürütüyor.

* Pazarcık, kromuyla zengin bir yerdi. Çokmox köyünden Dî Şakoke‘ye kadar uzanan 40 km‘lik alanda krom yatakları vardı. Krom 7 ayrı demir­de kullanılan ve adeta altınla eşdeğerde bir madendir. 1947’de işe koyulan ve Pazarcıklı olmayan Çanakçı Şirketi 800 bin ton krom götürdü. Ve bugüne kadar 2 milyon ton krom çıkarıldı. Bunun sadece 50 bin tonunu Pazarcıklı insanlar sattı. Diğerini Türk devleti ve Türk şirketleri sattı.

* Bugün de devlet iki çimento fabrikası kurdu. Çimentonun hammaddesi kil toprak, marn ve kireç taşıdır. Pazarcık dağları bu madenlerle örülüdür. Yılda 6 milyon ton çimento bu madenlerle üretiliyor ve satılıyor.

3- Sömürgeci devletin uyguladığı katliam ve zulüm politikası

* 1978’de Maraş Katliamı oldu. Maraş‘ta Kürd-Aleviler öldürüldü. Evleri ve işyerleri yakıldı. Sonra Kürdlerin çoğu oradan ayrıldı. Yani Kürdler bir şehir merkezini kaybettiler. Mağdurların önemli bir bölümü Pazarcıklıydı.

* 1980 askeri darbesinde Pazarcık‘ın her köyü askeri kışlaya çevrildi. Faşist ordu istediği köyü basıp, istediği kişiyi gözaltına aldı, işkence etti, hapse mahkum etti. Yüzlerce Pazarcıklı 6 ay, 8 ay işkencede kaldı. Sömürgeci askerler darbe ortamında her köyde yaşlılara çeşitli eziyetler yaptı. Pazarcıklı devrimciler zindanda ve dağlarda buna karşı mücadelelerini yükselttiler. Besey Anuş, Battal Evsan ve Mustafa Yön­dem bu örneklerden sadece bazılarıdır.

4- Yayla Yasağı ve Bağların Kuruması

* 1991‘de Pazarcık‘ta yayla yasağı başladı. Her köyde en az 10 aile hayvancılıkla geçimini sağlıyordu. Pazarcık köylerine ait 100‘den fazla yayla vardı. Gundî Mamiş gibi bazı köyler de tümüyle hayvancılık yapar ve sürü besler­lerdi. Hatta öyle ki Antep’in kurbanlarının yüzde 70’i Pazarcık‘tan giderdi. Yayla yasağı hem hayvancılık kültürünü, hem de çok önemli bir ekonomik faaliyeti yok etti.

Türk devleti adım adım Pazarcık‘ı ekonomik yönden de çökertmeye başladı.

* Bu dönemde vahşet düzeyindeki bir gelişme de bağcılık alanında yaşandı. Neredeyse bütün köylerin bağları bir yıl içinde kurudu. Kimisi buna iklimi gerekçe gösterdi. Kimisi bazı böcekleri… Kimisi de bağların yaşını… Kimse doğru dürüst bir araştırma da yapmadı. 10 ayrı üzümün yetiştiği Pazarcık, bir anda bağsız, üzümsüz, pekmezsiz, mûjsuz (kuru üzüm), pastıksız kaldı.

5- Avrupa’ya Göç Ettirme Politikası

Pazarcık ekonomik olarak yok edilmekle karşı karşıya bırakılırken Av­rupa‘ya göçler 1990‘la birlikte yoğunlaştı. 1990-1995 arasında Pazarcık‘ta şebekeciler tarafından dolandırılmayan köy kalmadı. İnsanlarımızın yüz­lerce milyon Mark parası şebekecilere kaptırıldı. Devlet, Türklere pasaport vermezken Kürdlere çok kolay bir şekilde verdi ve Pazarcık‘ı insansız­laştırmanın son adımlarını atmış oldu.

Milone Soqî köyünden aile dostum Hasan Kanat‘ın söylediği gibi „bugün Pazarcık‘taki mezarlıklar köylerin büyüklüğünü geçti.“ Çünkü, Pazarcık nüfusunun önemli bir kesimi Avrupa‘ya geldi. Bugün Avrupa‘da tahminen 100 bin Pazarcıklı bulunmaktadır.

Devlet bu göçler sayesinde önemli bir muhalif kesimden kurtulurken, Avrupalı sağcı partilere de „Size yabancı gönderiyorum. Bol bol sağcılık yapabilirsiniz“ dedi.

İşgalci, faşist, ırkçı Türk devleti kendi işini yapıyor. Sömürüyor, öldürüyor, yok ediyor. Ama biz de her zaman onun baş ağrısı olmaya devam edeceğiz. Taa ki özgürlük bizim olana dek… Binlerce şehidimiz ve mahpusumuz bunun kanıtıdır.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız