PAYLAŞ

ERDAL YILDIRIM

Son yaşananları dikkatlice okuyalım ve yüzlerce yıldan beri bu topraklarda yaşanan kimi iğrençlikleri, devlet erkini elinde tutanların nasıl savunduklarını ibretle görelim.

Geçtiğimiz günlerde Karaman’da Ensar Vakfı adlı sözde eğitim kurumunda sekiz – on yaşlarındaki toplamda 45 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunan bir öğretmenin 10 çocuğa tecavüz ettiği polis raporuyla belgelendi. Medya ve basın organlarında yer alan bilgilere göre de şüpheli kişinin Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip Lisesi ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği’ne yakın kişilerin kiraladığı evlerde ders verdiği iddia ediliyor.

Bu iğrenç saldırının sorumlularının adalet önüne çıkartılması, bunlara göz yumanların hakettikleri şekilde yargılanmalarının sağlanması bir yana, devlet kademesinde etkili ve yetkili kişiler bu tecavüzleri ya görmezden geliyorlar, ya da çok basit bir “hata” gibi niteleyerek, üstünü kapatmaya ve nerdeyse “masum”, “olağan” bir şeymiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Üstelik bunu söyleyen, hem tacizci öğretmeni, hem de vakfı savunan kişi de, ne yazık ki, Aile ve Sosyal politikalardan sorumlu olan bakan ve diyor ki: “Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz.”  

Bu söylem akıl, ruh ve vicdan sağlığını zorlayan, nerdeyse taciz ve tecavüzü kutsayan sapık ve sapkınca bir düşünce.. Bu düşüncenin kaynağı çok eskilere dayanıyor.. Tarihi iyi incelediğimizde göreceğiz ki, şuan iktidar erkini elinde bulunduranların, “ecdadımız” dedikleri de bu ve buna benzer sapkınlıkları yıllarca sürdürmüşler.

Yeni Osmanlıcı bu zihniyetin ecdadı da, “içoğlan” rezaleti diye adlandırılan uygulamanın sahipliğini yapmışlar.. Tarih sayfalarına “Osmanlının 444 yıl süren İçoğlan Rezaleti” olarak geçen 1389 – 1833 yılları, günümüzde yaşanan bu iğrençliklerin alt yapısını ve zihin altındaki yansımasını çarpıcı bir şekilde göstermektedir.

Tarihçiler, Osmanlı imparatorluğunda “içoğlanı” yetiştirilmesi uygulamasının Yıldırım Bayezid döneminde, yani 1389’da başlandığını, Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481) içoğlan yetiştirilmesi usulü belirli bir sisteme kavuşturulduğunu ve uygulamanın 1833 yılında kaldırıldığını belirtirler.

Örneğin tarihçi Ali Kemal, Lale Devri haremi için şöyle yazar. “Erkeğin her bir çeşidine özlem içinde olan saray kadınları, zenci harem ağalarıyla yatıp kalkıyorlardı. İçinde yirmi bin yabancı soylu kadının, bini aşkın zencinin, beş binden fazla Sırp, Arnavut soylu bostancı ve içoğlanın hüküm sürdüğü bu büyük genelev, kendine özgü dünyasında yine de her zamanki gibi pırıl pırıldı. İçki, saz ve söz âlemlerinin tek nedeni, cinsel içgüdülerini kamçılamak, elde edilecek zevki sonsuza ulaştırmaktı. Günah ise halk içindi.”

Osmanlı İmparatorluğunda “esir ve köle cariyelerden, içoğlanlardan” geçilmiyordu. Yönetim şekli baskıcı, hak ve hukukun olmadığı feodalite üzerine kurulmuştu. Sosyal yaşam ise saraylarda, konaklarda, yalılarda çirkin, iğrenç ilişkilerle sürüyordu. Ekonomik düzen feodal sömürü üzerine bina edilmişti. Eken de, biçen de yoktu….Hazırcı , hırsız ve rüşvetçi bir yapı yüzlerce yıl sürdü ve bu düzen şiirlere konu oldu.

“şalvarı şaltak Osmanlı

  eğeri kaltak Osmanlı

  eken de yok, biçen de yok

  yiyende ortak Osmanlı..”

Günümüz Yeni Osmanlıcılarının sömürücü, gerici ecdadı, yüzlerce yıl bu sapkın ve sapık ilişki modelini sürdürdü.. Ve şimdi o ecdadın torunları çeşitli yerlerde, vakıflarda, okullarda yaşanan “erkek çocuklarına”,”kız çocuklarına”, “genç kızlara”, “kadınlara” yönelik saldırı,taciz ve tecavüz iğrençliklerini savunuyorlar.. Bakan konumuna gelmiş kişiler dahi bu iğrençlikleri savunur bir akıl tutulmasıyla karşımızda boy gösteriyorlar.

Geçmiş yıllarda ve günümüzde, özellikle çeşitli cemaat ve vakıfların denetimsiz olarak işlettikleri birçok yurt, dersane, kuran kursu gibi yerlerde erkek ve kız çocukları taciz ve tecavüze uğruyor. Ülke genelinde de hükümetin tacize ve tecavüze göz yuman, tecavüz edileni suçladığı bir zihniyet ve bundan kaynaklı uygulamaları sonucu taciz ve tecavüzler artarak devam ediyor. Tecavüzcüler yakalanmıyor, adalet önüne çıkartılmıyor, yakalananlar da az cezalara çarptırılıyor, ya da hiç ceza almıyor ve yeniden tecavüze devam etsinler diye salınıyorlar. .

Son zamanlarda giderek artan bu taciz ve tecavüz olaylarına karşı hükümetin asli görevi, derhalolayın bütün sorumlularını, suçlularını, göz yumup seyirci kalanları, suçu ve suçluyu övenleri, destekleyenleri tespit etmek, açığa çıkarmak ve yargı karşısına çıkarmak olmalıdır.

23 Mart 2016

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız