PAYLAŞ

NURAY BAYINDIR / İRFAN DAYIOĞLU

16 Mart günü muhtarlara seslenen Erdoğan „ya benden yanasınız ya da düşmansınız“ anlamına gelen çok sert bir konuşma yaptı. Yaptığı konuşmayla başta Kürtlere, ardırdan onları sözle de olsa destekleyen, iktidarı eleştiren herkese açık savaş ilan etti.

HDP’lilerin derhal parlementodan atılmasını isteyen aksarayın kara sultanı, HDP dışındaki  düzen partileri MHP ve CHP’ye de çağrı yaparak „millet Koalisyonu“ kurulsun dedi.  Bununla da yetinmeyen Erdoğan, Kürtlere karşı sürdürülen savaş politikasını desteklemeyen ve barış diyen herkesi de düşman ilan etti.

Anlaşılan Erdoğan’a AKP hükümetinin Kürdistan’da uyguladığı vahşet yetmemiş olacak ki, Düne kadar sadece PKK, PYD ve YPG’yi terörist gördüğünü söylerken, şimdi  bunlara ek olarak HDP başta olmak üzere Kürtleri destekleyen hangi örgütlenme varsa hepsini terörist ilan ediyor ve HDP milletvekillerinin meclisten derhal atılmasını emrediyor !

Bay  Başkan devam ediyor; „Dokunulmazlıklar meselesini süratle neticelendirmeliyiz. Parlamento bu konuda adımını süratle atmalıdır. Yani, bir kişi mi olsun, iki kişi mi olsun? Böyle bir şeyi konuşamayız. Biz, ortaya ilkeyi koymalıyız, ilkeyi. Nedir bu ilke? Benim Kürt kardeşlerimi, vatandaşlarımı sokağa dökmek suretiyle 50-52 kişinin ölümüne vesile olanlar bu ülkede teröre teşvik eden insanlar olarak yargılanmayacak da bu parlamentonun içerisinde gelip boy gösterecek ve bunları bu millet seyredecek öyle mi? Öbür tarafta, arkasında PKK’nın, PYD’nin, YPG’nin olduğunu çok açık net olarak söyleyenler bu ülkede temiz olacak öyle mi? Bunlara karşı parlamento eğer gerekli tavrı ortaya koymazsa bu millet ve bu tarih bu parlamentodan hesabını sorar.”

Erdoğan için Kürtlerin var olduğunu söylemek bile artık terörist olarak adlandırılmaya yeter hale geldi. Efendim kendileri artık HDP’yi meşru siyasi aktör olarak görmüyormuş Sultan hazretleri  “Terörle mücadelede yanımızda olan dostumuzdur, karşımızda olan da düşmanımızdır. Bunun bilinmesi lazım. Mesele bu kadar açık, bu kadar nettir.” diye devam ediyor.

Bay başkan hızını alamıyor „yeni bir terör tanımı“ yapılmalıdır diyerek, eylemi yapanlar dışında insan hak ve özgürlüklerini savunanları da, parlementer sistemi savunan siyasi partileri de, STK üyelerini de, yani daha açık bir söylemle kendisinden olmayan herkesi terörist ilan etmenin hukuki gerekçelerini  hazırlayın diye hükümete çağırı yapıyor.

Tarihte çokça örnekleriyle karşılaştığımız totaliter rejimlerin ayırt edici özelliklerinden biri, terör suçunun kapsamını siyasallaştırıp, esnekleştirmeleri ve iktidarın baskı ve sindirme aracı haline getirmeleridir. Erdoğan da tüm otoriter rejim liderlerinin yaptıklarını örnek alıyor ve tüm toplumsal kesimlere gözdağı vermeye çalışıyor.

Hızını alamayan Erdoğan kükrüyor; „Efendim, (köşe yazarıymış, düşüncesini belirtiyormuş), ne olursan ol, beni bağlamaz. Eğer senin kalemin teröristin yanında yer alıyorsa sen benim karşımdasın. Gün, mücadele günüdür, gün zalimlerin üzerine en sert şekilde gitme günüdür.”

Şimdi bu memleketin aklıselim insanları bu söylenenlere karşı susacaklar mı? Susarak onay verecekler mi?

Adam açıkça bir savaş ilanı yapıyor, bu ülkenin ulusalcı  sözde sol siyasi partileri,  sözümona kanaat önderleri ise sus pus olmuş bekliyorlar. Ankara olayında haklı olarak terör eylemine tutum alırlarken sıra Kürdistana ve oradaki katliamlara gelince, devlet terörüne, soykırım „çökertme ve göçertme“ amaçlı, insanları diri diri yakma eylemlerine gelince kafayı kuma gömüyorlar.

HDP Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız anlatıyor:  “Sağlam kalan evlerde operasyonları yapan birliklerin nasıl ruhsal sıkıntılar yaşadığını gördük. Kürtlüğü, Türklüğü, her şeyi bir tarafa bırakın, tüm erdemler yok edildi. Hiçbir etiğin hukukun, hassasiyetin gözetilmediği bir operasyondu. İnsanlığı bitirme operasyonu.“

Kürtler de, yarın şöyle derlerse „Ey  bu ülkeyi sevenler, bugün içinde bulunduğumuz kaos ortamının tek sorumlusu kendini yitirmiş gibi sağa sola saldıran, Kürt halkının onuru ve şerefini ayaklar altına alan bu sultan bozuntusuna tutum almayanların tümü bizim düşmanımızdır. Tümü halk düşmanıdır, haindir, işbirlikçidir.“ derlerse cevabınız olacak mı?

Işte böylesi kutuplaştırıcı bir gidişata dur diyebilmek için; artık tüm siyasal kaygılardan, örgütsel kaygılardan uzak, tamamen insani ve vicdani duygularımızla hareket ederek olaylara tutum almamız gerekiyor.

AKP iktidarının başı tarafından ilan edilmiş ve pratiğiyle Kürdistanda taş taş üstünde bırakmayan bir topyekün savaş gerçekliği var. Bu gerçeklik karşısında hala „biz iki tarafı da haklı bulmuyoruz“ diyerek bir üçüncü yol varmış gibi yaparak iktidarın yanında durduğunuzu gizleyebilir misiniz?

Bugün ülke, arkasına Ergenekon çetelerini almış Erdoğan tarafından bilerek ve isteyerek hızla bir kamplaşmaya sürüklenmektedir. Bu kamplaşmada sermayeden, zulümden, inkardan, imhadan, yok saymadan, toplumsal soykırımdan yana olanlar  Erdoğan’ın yanındadır. Bundan dolayı medya suskundur, bundan dolayı doğuda kan gövdeyi götürürken, batıda çıt çıkmamaktadır.

Şimdi asıl tutum belirlemesi gerekenler, insan hakları savunucuları, sosyalistler, devrimciler, çevreciler, müslümanlar, Aleviler, bilcümle ezilenlerdir. Bugün Kürt halkına savaş hukukuna bile sığmayan vahşeti uygulayan bu iktidar  siz sustukça, bazı kaygılardan dolayı „iki tarafa da eşit mesafede kalalım“ anlayışını aşmadıkça, açıkça mazlumun safında amasız, fakatsız yer almadıkça. Yarın sıra size geldiğinde haklı olsanız da,  „biz direniyoruz, Kürtler nerede?“  deme hakkını kaybedersiniz.

Ek olarak, suskunluğunuzdan dolayı daha fazla zulüm görmüş, katliama uğramış Kürt halkının evlatları  artık normal insandan beklenen tepkilerin dışında tepki vermekte haklı olurlar. Bugün iktidara ses çıkarmayanlar, Kürtlere sağduyu çağrısı hiç yapamazlar. Çünkü sağduyulu olması gereken zulüm uygulayanlardır. Zulme uğrayanlar, oturup toptan imha edilmeyi beklemezler. Kürtler de elbette eli kolu bağlı öldürülmeyi beklemeyeceklerdir. Yapabildikleri kadar kendilerini savunacaklardır.

Devrimciler elbette sivilleri hedef alan eylemleri onaylamazlar. Ancak devrimciler aynı zamanda bu tür olayların olmaması için önceden haklının yanında açıktan tutum alırlar. Devrimciler  iktidarın bir halkı toptan yoketmek girişimine engel olmaya çalışırlar. Güçleri oranında mazlumun safında faşizme karşı mücadele geliştirirler. Devrimciler, mücadeleye büyük bedeller ödemek gerektiğinin bilinciyle atılırlar.  Tarihsel koşulların dayatmasıyla, zaman ve zemin hazır olmasada devrimciler ; bazen faşizme karşı mücadelede kaybedebileceklerini bile bile savaşmayı göze alırlar. Çünkü devrimciler bilir ki, tarihsel an gelip çattığında „teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür.“

Bugün böyle bir süreçten geçilmektedir. Erdoğan’ı da teslim alarak yanına çeken derin devlet  kendilerine karşı mücadelenin en dinamik kesimlerini imha ile işe başlayarak adım adım faşizmi iktidarlaştırıyor.

Devrimcilerin görevi bu gidişe dur diyebilmek için en geniş muhalefet cephesini örmektir.

Faşizme karşı mücadele sisteme karşı mücadeledir.

AKP iktidarının değişmesi tek başına faşizmi ortadan kaldırmaz. Olsa olsa geriletir.

AKP iktidarı Erdoğan vasıtasıyla Kürt halkına ve dostlarına, Türkiyeli aydınlara, devrimcilere, demokratlara, tüm ötekileştirilen toplumsal kesimlere tek seçenek bırakıyor. Bu da „tartışmasız gelin teslim olun“ seçeneğidir.

Devrimciler bu gerçekliğin bilinciyle, faşizmin zulmüne karşın, aslında TC devletinin bölgedeki savaşta en büyük kaybeden olduğunu da akılda tutarak mücadeleyi yükseltmek göreviyle karşı karşıyadırlar.

Bugün Kürt halkına karşı topyekün bir savaş ilanıyla Kürdistan’da taş üstünde taş bırakmayanlar, Nato’nun ikinci büyük ordusuyla bir Kürt mahallesini ancak üç ayda ele geçirebiliyorsa kazandıkları zafer olsa olsa, Pirus zaferi olabilir.

Öte yandan Erdoğan’ın 16 Mart’taki savaş ilanına ek olarak 17 Mart günü başbakan Davutoğlu ; “Gelin dokunulmazlıkları hep beraber kaldıralım. Yani bugünkü çağrımız hiçbir parti ayrımı gözetmeden, şu anda Meclis’te dosya olarak bekleyen 506 dokunulmazlık fezlekesi var, hepsini birden kaldıralım. AK Parti’nin çekinecek hiçbir dosyası yoktur. Hiç çekinmiyoruz.”  Çıkışıyla yeni bir oyunu devreye sokmak istiyor.

İktidar Bu tür kurnazlıklarla HDP’li vekillerin vekilliğini düşürmeyi  amaçlıyor.  Açıklamadan hemen sonra CHP ve MHP „kürsü dokunulmazlığı hariç“  var olduklarını belirttiler.

Öte yandan T24’e değerlendirmelerde bulunan HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken de, “Bu konuda partimizin sunduğu iki tekliften birincisi zaten bu yönde bir karar alınmasıydı. O bakımdan Davutoğlu’nun çağrısını olumlu karşılıyoruz” dedi.

“Görüşülen dosyaların içeriğiyle ilgili kamuoyunun şeffaf bir şekilde bilgi alması sağlanmalı” diyen Baluken, “Bizim ikinci teklifimiz 550 milletvekilinin dokunulmazlıklarının tamamının kaldırılmasıydı. Bu konuda da ilerleyen günlerde bir adım atılırsa destek verilecektir” diye konuştu.

Bu fezlekelerin 278’si HDP’lilere ait. Bu fezlekeler aracılığıyla 41 HDP milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması isteniyor. 134 fezleke CHP için, 40 AKP için, 14 MHP için ve 4 bağımsız için bulunuyor.

Erdoğan’ın „millet koalisyonu“ kuralım  çağrısına MHP zaten çoktan destek vermektedir. CHP ise AKP’ye geçmişte neden PKK ve Öcalan’la görüştün diye dava açmaya çalışmaktadır ve „hükümet teröre karşı (siz Kürtler anlayın)  ne yapacaksa biz açık çek veriyoruz“ diyerek „millet koalisyonu“nda yer alacaklarını beyan etmişlerdir.

Bugün TBMM zaten işlevsiz bir kurum haline getirilmiştir. Ülkeyi Erdoğan tek başına MGK ile ittifak içinde yönetmektedir. Bu ülkenin seçilmişlerinin iktidar üzerinde hiç bir yaptırım gücü bulunmamaktadır. Dolayısıyla tüm milletvekillerinin dokunulmazlığı kalksa da olur, kalkmasada.

Erdoğan’ın derdi „seni başkan yaptırmayacağız“ diyenlerledir.

Gündeme getirilen tüm gerekçeler aslında kürsü dokunulmazlığı çerçevesindedir. Zaten yarın göreceksiniz sıra HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırmaya gelince tüm öteki partiler işbirliği yapacaktır. Ve bu meclisten sadece HDP’liler ihraç edilecek ve hapse gönderilecektir.

Davutoğlunun „restinizi görüyorum“ tavrı tamamen bir aldatmacadan  ibarettir.

Orta yerde giderek Kürt-Türk boğazlaşmasına kadar varabilecek bir savaş gerçekliği dururken, insanları sahte gündemlerle meşgul etmeden, bu kanlı savaş oyununu teşhir etmek ve Erdoğan ve iktidarını tecrit ederek bu savaşın önüne geçecek politikalar üretmek tüm devrimcilerin-demokratların birincil görevi olmalıdır.

Erdoğan savaşmadan iktidarda kalamayacağını iyi bildiğinden bu kaos ortamının devamını istemektedir. Bize düşen görev ise halkların eşit ve özgür koşullarda birlikte yaşamasını sağlayacak bir barışı tesis etmek için mücadele etmektir.

Barış Erdoğan’ın sonudur ve Erdoğan barışın önündeki en büyük engeldir. Bu denklemi çözmek ise biz devrimcilerin boynunun borcudur.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız