PAYLAŞ

Kahramanmaraş’ta 12 Eylül’den sonra işkencede öldürülen Mehmet Ceren’in “iki bildiri dağıtmak” ve “lisede İstiklal Marşı’nı okumamak” suçlarından ötürü arandığı ve bizzat gidip teslim olduğu ortaya çıktı. 24 yaşındaki Ceren, alınan son ifadesinde, Kahramanmaraş’ta işkence görmekten korktuğu için Adana’da teslim olduğunu söyledi. Ceren bu ifadesine rağmen sorgusunun yapılması için Kahramanmaraş’a gönderildi. Burada, teslim olduktan iki hafta sonra işkencede öldürüldü. Ailesine Ceren’in “intihar ettiği” söylendi.

12 Eylül’den sonra Kahramanmaraş’ta Ali Ekber Yürek, Mehmet Ceren, Fehmi Özarslan ve Cennet Değirmenci’nin işkencede öldürülmesine ve çok sayıda yurttaşın işkence görmesine ilişkin 2010 yılında soruşturma başlatılmıştı. Afşin’de başlayıp Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı’nda devam edilen soruşturmada geçen yıl takipsizlik kararı verilmişti. Yürek ve Ceren aileleri, avukat Hüseyin Aygün aracılığıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvuru için harekete geçince soruşturma dosyasının bir örneği kendilerine verildi. Bu dosyanın açılmasıyla, Mehmet Ceren’in öldürülmesine ilişkin 1981 ve 2012 yılına ait evraklara ulaşılmış oldu.

12 Eylül’den sonra yakalama kararı çıkarılan Ceren, 6 Ekim 1981’de Adana’da Askeri Savcılığa teslim oldu. Adana 1 No’lu Askeri Mahkemesi’ne sevk edilen Ceren, “Herhangi bir örgüt kurmadım, örgüte üye olmadım. Arandığım zaman evde yoktum. Sonradan kendim giderek teslim oldum” şeklinde ifade verdi. Gıyabi tutukluluk kararı yüzüne okunan Ceren, Adana Cezaevi’ne gönderildi.

Ceren, 7 Ekim’de Adana Askeri Savcılığı’na tahliye dilekçesi sundu. Dilekçede “Tutuklanmama neden olarak Devrimci Savaş örgütüne üye olmak ve Anayasa’yı cebren ilgaya teşebbüs etmek suçlaması gösterildi. Gerçekte benim söz konusu örgütle ve isnat edilen suçla uzaktan yakından ilgim yoktur. Bu nedenle tutukluluğuma itiraz ediyorum. Dosyamın tekrar incelenerek, kendi teslim oluşum göz önüne alınıp tahliyeme ve mahkemenin tutuksuz olarak yürütülmesine karar verilmesini arz ederim” dedi. Ne var ki tahliye edilmedi.

MARAŞ’TA İŞKENCE VAR DİYE ADANA’DA TESLİM OLMUŞ

Bu arada Adana Askeri Savcılığı 13 Ekim 1981’de Ceren’in ifadesini aldı. Ceren, kayıtlara geçen bu son ifadesinde “Ben Devrimci Savaş isimli örgüte girmedim, örgüt doğrultusunda çalışmalar yapmadım. Eğitim ve seminerlerine katılmadım. Ben 1979’dan 1980 Temmuz ayına kadar Afşin’de iş yerinde çalıştım. Ancak örgüte zorla para topladım. Örgüte mensup herhangi bir şahsı tanımam” dedi. Arandığından haberdar olmadığını kaydeden Ceren, bu süreçte Karabük’e gittiğini ve bu arandığını burada duyduğunu belirtti. İşkence görmekten korktuğu için Kahramanmaraş’a gitmeyip Adana’da teslim olduğunu belirten Ceren, “İşkenceden korktuğum için Maraş’a gidip teslim olmadım. Adana Sıkıyönetim Askeri Savcılığı’na teslim olmayı yeğledim. Bana isnat edilen örgüte girmek, pankart asmak suçunu işlemedim” dedi.

İKİ HAFTA SONRA ÖLDÜRÜLDÜ

Ancak Ceren’in teslim olduğu bilgisi Sıkıyönetim Komutanlığı Kahramanmaraş Komutan Yardımcısı Tuğgerenal Yusuf Haznedaroğlu’na ulaşmıştı.

Haznedaroğlu, 12 Ekim’de Adana Sıkıyönetim Komutanlığı’na yazı yazıp “Adı geçen şahsın irtibatlı olduğu örgüt mensuplarını yakalamak için soruşturmaya ihtiyaç duyulmuştur” dedi ve Ceren’in Kahramanmaraş’a gönderilmesini istedi. Yazı ekinde, Ceren’in karıştığı iddia edilen üç “suç” gösterildi. Bunlardan ikisi, 1979’da Afşin’deki santral inşaat sahasında bildiri dağıtmak; diğeri ise 1980’de Afşin Lisesi’nde İstiklal Marşı okumamaktı. Bu amaçla Ceren, 20 Ekim’de Adana’dan Kahramanmaraş’a gönderildi. Ceren, geldikten bir gün sonra, 21 Ekim’de hayatını kaybetti.

Sıkıyönetim Komutanlığı Adana Askeri Savcılığı, 11 Mart 1982’de kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Kararda, Ceren’in “yolda sık sık öksürdüğü, ikram edilen sigarayı içmeyip elmayı almadığı, gece yatırılmak istendiğinde ‘Üşüyorum, başım dönüyor, öleceğim’ dediği” savunuldu. Sabah teşhis için beklenirken aniden rahatsızlandığı iddia edilerek, ani kalp yetmezliği sonucu öldüğü iddia edildi. Vücudunda bulunan kabuk bağlamış yaraların ise teslim olmadan önceki bir tarihe ait olduğu ileri sürüldü.

‘BİLMİYORUM, HATIRLAMIYORUM’

Soruşturmanın yeniden açılması üzerine Haznedaroğlu‘nun ifadesi alındı. Haznedaroğlu, 9 Ekim 2012’de alınan ifadesinde, “O dönem sorgulama işlemi polisler ve savcılar gözetiminde yapılırdı. Biz sadece nasıl sorgulama yapıldığını, işkence edilip edilmediğini ara sıra kontrol amacıyla bulunduk” dedi. Ali Ekber Yürek’in kendi yetki alanı dışında bir yerde öldürüldüğünü savunan Haznedaroğlu, “O konuyla alakalı bir bilgim yoktur” dedi. Fehim Özarslan’ın ölümünün ne şekilde olduğunu bilmediğini iddia eden Haznedaroğlu, “Üzerinden zaman geçmiş olmasından dolayı pek hatırlamıyorum” dedi. Mehmet Ceren’in ölümüne ilişkin otopsi raporları ve polislerin ifadelerini sunan Haznedaroğlu, “Hiçbir suretle gözaltında bulunanlara şiddet uygulanması için talimat vermedim. Hiçbir rütbeli asker de böyle bir talimat vermemiştir. İşkence yapılmasına dair polislere talimat verilmemiştir. O dönemde sorguya katılan görevlilerin sayısı 15 civarıydı. Çok zaman geçtiği için bunların isimlerini hatırlamıyorum. Gözaltında ölenlerle alakalı bir talimatım yoktur” dedi.

İSMAİL SAYMAZ – radikal

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız