PAYLAŞ

Alevilerin talepleri belidir. Aleviliğin anayasal güvenceye kavuşturulması suretiyle, devletin tüm alanlarında uygulanan ayrımcı politikalara son verilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması, zorunlu din dersleri altında devletin Türk-İslamcı eğitimi bırakması. Ve cemevlerinin yasal statüye kavuşturması.

Bunların uygulanılabilirliği, demokrasilerde mümkün olabilecektir. Demokrasinin uygulanabilirliğiyle ilgilidir. Demokratik olmayan bir ülkede, demokratik olmayan bir yönetimle, demokratik olmayan bir sistem içeresinde, kuracağınız, kurulacak tüm kurum ve kurumlaşmalar, hukuklaşmalar, el sıkışmalar aynı zamanda o sistemin suçlarına da, o sistemin yaptıklarına da “evet” demek manasına gelir.

Şimdi siz Başbakanlığa bağlı, ister “özerk” deyin, ister “bağımsız” deyin bu sistemsel yapı içerisinde, yani tekleştiren, tek bir kişinin iktidarı oturtmak için savaşı şiddeti esas aldığı bir pozisyon içerisinde, savaş içerisinde sizin bunları kabul etmeniz, sizin devletin, iktidarın yaptıklarını da kabul etmeniz manasına geliyor.

Bu anlamda bir sistemsel demokratikleşme talebi Aleviler için esastır. Bazıları, “Biz vergi veriyoruz, bizim verdiğimiz vergilerden diyanete para gidiyor, diyanetin hocalarına para gidiyor, devlet camileri inşa ediliyor” diyor. “Peki, siz bunu doğru buluyor musunuz?” dendiğin de “Doğru bulmuyorum” diyor. Peki, doğru bulmadığın bir şeyi, kabul etmediğin, benimsemediğin bir şeyi Aleviler konu edilince nasıl istiyorsun?

Sonuç itibariyle Diyanetin çalışma biçimi, devletle olan ilişkileri herkes için sorun teşkil ediyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, devlet dini örgütlemek, devletin, iktidarın politik çıkarları doğrultusunda fetvalar vermek gibi İslam’ı yozlaştıran, özünden koparan, Türkçü bir devlet kurumu olarak var. Alevilerin böyle bir kuruma, benzer bir kuruma ihtiyaçları yoktur. Olmadığı için zaten Alevidir.

Devletle, iktidarla kenetlenmiş bir kurumun Alevileri de nasıl bir durum içerisine düşüreceği bilinmelidir. Bugüne kadar toplumsal varlığı itibariyle suça bulaşmamış, haksızlığa dahil olmamış, her zaman mazlumun yanında durmakla övünmüş, gençlerini, inanç önderlerini eşitlik, demokrasi, özgürlük ve hak mücadelesine vermiş biz Aleviler, toplumu tekleştiren, iktidarlaşmış, şiddeti içinde barındıran ve her alana yaymış, hiç bir hukuksal yapıyı tanımayan bir yapıyla oturup nasıl haklarımızı tartışacağız. Bu en büyük çelişkimiz olur, oluyor!

Türkiye yapılanması, şekillenmesi, tercihleri ve iktidarı itibariyle faşist bir yaklaşım içerisindedir. Teşbihte hata olmaz derler; Hitler Almanyası’yla oturup, Yahudilerinin sorunlarını konuşmak gibi bir durum bu. Hitler’den medet ummak gibi bir şey.

Abartı mı bu? Hayır. Türkiye’nin son yıllardaki ittifaklarına, yaptıklarına bakmak yeterli olacaktır. Başta Kürtlere karşı ilan edilmiş olan savaşın yarattığı vahşeti, herkes görebilmektedir. Cizre, Sur, Silopi’nin durum mu ortadadır. Suriye’de faşist çetelere verilen destek ayyuka çıkmış durumda. Türkiye, Suudi, Katar ittifakının Ortadoğu’da yaptıkları katliamlar her gün basında yer almaktadır.

IŞİD’e karşı kahramanca direnen PYD’ye karşı varlığını ve kirli ittifaklarını devreye sokarken, Alevi katliamları yapan grupların Cenevre’de arkasında duran ve görüşmelere katan ittifak aynı ittifak olmaktadır. Bu anlamıyla Kürde, Alevi’ye düşman bir iktidar ve ülke ile karşı karşıya iken, muhalefeti etkisiz kılmak ve bastırmak için Alevileri sessizleştirmeye çalışmalarına dahil olmak demokrasi mücadelesine karşı durmak manasına gelecektir. Alevi tarihine karşı sorumsuzca bir yaklaşım olacaktır.

Bunun için Alevi kurumların tavrı anlamlıdır. Başbakana, Alevilerin sorunlarından önce, bölgede yapılan ziyaretlerden sonra hazırlanan “Savaşlara hayır, çocuklar öldürülmesin” başlıklı raporu sunmuşlardır. Demokrasinin olmadığı, savaşın kol gezdiği hiçbir ülkede halkların ve inançların sorunları çözülmemiş, çözülememiştir.

Biz Aleviler biliyoruz ki; son dönemde iktidarın başlattığı cemevleri tartışması, savaşına destek arayışı, muhalefetin birleşmesini engelleme, bastırma çabası ve oyalamasıdır. Hakların, hakkı belidir. Ve bu iktidar çözümün değil, savaşın tarafıdır. Muaviye’den beri biliyoruz!

Yorumunuzu yazınız