PAYLAŞ

CAN KASAPOĞLU

1 Kasım’a beş kala Alevilere bir kez daha hatırlatalım dedik..

İki hafta önce İstanbul’da düzenlenen terör operasyonunda vurularak ağır yaralanan Dilek Doğan hayatını kaybetti. Dilek Doğan iki haftadan bu yana yoğun bakımda tedavi görüyordu. Dilek Doğan’ın ölümünün ardından sosyal medyada Alevi- Kürt tartışmaları yeniden başladı. Dilek Doğan’ın ağabeyi iki gün önce bir açıklama yaparak ailesinin hem Alevi hem Kürt olduğunu açıklamıştı.
‘Taklit’ başbakan Davutoğlu ‘Biz iktidardan düşersek beyaz Toroslar gelir’ demişti.
İşte ak Toroslar geldiler ve Dilek’i vurdular. Faili meçhul (aslında belli) cinayetler hâlâ işleniyor.
24 yaşındaki Kürt ve Alevi bir genç kız, evine arama yapmaya gelen polise ‘Ayakkabınızla girmeyin’ dediği için katlediliyor.
Üstelik bugüne kadar herhangi bir soruşturma başlatılmadı. Tıpkı Maraş’ta, Dersim’de, Sivas vb olduğu gibi yani..
Kamuoyu baskısı yüzünden başlatılan göstermelik soruşturmayla sorumlular aklanmaya çalışıyor. Ve Dilek Doğan vurulduğu gün, sırf kamuoyuna ‘terörist’ imajı verebilmek için göstermelik bir soruşturma açılıyor. Dilek Doğan’ın çalıştığı adres belli, evi belli. Kaçmıyor, bir yere gitmiyor.
Ama İstanbul’un göbeğinde ak Toroslarla gelen polislerin kurbanı oluyor. Ama Dilek kızımız hem Kürt ve hemde Alevi.. Yani Osmanlıdan TC’ye ve günümüze değin yapılan Alevi kıyımlarının ne ilki nede sonuncusu..
Bir kısa hatırlatma yapmak gerekirse;
Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kızılbaş Alevi politikası hep inkar, soykırım katliam ve asimilasyon oldu.

1-OSMANLININ ALEVİ KIYIMLARI
İslamiyetin ortaya çıkışından Osmanlya ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin başından günümüze kadar Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kızılbaş Alevi politikası hep inkar, katliam ve asimilasyon oldu.
Özellikle 1400’lü ve 1500’lü yıllar başta olmak üzere Osmanlı tarafından sayısız ‘Ferman’ çıkartılarak Kızılbaşların-Alevilerin katli vacip ilan edildi.
Osmanlı döneminin en kapsamlı Alevi kıyımı ise 1514’de Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim arasındaki ‘Çaldıran savaşı’nın öncesinde 60.000 Kızılbaş Yavuz tarafından katledilmiştir..
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti ise, ‘Osmanlı Alevi katliamı yapmamamıştır’ diyerek hem ‘biz Osmanlı torunlarıyız’ diyor, katliamcı geleneğe sahip çıkıyor ve hem de köprü, havalanı vb yerlere Alevi katliamcı ve soykırımcıların
adlarını vererek adeta Alevilerle alay ediyor..

2-KOÇGİRİ KIYIMI; 6 Mart 1920
Koçgiri Katliamı Osmanlı sonrası kurulan idarenin Kürdler’e yönelik ilk icraatı olarak, adeta ardından gelecek vahşi uygulama ve katliamların habercisi olmuştur. Bu katliamı 1925, Zilan, Dêrsim ve diğer katliamlar izlemiştir.
Güney-batı Dêrsim olarak da bilinen Koçgiri, 1920’li yıllarda 135 köy ve kırk bini aşkın nüfustan oluşmaktaydı. Bu bölge 18. yüzyıl sonlarında, Osmanlı Sadrazamı Kör Yusuf Ziyaeddin Paşa’nın, Kürdistan’daki tenkil harekâtı sırasında ilk darbeyi yemiştir. Birçok çatışmanın yaşandığı bu harekâtta Sadrazam ve Serdar Kör Yusuf Ziyaeddin Paşa, eski Osmanlı yöneticileri gibi Alevi Kürdleri olan bölge halkından bir gecede hileyle 150 aşiret reisinin başını keserek, aşiretleri cezalandırma yoluna gitmişlerdir.
Ulusalcılar, Kemalistler ve genç(?) TC ise, ‘Sevr’ciler, İsyancılar’ vs diyerek katliamı ‘meşru’ göstermeye çalışageldiler..

3-DERSİM SOYKIRIMI; 1935-38
Hedef, Kürtlük, Alevilik ve Aleviliğin kutsal coğrafyası idi..
Türk devleti 1937 yılında kendisine direnç gösteren kesimleri soykırım uygulayarak ortadan kaldırdı. 1938 yılında ise, kendisine biat edenden, işbirlikçiye, tarafsız durandan devleti kutsayana kadar kesimleri soykırımdan geçirdi. Dersim’de yapılanlar Birleşmiş Milletler soykırım tarifine kesin tarzda uyuyor. Onun için artık Dersim Katliamı vs gibi kavramlar yerine “DERSİM SOYKIRIMI” kullanmak, yapılanı doğru adıyla anmak demektir.
Seyit Rıza ve 6 dava arkadaşı idam edildi.
Dersim’de 70.000 ila 100.000 İnsan katledildi. On binlercesi sürüldü. Selvi boylu, ince yürekli Kürt kadınları ve kızları, nefret ettikleri askerin eline düşmemek için, kendilerini uçurumlardan aşağı bıraktılar. Devlet, yediden yetmişe Dersim Kürtlerini fareler gibi zehirli gazla gazladı ve her türlü yöntemle katletti. Sonra geride kalan halka Kemalizm beyaz katliamı dayattı.
Diğer yandan CHP, Dersim halkına yapılan soykırımın adıdır. CHP, Dersim soykırımı yapan Kemal Atatürk ve İsmet İnönü partisidir. CHP, askerdir, Kemalist bürokrasidir, asimilasyondur. CHP; Dersim katliamıdır.

Ancak; ‘Dersim Soykırımında Yaşananlar M.Kemal Atatürk’ün, Devletin, CHP’nin Rolü’nün iyice su yüzüne çıkmasına rağmen başta özür bile dilemeyen Devlet-CHP, Ulusalcılar, AKP-MHP vb kesimlerce hala inkar edilmesi yada Dersimin acıları üzerinden siyaset yaptıkları görülmektedir..

4-KIRIKHAN’da ALEVİLERE SALDIRI; 5 Mart 1971
Sonraki Alevi katliamlarında olduğu gibi, etnik ve sermaye-sefalet çelişkileri açısından kozmopolit bir bölge olan Hatay-Kırıkhan seçilmiştir. Yörede Kürtler, Türkler, Araplar ve son Ermenilerin mensup olduğu Alevi, Sünni ve Hıristiyan unsurlar yaşamaktadır. Bu nedenle etnik ve dinsel açıdan farklılıkları olan bir yerleşim birimidir.
5 Mart 1971’de çevre il ve ilçelerden gelen 20-30 bine yakın saldırgan, Kırıkhan’a yığıldı (…) Kırıkhan çarşısı kaynıyor, cihad çağrıları ve faşist sloganlar yankılanıyordu. Cuma namazından çıkanlar ve dışardan gelenlerle, 30 bin kişiyi aşkın bir topluluk oluştu.
Alevilere ait iş ve evlerin yakıldığı, yağmalandığı kanlı Kırıkhan Olayları’nda 3 kişi yaşamını yitirmiş ve onlarca kişi ise yaralanmıştır..
Diğer katliamlarda olduğu gibi Kırıkhan olaylarında ise susçluları bulup yargılaması gereken devlet, yine ‘baba’ rolüne soyundu ve Alevi vatandaşları ‘incitmezler’ diyerek okşamaya çalıştı..

5-MALATYA KATLİAMI; 17-20 Nisan 1978
Hedef yine Alevilerdi..
18 Nisan 1978’de sabahın erken saatlerinden itibaren kente, komşu il ve ilçelerden, köylerden akın akın insan gelmeye başlamıştı. Gelenler, ülkücü-faşist, gericilerden oluşuyor ve her şey devletin güvenlik(!) güçlerinin gözü önünde cereyan ediyordu.
Ellerinde özel hazırlanmış sopalar, zincirler, nacak gibi saldırı aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan çok sayıda kişi de toplanan grupların önüne geçtiler. 17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırı, tahrip ve silahlı çatışma; 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Bu süre içinde sekiz kişi ölmüş, yirmisi ağır olmak üzere yüz kişi yaralanmış, 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 işyeri ve konut tahrip edilmiştir. Olaylar sırasında onlarca araba vb vasıta zarar görmüştür.
Yapılan barajlardan ötürü köyleri, yeri-yurdu sular altında kalan ve göç etmek zorunda bırakılan Alevilere karşı gerçekleştirilen katliamda devlet yine sessizce izledi ve suçluları cezalandırmadı.

6-MARAŞ KATLİAMI; 19–26 Aralık 1978
Hazırlığının aylar öncesinden başlatıldığı kanlı Maraş olayları 1978’de 19-26 Aralık günleri arasında yaşandı ve Yüzlerce kişi öldürüldü.
Alevilere ait 1000’e yakın ev yakıldı, 100’lerce işyeri tahrip edildi, yağmalandı.
Savcılığa göre, katliama karışanların sayısı 1350 kişiydi. Bunların 752’si ilk etapta tutuklandı.
Davalar 23 yıl sürdü. 22 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1–24 yıl arasında ceza aldı.
1991’de çıkan TMK ile ceza alanların bir kısmının yattığı yıllara sayılarak ertelendi, diğerleri serbest kaldı.
Katliamda birinci dereceden rol aldığı belirtilen 68 kişiye ise hiç ulaşılamadı.
Maraş katliamı tetikçileri is eadeta ödüllendirilerek ‘milletvekili’ yapıldı..
CHP’nin iktidar, Eceviti’in ise başbakan olduğu dönemde gerçekleştirilen Maraş Katliami konusunda ise devlet yine Alevilerden özür dilemedi..

7-ÇORUM KATLİAMI; Mayıs-Temmuz 1980
Hedef Aleviler..
28 Mayıs-10 Temmuz 1980 arasında Çorum’un en işlek caddesinde ve çogunlugu gençlerden olusan sagcı gruplar (ülkücüler) ve gericiler elleri havada kurt isareti yaparak “kanımız alsa da zafer Islâmın, Alevilere, dinsizlere ölüm” sloganlarıyla yürüyüse geçmişlerdir.
İki ay gibi uzunca bir zamana yayılan süre içinde devletin gzetiminde katliam; 57 ölü, 200’ün üstünde yaralı; 300’e yakın ev ve işyerinin tahrip edilerek yakılmış, binlerce ailenin göçüyle noktalanmistir.
Yine Alevi yerleşim yerleri ve yine Alevilerin hedef alındığı Çorum olayları iki ay devam etmesine rağmen devlet, vatandaşını koru(ya)mamış yada ölüme terk etmişitir.

8-SİVAS – MADIMAK KATLİAMI; 2 Temmuz 1993
Sivas’ta 2 Temmuz 1993 yılında gerçekleştirilen Pir Sultan Abdal Şenliği’nde Madımak Oteli’nin yakılması ve 37 kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaydır.
Gericilerin ve faşistlerin, adeta askerlerin koruması altında yakılan Madımak Otelinde çoğu Alevi olan 32 aydın ve sanatçı, 1 çocuk ile 2 otel görevlisi yakılarak katledildiler..
Asıl olayın yaşandığı 3 Temmuz 1993 günü yaklaşık 10 bin kişiden oluşan saldırganlar önce kültür merkezine ardından Hükümet Meydanı’na gitti. Sloganlar atarak Hükümet Binası’nı taşladılar. İlerleyen saatlerde sayıları iki katına çıkan gurup Madımak Oteli’nin önüne gelerek slogan ve saldırılarına devam etti.
Gerici ve faşist güçlerin arkasında ise ‘Özel Harp Dairesi (ÖHD) bulunduğu açığa çıkan olaylarda failler göstermelik yargılamalar ile ‘sözde’ yargılanırken bir kısmı adeta korundu ve bir kısmı ise yurt dışına kaçırıldı. AKP Hükümeti ise dava’yı ‘Zaman Aşımına’ uğratarak kapatmaya çalıştı..

9-GAZİOSMANPAŞA (İstanbul) OLAYLARI-KATLİAMI; 12 Mart 1995
Hedef Aleviler..
12 Mart 1995 günü akşam saatlerinde İstanbul’da Kürt Alevilerin çoğunlukta yaşadığı Gazi Mahallesi’ndeki dört kahvehane ve bir pastane aynı anda kimliği belirsiz (ancak her zaman belli) kişilerce bir taksiden otomatik silahlarla açılan ateşle tarandı.
Olaylardan sonra yapılan otopsi sonucu ölen 17 kişiden hemen hemen tamamının polis mermisiyle hayatını kaybettiği belirlendi.
Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan yargılama süreci, beş yıl içinde otuz bir duruşma yapılarak 3 Mart 2000’de karara bağlandı.
Yargılanan yirmi polis memurundan Adem Albayrak dört kişiyi öldürmekten altı yıl sekiz ay, Mehmet Gündoğan iki kişiyi öldürmekten üç yıl dokuz ay hapse mahkûm edilirken, (cezalar ertelendi), diğer on sekiz sanık polisin ise beraatine karar verildi.

10-GEZİ KATLİAMINDA ALEVİLER YİNE HEDEFTE
Bir çok kişinin polis şiddeti yaşadığı, yaranladığı, gazlandığı, tartaklandığı, tutuklandığı ve kovuşturmalara mağruz kaldığı Gezi direnişi döneminde farklı ilerde tam 11 Alevi yurttaşı polis tarafından katledildi.
Katiller tutuklanmadı ve devlet tarafından korundu. Gezi katliamı döneminin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, polise talimatı bizzat verdiğini şu sözlerle dile getiriyordu: ‘Soruyorlar polise talimatı kim verdi?’ diye. Polise talimatı ben verdim ben.’’ Diyerek katliamı da üstlenmişti.
Bundan önceki soykırım ve katliamlardan ötürü devlet ve onun şimdiki yöneticileri ne suçluları cezalandırdı ve ne de Alevilerden özür dilemedi.. Bu durumda İnsan, ‘Gezi Olaylarında Öldürülen Çocukların Alevi Olması Tesadüf Mü?’ diye sormadan edemiyor..
Sonuç olarak Mayıs 2013’ün son günlerinde başlayan “Gezi Kalkışması”nda katledilen çoğu “Aleviler”di!..

Suruç’ta; “basın açıklaması”yaptıkları esnada öldürülen 34 gencin” çoğu da “Alevi” idi!..

10 Ekim günü Ankara’da patlayan “2 canlı bomba”nın katlettiği “102 kişi”den çoğu da, yine “Alevi”ydi!..

Evet, ölenlerin çoğu “Alevi”lerdi!..

Peki, sormak gerekmez mi;

Her üç olayda da, ölenlerin çoğunun “Alevi” olması bir “tesadüf”(!) müdür?

Asker ocağında(!) yaşamını ‘kaza’ ile yitiren, çatışmalarda öldürülen, cenazeleri camilere götürülen yada cemevlerine götürülmek istendiğinde buna karşı çıkılanların Alevi olması bir tesadüfmüdür?

SOYKIRIM ve KATLİAMLARDA CHP’nin ROLÜ

Türkiye’de Kızılbaş-Alevilerle ilgili tartışmalar devam ediyor. Temel hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılan ve tarihsel süreç içinde sık sık katliamlara maruz kalan Aleviler, hala sorunlarına çözüm bulmuş değil. Geçmişte CHP, MSP, DYP, ANAP gibi devlet partilerinin uyguladığı, sürdürdüğü Aleviliği sistem içileştirme politikasını bugün AKP Hükümeti sürdürüyor.

Bununla birlikte Aleviler 1923 yılından sonra biri soykırım olmak üzere 6 büyük Katliama uğradı. Soykırım ve Katliamların olduğu tarihlerin 5’inde CHP hükümetteydi:
* 1937 Dersim Soykırımı – CHP tek parti.
* 1978 Malatya Katliamı – CHP (42. Başbakan Bülent Ecevit)
* 1978 Maraş Katliamı – CHP (42. Başbakan Bülent Ecevit)
* 1980 Çorum Katliamı – Adalet Partisi (43. Başbakan Süleyman Demirel)
* 1993 Sivas Katliamı – CHP öncülüğünde Sosyal Demokrat Halk Partisi (SDH)
* 1995 Gazi Mahallesi Katliamı – Doğru Yol Partisi’yle kurulan koalisyon CHP
Dolayısı ile Alevilerin tarihsel demokratik-parlamenter sistem içindeki tercihleri kadar, sürekli CHP ile olan ilişkileri de tartışmalı oldu. CHP’nin çoğu zaman arka bahçesi, oy deposu olarak gördüğü Alevilerin CHP ile ilişkinin birçok psikolojik, sosyolojik gerekçesi olmakla birlikte, bu ilişki hep eleştirilen ve tartışılan bir ilişki oldu. Çünkü CHP Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilere yönelik geliştirilen bütün kapsamlı katliam ve soykırımların şu veya bu düzeyde içinde yer aldı ya da paydaşı oldu.

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, “Cumhuriyet’in kurucu iradesiyle problemi olanların başkaları nezdinde itibarı olabilir ama CHP nezdinde itibarı yoktur. Olmayan itibarın iadesi diye de bir konu CHP’nin gündeminde bulunmamaktadır” demesi aslında CHP’nin gerçek yüzüdür..

Üstelik CHP Dersim Soykırımın arkasında dimdik duruyor. Bunu defalarca gösterdiler, ispatladılar. Daha önce CHP’li bir parlamenter parlamentoda ‘analar ağlamadı mı, ağladıysa ne oldu?’ demediler mi? Bugün CHP’li vekillerden biri ise kalkmış Seyit Rıza’ya iade-i itibar istiyor, bir diğeri ‘onun itibarı mı var bizim nezdimizde’ diyor.

CHP’nin (genel başkanları dahil) karanlık v ekanlı geçmişinden örnekleri çoğaltmak mümkündür..

Alevilere karşı uygulanan pozitif ayrımcılık, diyanetin kurulması ve tek din, tek devlet, tek millet, tek dil anlayışı ile başlamıştır ve bununda yegane sorumlusu CHP’dir..

CHP ve 1 KASIM SEÇİMLERİ

Hal böyle iken 1 Kasım Erken seçim döneminin gelmesi ile beraber CHP de sözde halkçı politikalarıyla işçi ve emekçi kitlelerin karşısına çıkmaya çalışıyor.

Başta Kürt halkının haklı, meşru talepleri ile Alevilerin haq talepleri karşısında somut, elle tutulur bir projeye sahip olmayan bir CHP görmekteyiz..

Dersim Soykırımı ve Alevi Katliamları ile yüzleş(e)meyen bir CHP başında kim olursa olsun Alevilerden oy istemeye, destek beklemeye hiç ama hiç hakkı-hukuku yoktur..

Kaldıki gerek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve gerekse ve gerekse yerel ile genel seçimlerde CHP, göstermiş olduğu adaylar ve söylemleri ile ne kadar milliyetçi olduğu göstermekle kalmamış aynı zamanda gerçek kimliğine bürünmüştür..

Dolayısı ile 1 Kasım seçimlerine giderken mevcut hali ile CHP’nin halklarımıza ve inançlarımıza verebileceği hiç bir şeyi yoktur..
TC’nin ve CHP’nimn 90 yıllık pratiği bizi doğrulamaktadır..

Şimdi 1 Kasım’da sandığa giden Kürt, Alevi, Emekçi, Kadın ve özellikle gençler, Öğrenciler, bir bütün olarak ötekileştirilenler; Osmanlıdan TC’ye ve Dilek Doğan’ların katledilmesi dahil yarınki katlimalrın da önüne geçmek için Halkların Demokrasi Partisi (HDP) seçmeleri aynı zamanda barışın, demokrasinin, özgürlüğün ve en önemlisi hesap sormanın adı olmalıdır..

1 Kasım’a beş kala Alevilere bir kez daha hatırlatalım dedik..

 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız