PAYLAŞ

KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Ali Haydar Kaytan; 1 Kasım seçimlerine ilişkin yapığı çağrıda, “Diktatör, toplumu rehine olarak tutuyor. İktidara yapışmış ve kesinlikle bırakmak istemiyor. Kendi öngördüğü tablo ortaya çıkmadığı müddetçe, neredeyse her defasında seçimleri tekrarlayacağını söylüyor” dedi.

KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Ali Haydar Kaytan’ın çağrısı şöyle:

7 HAZİRAN’I HAZMEDEMEDİLER

Halklarımız diktatör Erdoğan’ın dayatmasıyla 1 Kasım’da yeniden sandık başına gidecek. Diktatör, 7 Haziran’da çıkan halk iradesini, onun parlamentoya yansıyış durumunu kabul etmedi. Çünkü bu durum, kendisinin istemleriyle beklentileriyle yüzde yüz çelişiyordu. Adam, hemen her konuşmasına başlarken, özellikle 7 Haziran seçimleri öncesinde; biz bu yola çıkarken tek devlet dedik, tek millet, tek bayrak dedik, diye tekerlemelerine devam ediyordu. Ama 7 Haziran’da parlamentoya yansıyan halk iradesi, Erdoğan’ın bu sözlerinin tamamen yalan olduğunu, gerçekliğin çok farklı olduğunu herkese çok çarpıcı bir biçimde gösterdi. Gerçekliğin aslında tek bir renkten ibaret olmadığını, toplum denen olgunun aslında çoklukları anlattığını herkese kanıtladı. Parlamentoda biz Kürdü gördük, biz Türk emekçisini gördük, biz Arabı gördük; Asuri, Süryani’yi gördük. Biz Ermeni’yi gördük, Mıhelmi’yi gördük. Biz Alevileri gördük. İslamiyet’i bir kültür olarak yaşayan, gerçekten inançlı insanlarımızı gördük. Kadınları ve erkekleri gördük. Düşünüşleri ve tavırlarıyla, tümüyle barışçıl bir dünyayı kurmak isteyen kadınların parlamentoya yansıyan gerçekliğini gördük. Aslında özlenen Türkiye buydu. Özlemin de ötesinde Türkiye’nin gerçekliği buydu. Ama bu diktatör, bu resim ve gerçeklik kendi öngördüğü tabloya uymadığı için çeliştiği için bu seçimi kabul etmedi.

TOPLUM, DESPOTUN REHİNESİ YAPILDI

Bugün gerçekten de aslında hepimiz eşitlendik. Deyim yerindeyse karanlığın içerisinde hepimiz eşit hale getirildik. Ama bu eşitlik korkunç bir eşitlik. Bütün farklılıklarımızı yitirmek gibi bir durumla karşı karşıya geldik. Toplum, despotun rehinesi yapıldı. Rehine olan sadece Kürtler değil. Türkiye halkı rehin, bütün farklı kimlikler ve inançlar rehin, farklı düşünen insanlar rehin. Diktatör, toplumu rehine olarak tutuyor. İktidara yapışmış ve kesinlikle bırakmak istemiyor. Kendi öngördüğü tablo ortaya çıkmadığı müddetçe, neredeyse her defasında seçimleri tekrarlayacağını söylüyor. Bu durumda bizim cevabını vermemiz gereken soru şu? Diktatörün beklenti ve isteklerine uyum mu sağlayacağız? Onun arzularına ve istemlerine dayatmalarına boyun mu eğeceğiz, yoksa tersine biz kendi irademize dayanmakta ısrar mı edeceğiz? Kendi irademizle kendi kararımızı mı vereceğiz? Önemli olan budur. Bu ikisi arasında tercihte bulunmak zorundayız.

SEÇİMLE TEHDİT EDİYORLAR

Kürtlere dönüyor; bana oy vermezseniz ben tek başıma iktidara gelmezsem ‘Beyaz Toroslar’ ortaya çıkacak. Bir başka yerde Türk emekçilerine sesleniyor; bana oy vermezseniz, tek başıma iktidara gelmezsem, çocuklarınız, gençleriniz iş sahibi olamayacak, işlerini kaybedecek, diyor. Başka kesimlere de benzer dayatmalarda bulunuyor. Üçüncü bir seçimle tehdit ediyor. Bunlar Türkiye halkını rehin alma operasyonudur. Bu operasyona dur demek gerekiyor. Seçimlerin yeniden tekrarlanmasından da korkmamalıyız. Bunun çok öncesinde halklarımız şunu yapabilirlerdi. HDP ve CHP başta olmak üzere bu iki partinin etrafında tüm devrimci, demokratik, sosyalist güçler, tüm yurtsever kesimler, despottan rahatsız olan tüm inanç grupları, demokratik cumhuriyet bloğu biçiminde bir blok oluşturabilirlerdi. Böyle bir blokla seçime girmek de mümkün, bu yapılabilirdi. Belki de bu yeterince düşünülemedi. Aslında yaşanan belki de kimsenin beklemediği bir şoktu. Kimse ortaya çıkan bu tablonun karşısında seçimlerin tekrarlanmasını beklemiyordu. Belki de çoğu insanın beklentisi büyük bir koalisyondu. Parlamentodaki iki büyük partinin gerçekleştireceği koalisyondu. Almanya örneği bu konuda göz önünde bulunduruluyordu. Ama diktatör bunu kabul etmedi.

DİKTATÖRÜ GÖMEBİLİRİZ

Şunu halklarımız kesinlikle akıllarında tutmak zorunda. Biz seçeneksiz değiliz. Halklar seçeneksiz değildir. Diktatör karşısında bizim seçeneğimiz çok daha güçlü. Demokratik cumhuriyet bloğuyla çok daha ileri bir durumu yakalayabiliriz. Diktatörü kesinlikle tüm beklentileriyle gerçekten gömebiliriz. Onu hayalleriyle birlikte gömebiliriz. Onu 1000 odalık sarayına gömebiliriz. Sarayı onun mezarı haline getirebiliriz. Bunu mecazi anlamda söylüyorum kuşkusuz. Varsın yaşasın, varsın biyolojik olarak soluk alıp versin, mesele değil; bunu hayallerini gömme anlamında ifade ediyorum. Kesinlikle başarmak zorundayız.

TEK YOL HDP

Herkesin kabul ettiği bir gerçeklik var. Başarabilmenin, diktatörün hayallerini yerle bir etmenin yegane yolu, oyunu HDP’ye vermekten geçiyor. Bu planı, provokasyonu boşa çıkarabilecek yegane güç odur. Adam HDP’yi baraj altında tutmak istiyor. HDP’nin barajın altında bırakılması demek, diktatörün rüyalarının gerçeğe dönüşmesi demektir. Kendi cehenneminize kendinizin karar vermesi demektir, korkunç olan budur. Kurtuluş, çözüm, çare HDP’ye oy vermekten geçiyor. Halkların rehine olarak yaşamaktan kurtarmanın, diktatörün rehinesi olmaktan kurtarmanın yegane yolu budur. Tüm insanların ve halklarımızın bu konuda sağduyulu yaklaşacaklarına inanıyorum. Tüm inanç sahiplerini doğru karar vermeye ellerini vicdanlarına koymaya davet ediyorum.

ÖLÜLERİMİZ MEZARLARINDA RAHAT UYUSUN

Şu çok iyi biliniyor ki, devlete bu kadar tapınan bir insan ahlaksızdır. Devlet dedir ki; devlet 5000 yıl öncesinde yoktu. İnsanlığın milyonlarca yıllık bir ömrü var. Ama devletin ömrü yalnız 5000 yıllıktır. Öyle ezel-ebed bir devlet gerçekliği söz konusu değildir. Devlet dediğimiz olgu, insanın aklının bir eseridir. Belki de insan aklının en lanetli ürünüdür. Bu açıdan toplumun olduğu yerde ahlak vardır. Devletin olduğu yerde ise hukuk vardır. Ama bu adam hukuku da yerle bir etti. Bu adam mezarlarımızı yerle bir etti. Ölülerimizi bile mezarlarında rahat bırakmak istemedi. Hiçbir diktatör döneminde, hiçbir askeri cunta altında bu denli kadınlar ve çocuklar katledilmedi. Bu denli mezarlıklar bombalanmadı. Coğrafyamız bu denli tarumar edilmedi. Ama bu adam yaptı! Bu korkunç bir şey. Bu açıdan da toplumun gerçekten de toplum olarak ahlaki bir varlık olduğunun bilinciyle elini vicdanına koyup karar vermesi gerekir. Karar elbette diktatörlüğün devamından yana olmamalıdır. Biz demokrasi de karar kılmalıyız. Biz farklılıkların bir arada yaşamasında karar kılmalıyız. Biz ölülerimizin mezarlarında rahat uyumasından yana karar kılmalıyız. Biz Türkiye’de barışın kapısını aramalıyız, demokrasinin kapısını aramalıyız. Ve bizim vereceğimiz her oy, bu güzelliklerin kapısının biraz daha aralanması için bir çaba olacaktır, bir eylem olacaktır.

1 KASIM, DEMOKRATİK BİR ÜLKENİN KAPISINI AÇSIN

Ben 1 Kasım’da gerçekleşenin halklarımızın hayalleri olacağına, o hayallerin pratikte yaşam bulacağına, düşüncelerinin bedenleşeceğine; buna karşılık diktatörlük hayallerinin yerle bir olacağına inanıyorum. Bu konuda toplumun tüm kesimlerine, tüm halklara, tüm inanç gruplarına, kadınlarımıza, gençlerimize yürekten inanıyor; diktatörlüğe karşı bu soylu mücadelede başarılar diliyorum. Ve diyorum ki 1 Kasım akşamı sandıkların açıldığı an, aynı zamanda özgür ve demokratik bir ülkenin, bir toplumun kapısı da ardına kadar açılsın, ardına kadar aralansın. 

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız