PAYLAŞ

İRFAN DAYIOĞLU

Genel seçimler yaklaşıyor, partiler aday tanıtımlarını başlattı. Vaatler havada uçuşuyor. Mümkün olmayan vaatler « namus sözüdür » denilerek dile getiriliyor. Ancak düzen partileri iktidar – muhalefet ve yavru muhalefet, rollerinde anlaşmış görünüyorlar. Her ne kadar HDP’den kaygı duyan sadece AKP olarak görünse de, HDP aslında düzenin olduğu gibi sürdürülmesini isteyen tüm siyasal kesimlerin ortak kaygısı olmuşa benziyor. Öyle ki, herkes söze HDP’nin barajı aşıp aşmayacağı ile başlıyor, onunla bitiriyor. AKP Gezi direnişi ve ardından 17-25 aralık yolsuzluk operasyonu ile uğradığı imaj zedelenmesini silmek için yeni atraksiyonlar içinde. Bir yandan Çözüm sürecine bağlı olduğunu söylemekte, bir yandan da  atması gereken yasal adımları atmadan, sadece söylemden ibaret ajitatif açıklamalarla yetinmekte, milliyetçi kesimlerin oylarını almak için Ağrı provakasyonunda olduğu gibi, sonunun nereye varacağı meçhul provakaasyonları devam ettireceğe benzemektedir.

Erdoğan bugünkü ruh haliyle AKP’nin iktidarı kaybetmesini kendi sonu olarak gördüğü için dişiyle, tırnağıyla çabalıyor. Düne kadar çözüm sürecinin mimarı olduğunu söyleyen Erdoğan bugün süreci elinin tersiyle iterek savaşı tırmandırmanın yollarını arıyor.  Erdoğan içine girdiği ilişkiler yumağı dolayısıyla geri adım atacak durumda değildir. Çünkü atacağı her  geri adımın onu sona götüreceğini bilmektedir. Bu nedenle Ağrı provakasyonu emrini vali aracılığıyla veren Erdoğan, başka olayların başlamasının emrini de tehlikelerine bakmadan vermeye devam edecektir. Erdoğan’ın durumu budur. O artık geri gidemez. En küçük bir geri adım; en küçük bir zayıflık belirtisinin sonu olacağını bilmektedir. Bu nedenle daha ileri gidecek, her adımda daha tehlikeli sonuçlar doğuracak adımlar atacaktır.

HDP Eş başkanı  sayın Selahattin Demirtaş bu durumu şöyle dile getiriyor. « Baskıcı liderlerin iktidarını kaybetmemek için ne tür çılgınlıklar yaptıklarına hem yakın geçmişte hem de tarihte tanıklık ettik. Saddam ya da Ortadoğu’nun tüm diktatörleri gitmemek için halklarını ateşe atmaktan çekinmediler. Erdoğan’ın bunlardan ne farkı var, gitmemek için her türlü çılgınlığı yapabilirler.

Siyaseten tedbir alabiliriz ve bunu yapıyoruz. Sadece kendi tabanımıza değil MHP de CHP de dikkatli olsun, diyoruz. Toplum, güveni sağlayacak alternatif kimse ona yönelir, AKP bunu biliyor. O yüzden güvensizlik ortamı yaratıp, “güvenli liman benim, tek başıma iktidar olursam Türkiye’yi güvenli hale getiririm” mesajı veriyor. »

HDP Ağrı’da sağduyulu tutumuyla, siyasal olarak bilinçli kitlesiyle Erdoğan’ın temsilcisi ve emir kulu Vali eliyle yaratılmak istenen tehlikeli provakasyonu önlemiştir. Ancak uyanıklığın her Kürt kurumu tarafından seçimlere kadar elden bırakılmaması gerekiyor. Yine Türkiye’nin batısında da en uyanık olması gerekenler, Kürt Hareketinin yanında diğer devrimci-demokratik güçlerdir.

HDP’nin yüzde on barajını aşacağını gören Erdoğan, bunun tiranlık emelleri için bir son olduğunu, hatta sonu tarihteki örneklerde görüldüğü gibi uzun tutukluluk ile bitebilecek bir sürecin başlamakta olduğunu gördüğü için, çözüm süreci tam da müzakere aşamasına geçerken, başında bulunduğu devlet cihazını harekete geçirmiştir. Aslında bunun belirtileri Hakan Fidan’ı gerisin geri MİT’in başına gönderirken ortaya çıkmıştı. Yeniden ordu ile arayı düzelten Erdoğan, Ergenekon, Balyoz davalarını peş peşe sonlandırmış ve tüm tutukluları serbest bıraktırmıştır. Yine devlet içindeki tekçi, inkarcı faşist güçlerle ittifaka yönelmiştir.

Sözün kısası, yapılan kamuoyu yoklamalarında AKP’nin inişte olduğunu gören AKP kurmayları, bu inişe engel olmak için en kolay yolu seçerek, Kürdistan’da HDP’yi savaş yanlısı göstermeye çalışarak, Türkiye metropollerinde milliyetçi söylemi yükseltmeye, böylelikle HDP’nin bu gidişattan rahatsız olan kesimlerin oylarını almasının önüne geçmeye çalışmaktadır. Ancak AKP Ağrı’da başarılı olamamıştır. Umarız HDP’nin ve Kürt halkı ile Türkiye halklarının sağduyulu ve hazırlıklı tutumuyla hiç bir provakatif girişiminde de başarılı olmaz.

KCK Eşbaşkanı Bese Hozat durumu şöyle izah ediyor ; «  Erdoğan AKP’si, kendisinin yarattığı dalgalı denizde boğulmamak adına çareyi, 2007-2012 yılları arasında yaptığı gibi Ordu’ya sarılmakta görüyor. Şu anda gladyo, özelsavaş kurumları tüm dehşetiyle devreye girmiş durumdadır. Ergenekon ve Balyoz davalarından yatanların alelacele bırakılmasının bu dehşet senaryosuyla doğrudan bağlantısı vardır.

 AKP yılana sarılarak boğulmaktan kendisini kurtaramaz, sadece ölümünü biraz daha hızlandırmış olur. Tarihten de biliyoruz ki; Türkiye’de milliyetçi ve faşizan politikalar, bütün hükümetleri mutlaka çözmüş ve yenilgiye uğratmıştır. AKP’de şu anda aynı sonu yaşıyor. Orduyu çare gören bir siyasi iktidar kendi bitişini ilan etmiş oluyor.

Hiçbir biçimde AKP’nin provokasyonlarına gelmemek lazım. AKP kendisiyle birlikte Türkiye’yi bitirmek istiyor, Türkiye halkları buna müsaade etmemelidir. Halkımız ve Türkiye toplumu demokratik tepkilerini en güçlü bir biçimde ortaya koyarak AKP’nin provokasyonlarını zamanında deşifre etmeli ve boşa çıkarmalıdır. Bu anlamda Diyadin’de halkımızın geliştirdiği tutum taktire değer ve örnek alınması gereken bir yaklaşımdır. »

Iktidar cephesinde HDP paranoyası ile bütün bu çılgınlıklar yaşanırken, ana muhalefet partisi CHP ise, bundan daha da geri bir konumda. AKP eliyle geliştirilen tüm oyunlara kulağını kapamakta, ülkedeki sorunlar hakkında sağır ve dilsizi oynamaktadır. CHP’nin ülkenin temel sorunları olan Kürt Sorunu ve Alevi sorunu hakkında hiç bir somut projesi bulunmuyor. Sorunlara çözüm aramak, proje üretmek yerine, AKP tarafından yapılan provakasyonlara açıktan tavır almakta ikircikli davranmakta, AKP’den daha çok HDP’yi eleştirerek kendince oy avcılığı yapmaya çalışmaktadır. CHP ile MHP’nin Kürt sorunu konusundaki tutumları aynıdır. Ortak özellikleri Türkiye  bölünecek paranoyası  ile Kürt düşmanlığı yapmaktır. CHP Kürt toplumsal dinamiği yanında ikinci bir demokratik dinamik olan Alevilerin Kürtlerle ve devrimci demokratik hareketle buluşmasının önünde gerici bir bent olarak durmaktadır

Kürtler ile Alevileri buluşturmama görevi gereği, tek yaptığı „Aleviler Kürt olamaz, Şafi Kürtler ile Aleviler birlikte yaşayamaz, oylarınızı bize vermezseniz şeriat gelir, HDP bizim oylarımızı bölerek AKP’ye hizmet etmektedir bu iki parti başkanlık sisteminde anlaştılar, HDP seçimlere parti olarak katılıp baraj altında kalacak ve böylelikle AKP başkanlık sistemi getirecektir“ sahte propagandalarına sığınarak,  Alevilerin desteğini bir kez daha istiyor.

Yani kısacası CHP eliyle ve AKP’nin gizli desteğiyle  7 Haziranda yapılacak genel seçimler yaklaşırken, Aleviler; « CHP’ye oy vermezsek AKP eliyle şeriat gelecek » safsatalarıyla, başkaca yol kalmamış gibi bir kez daha kendi katillerine oy vermeye çağrılmaktadır.  CHP Kürt halkının gerçek taleplerinin yanında Alevilerin de taleplerini görmezden gelerek, Alevi toplumunun toplum olmaktan doğan haklarına, cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, diyanetin kaldırılması, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve benzeri somut taleplerine sırt çevirmektedir. CHP bu seçimde bir yenilk olarak HDP’nin Alevi kurumlarının temsilcilerini kendi kimlikleriyle meclise taşıma kararı ertesinde, çoğu seçilemeyecek yerden bazı Alevi şahsiyetlerini aday göstererek Alevileri aldatma yoluna gitmiştir.

HDP ise, sadece Alevi kurum temsilcilerini seçilecek yerlerden aday göstermekle yetinmemiş, seçim beyannemesinde Alevilerin ve Alevi kurumlarının, inanç önderlerinin dile getirdiği Alevilerin Alevi olmaktan doğan tüm haklarının tanınmasını, Diyanetin lağvedilmesini, cemevlerinin yasal statüye kavuşmasını dile getirmiştir.

Yaşam  felsefesi  gereği demokrasiden, emekten ve laik yaşamdan yana tavır koyan Aleviler, bu sistemin savunucusu partilerle bir yere varılamayacağını görmüştür. Kitlesel Alevi kurumlarının ezici çoğunluğu, Alevi inanç önderleri, Alevi aydınları artık kendileri için siyaset yapmanın bilincine varmış görünüyorlar. Bundan dolayı da,  bayrağında eşitlik, özgürlük, kardeşlik yazan, her toplum kesimini kendi rengiyle kabul eden HDP’yi kendi partileri olarak görüyorlar ve HDP listelerinden aday oluyorlar. Bu kendi başına AKP iktidarına son vermenin reçetesi oluyor.

Sistem partileri yukarda da değindiğimiz gibi, Alevileri kamusal alanda yok sayan vatandaşlığı “Laik/Türk” kimlik üzerinden tanımlayan, kamusal alanda Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden  Sünni İslam yorumunu tek doğru inanç olarak topluma empoze eden cumhuriyetin temsilciliğini yapmaktadırlar. Bugünkü CHP ile, bugünkü MHP ile ve hatta bugünkü AKP ile, cumhuriyeti kuran CHP arasında ideolojik süreklilik aynen devam etmektedir. Bu yüzden söz konusu bu partiler ve benzerleri, Alevilerin kurtarıcısı değil tersine onları yok sayan partilerdir. 1937-1938’de Dersim’de, 1978’de Maraş’ta, 1980’de Çorum’da Aleviler katledilirken, Madımak’ta insanlar diri diri yakılırken dönemin mevcut iktidarları da, muhalefet partileride, ya bizzat emreden konumda,  ya da  bizzat katliamın tertipçileri olmuşlardır.

Alevilerin CHP ekseninden kurtulması öyle sanıldığı kadar kolay değildir. 90 yıllık cumhuriyet döneminde Aleviler toplumdan dışlandıkları kadar, inaçsal dönüşüme uğratılarak asimile edildiler. Alevilerin önemli bir kesimi kendi inançlarından koparıldı, ulusal kimliklerinden uzaklaştırıldı. Bu açıdan Kürt halkında 30 yılı aşkın amansız bir mücadele ile yeniden oluşan ulusal uyanış gibi, Alevilerin inançsal uyanışıda büyük bir çaba ve emek sonucunda oluşacaktır.

Elbette özellikle de 1993 Sivas katliamından sonra hız kazanan Alevi örgütlülüğü Aleviler arasında büyük bir inançsal uyanış yaratmıştır. Ancak bu inanç çarpıtılmıştır, kendi tarihsel kökleri ile buluşmaktan uzaktır. Bu açıdan Alevi kurumları , inancımız üzerinde yaratılan bu çarpıtmaların etkisini kırmak için büyük bir yol temizliği yapma görevi ile karşı karşıya bulunmaktadır.  Aleviler ilk elden statükocu zihniyetleri desteklemekten vaz geçmelidirler. Bu statükocu zihniyetin ana temsilcisi  CHP’dir.  CHP’nin ana felsefesi statükoyu korumak, var olan kaos düzenini savunmaktır.  CHP’nin ana görevi devrimci-demokratik dönüşüm hareketlerinin önünü  kesmektir. AKP böyle bir CHP’den çok memnundur. Nitekim Erdoğan her konuşmasında Allahına hamdederek, “iyi ki bana böyle uysal ve akılsız bir muhalefet bahşettin” demektedir. Yani sistem AKP-CHP ikilisinin iktidar muhalefet görevlerini üstlenmesinden memnundur.

Bugün Alevilerin gündelik hayatta yaşadıkları sorunların da kaynağı ve anası CHP’dir. Tıpkı Kürt sorununun olduğu gibi. Geldiğimiz noktada Alevilerin büyük kesimince bu gerçek bilince çıkarılmaktadır.  Alevi kurumları, kanaat önderleri kemalistlerle yollarını ayırmaktadır. Elbette bunu hızlandırmak Türkiye’nin gerçek demokratik muhalefetinin başını çekmesi gereken HDP’nin politik tutumuna bağlıdır. Bugün Alevilerin yaşadıkları sorunların başında hukuksal olarak bir kimlik tanımlarının olmaması, kamusal alanda ve gündelik hayatta uğradıkları ayrımcılık ve dışlanma gelmektedir. Bunu aşmanın yolu da Alevileri kazanmak isteyenlerin kendilerini Alevilere açmasındadır. HDP bu seçimlerdeki tutumu ve politikasıyla ve Alevi kurum temsilcilerini seçilecek yerlerden aday göstermesiyle parti sıralarını Alevilere sonuna kadar açmış görünmektedir. HDP Artık bu toprakların ötekileştirilen iki büyük kitlesel toplumsal kesimi Kürtler ile Aleviler buluşmadan gerçek bir demokratik iktidar seçeneği ortaya çıkarılamayacağının farkına varmıştır. Bu iddiadaki politik güçlerin bu gerçeği görerek uygun politikalar üretmesi gerekmektedir. Alevilerin, Kürtlerin, işçilerin, emekçilerin, kadınların, ötekileştirilen tüm toplumsal ve inançsal kesimlerin somut taleplerini parti talebi haline getirip cesaretle savunan politik bir oluşum, bu ülkede iktidar alternatifi olabilir.  Bugün bu alternatif HDP’dir.

Aleviler için ise haklarını elde edebilmenin olmazsa olmaz koşulu  CHP’den radikal bir kopuştur.  Günümüze kadar CHP’nin etrafında kümelenen Aleviler bu kopuşu gerçekleştirebilirse,Türkiye solu, Kürtler ve Aleviler doğru zeminde bir buluşma sağlarsa, ülkemiz siyasetinin temel merkez iktidar gücü ortaya çıkar.  Nitekim HDK bileşenlerinin partileşmesi ve HDP adını alması böylesi bir büyük buluşmanın maddi temellerini yaratmaya başlamıştır. Birçok toplumsal kesim temsilcisi gibi birçok Alevi kurum temsilcisi de doğrudan HDP yönetiminde yer alarak ülkemiz siyasetinde büyük bir siyasal gücü ortaya çıkaracak bir örgütlenmenin tarihi adımını atmışlardır.

Şimdi bize düşen bu özgürlük umudumuzu destekleyip büyütmektir. Aleviler artık düşman sızması düşkünler tarafından saflarımızda yaratılan paranoyalardan kurtulmalıdır. AKP gericiliğinin alternatifi CHP olamaz.  CHP bu cumhuriyetin stepnesidir. Unutmayalım 1945’ten bu yana da tek başına iktidar olamamış bir gelenektir.

Gezi ruhunun ortaya çıkardığı devrimci, dönüştürücü dinamikler ile, Alevi ve Kürt dinamiğini,  Türkiye’nin bedel ödemiş devrimci geleneklerini, çevrecilerin, kadın hareketinin ve tüm ötekileştirilmiş toplumsal kesimlerin dinamiklerini bünyesinde toplamış, içselleştirmiş bir iktidar alternatifi olarak HDP çizgisi gerçek olandır. Paranoyalara, provakasyonlara, sahte söylemlere  aldırmadan, biz Aleviler de bu çizgide yer alarak hak ve özgürlüklerimizi kazanabiliriz. Önümüzdeki seçimlerde HDP’nin kazanacağı başarılar bizi herkesin gerçek anlamda özgür ve eşit haklara sahip yaşadığı bir Türkiye’ye biraz daha yakınlaştıracaktır.

Yorumunuzu yazınız