PAYLAŞ

Başlangıçta söz vardı, bu bir sözün hikâyesi… Birkaç cesur insan tarafından türlü imkânsızlıklara rağmen kurulan, yarattığı yepyeni dille her geçen gün büyüyerek bütün ülkeyi saran Tv 10’un hikâyesi.

Büyük sermaye sahiplerinin, holdinglerin, dev medya baronlarının köşeleri tuttuğu bir dünyada, bütün dilleri kucaklayan, halkların sesi olmaya gönül vermiş bir televizyon kanalı kurmak ve yaşatmak zor iştir. Büyük paralara, teknik imkânlara ihtiyaç vardır. Oysa Alevilerin, Kürtlerin ve ezilenlerin hikâyesini anlatmak isteyen birkaç insan, sadece başka televizyonların eskittiği, işe yaramaz dediği iki kırık kamera ile yola çıktı. Bu hikâye iki kırık kamera ile hakikatin izini sürenlerin, söz verenlerin hikâyesi…

Aleviler… Bu ülkenin ötelenmiş, yok sayılmış, yakılmış, yıkılmış, kırık kalpli çocukları… Yıllarca hep anlaşılmayı beklediler. Onlar çığlık attıkça seslerini bastıran bir devlet ve kültürlerine, dillerine, acılarına kulaklarını tıkayan, onları hiç tanımadan, önyargılarla anan ‘kardeşleri’nin arasında nefes dahi alamadan, boğularak, hiç bitmeyen bir cehennemi yaşayıp durdular senelerce.

‘Hikâyelerini bilmediklerimizdir, en çok düşman olduklarımız.’ diyor ya Zîzek, kimse Alevilerin hikâyesini bilmiyordu ama devletin, toplumun birçok kesiminin damarlarına ustalıkla zerk ettiği zehir ile birlikte düşmanlaşıyordu. Kendilerini, anlatacak, seslerini çoğaltacak bir mecra arıyordu Aleviler. Tv 10 gönüllü oldu bu hikâyeyi anlatmaya.

‘İnsan kendini yalnızca insanda tanır’ derler ya, insanın, insanlığın ayak izlerini sürmeye başladı Tv 10. Mezopotamya’ya doğan günü karşılarken ülkenin diğer ucunda batışına da yetişti. Yıllarca kimliğini saklamak zorunda bırakılan Alevilere ayna tuttu, derken aynası oldu. O iki kırık kamera Dersim’de, Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da, Adıyaman’da yaşlı bir dedenin mihmandarı, kayıplarına ağlayan yaşlı kadının gözünden süzülen yaşı, dilinden dökülen sözcükleri oldu. Gittikçe kirlenen dünyada hala yüzü kızaranların, eli titreyenlerin sözü oldu Tv 10.

Marcel Proust, ‘Gerçek bir keşif yolculuğu yeni topraklara ulaşmak değil, eski olanı yeni gözlerle görmek demektir.’ der. Bildiğimiz daha doğrusu bildiğimizi sandığımız topraklara yeni gözlerle bakmamızı sağladı Tv 10. Ziyaretler, âşıklar, dergâhlar, klamlar, deyişler, yaşlılar, dedeler, pirler, dervişler…

Tv 10’un kırık kamerası ne yana dönse insanlığın hiç tanımadığı, bilmediği, unuttuğu özü, saflığı ortaya çıkıveriyordu. Kırık kameralar kalbi kırık insanların hikâyesini anlatıyordu. Yeryüzünde hala bakir kalan topraklar, insanlar olduğunu gösteriyordu.

Bugün Tv 10 4. Yaşını kutluyor. Başladığı yerin çok ötesine geçti artık. Artık kamerası kırık değil, ama kameranın karşısındakiler hep aynı kalacak. Başlangıçtaki söz her gün daha da büyüyecek. Dünyada saflığı, iyiliği ve güzelliği temsil eden ne varsa taşıyacak ekranına.  Bu yolda bizi bu toprakların kadim kültürleriyle, köklerimizle buluşturanlara selam olsun…

Yorumunuzu yazınız