PAYLAŞ

HÜSEYİN KELLECİ

Başbakan Davutoğlu, fıtratında (yaradılışında) küçümseme, Aleviliği yuhalatma olan bir kültürden geliyor, doğalki yaklaşımında iyi niyet bulmak oldukca zorlama olur.
Ancak muktedirler, iktidarını perçinlemek için türlü demogojilerle ötekilerin duygularını okşayabilirler, bundan ötesi laf-ı güzaftır, Davutoğlu bunu öğretti bize.

Başbakan Hacıbektaş’ta; “Siz iyi insanlarsınız, güzel insanlarsınız” okşamasından öteye birşey söylemedi. Bu “iyi insanların” sıkıntılarına çözüm bulmaktan ısrarla kaçınarak yapılan bu duygu okşaması daha da tehlikelidir, bunu bilmeliydi Davutoğlu.

Ülkenin yirmi milyon insanına lütuf olarak verdiği ise sadece dergaha ücretsiz ziyaretin yolunu açmak oldu ne yazık ki.

Oysa camiler nasıl sunni cemaatin, yani kamunun  ise, gaspedilen Hacı Bektaş Veli Dergahı’da asıl sahiplerine, yani Alevilere  iade edilmeliydi.

Bundan başka da dişe dokunur herhangi bir “açılım” olamadı ne yazık ki?

Birde, zeki, çalışkan ve öngörüsü övülen 20 milyon Aleviden hiç bir liyakatlı insan yoktu bu devletin gözünde, bu nedenle bir bakan, bir Vali, bir Genel Müdür çıkmıyordu Aleviler arasından.

Sunni dünyaya çeki düzen vermek haddine değildi, ancak Alevileri dizayn etmeye çok hevesliydiler.  Sunni ritüelleri yaşayan, namaz kılan ve hacca gitmeyi prensipte reddetmeyen bir Alevi tarif ediliyordu, makbul buldukları Alevilik buydu.

Hal böyle olunca gerisi gelecekti, ” İslamın şartlarını da kabul edin ve özgünlüğünüz bitsin” demeye getiriyorlardı.

Başbakanın, Dersim’de ki lütfu ise tam anlamıyla Aleviliği hiç bilmeyen bir cahilin bile cesaret edemeyeceği bir lütuftu.

“Yorulmasınlar, ayakları taşlara çarpıp yaralanmasın” diye Düzgün Baba’ya asfalt yapma cüretiydi bu lütuf.

Oysa Aleviler Düzgün Baba’nın huzurunda olmak kadar, bu yolculuğu da bir ritüel olarak benimsemişlerdi.

Evet çıplak ayakla dağlara tırmanıyoruz biz. Düzgün Baba’nın huzuruna varmak için.
Çünkü biz Aleviler; Dedelerimizin huzuruna çıplak ayakla varırız.

İkincisi ve daha da önemlisi; Tabiatla haşır neşir olmak, toprağa değmek ve bu çetin yolculukta nefsi terbiye etmek için bu yolculuğu çıplak ayakla yaparız.

Bu denli kutsal bir arınmayı bile deforme etmeyi “iyilik” olarak sunmak beceri değildir ve Aleviler olarak bunu “yemeyiz”.

Başbakan Hacıbektaş’da “Dersim modern Kerbela’dır” dedikten sonra, gereğini yapacakken, sözlerini yutan bir geri duruş sergiledi Dersimde.  “Dersim olaylarına herkesin bakışı farklı olabilir” gibi ulu orta bir cümle sarfetti.

Oysa Dersin katliamı ve buna paralel Alevi katliamları günümüzde son hızla sürüyor.
Dünden hesap sormak güzel de, demezler mi adama; Nerede Alevi ocakları ve Aleviler için kutsal sayılan yerler varsa,  barajlarla yok ediyorsunuz ve  siyanürle inanç merkezlerimizi tahrip ediyorsunuz, bu inanç soykırımı değil midir?

Demezler mi adama; Binlerce yıldır katliamlara ve horgörmelere uğramış bu kadim inanç sahipleri için geçmişe dönük sorgulamalar yapılırken, sizin iktidarınızda aynı hakaretler yapılmadı mı? Bir parti liderinin inancını,  kitlenize yuhalatmadınız mı? Berkin Elvanın annesini mitinglerde linç etmediniz mi? Sivas sanıklarını milletvekili yapmadınız mı? Gezi’de dokuz Alevi gencini katletmediniz mi? Katleden polisleri övmediniz mi? Okmeydanı Cemevine silahla saldırmadınız mı? Uğur Kurt canımızı bu saldırıda katletmediniz mi?
Daha istermisiniz, bizi incittiğinize örnekler verelim mi? “Cemevi cümbüşevi” diyenler sizler değilmisiniz?  Cemevlerimize “ucube” demediniz mi?

Peki “Dersim, modern Kerbeladır ve özür dilenmelidir” derken gerçekten acılarımıza hemhal mi oluyorsunuz, vicdani bir tavır aldığınıza inanalım mı?

Sizin döneminizde Alevilere ettiğiniz hakaretler için de özür dilemeyi düşünüyor musunuz?Yoksa tüm bu “açılımlarınızı”  insani bir tavır değilde siyasi bir manevra mı olarak değerlendirelim?

Yorumunuzu yazınız