PAYLAŞ

UFUK ÇOŞKUN

Türkiye, herkesimden insanın hak ve hukukunu tesis ettiğinde, özgürlüklerini garanti altına aldığında ancak demokratik, özgür ve adil bir ülke konumuna gelecektir. Tüm engelleme operasyonlarına rağmen uzun zamandır böyle bir gayretin içerisindeyiz. Bilindiği gibi Türkiye’de yaşadığımız kadim sorunların kökeninde tek parti döneminin yeni bir ulus yaratma projeleri yer almaktadır. Yürürlüğe sokulan kanunlarla tüm farklılıkların dışlandığı, yok sayıldığı, asimilasyona tabi tutulduğu bir dönemdir bu. İşte bu dönemden bize iki önemli sorun aktarıldı. Kürt ve Alevi sorunu. Türkiye, gelinen noktada oluşan bu zarar ziyanın telafisi için hala büyük çaba sarf etmektedir. Eksik ya da hatalı bulabilirsiniz ancak kadim sorunların çözümü noktasında bu dönemde halis bir niyetin oluştuğu gerçek.

Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun,Milat Gazetesi’ne verdiği röportajda,” 10 yıl öncesine kadar Alevilik ve Muharrem ayı telaffuz bile edilemezdi. İlk defa 90 yıldan sonra yanlışları geride bırakılarak bir şeyler yapılmaya başlandı” diyor. Bu çok önemli. Ben böylesi dönemleri tarihi bir fırsat olarak görenlerdenim. Ve bu tür inşa süreçlerinde yıllardır dışlanan, hakları gasp edilen başta Kürtlere ve Alevilere dönük uzatılacak ilk barış elinin Türklerden ve Sünnilerden gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu daha da önemli. Bugün düşen bir Kürdün ya da Alevinin elinden ilk tutanın Sünni bir Türk olması büyük önem arz etmektedir. Bu bakımdan böylesi hassas dönemlerde ehl-i vicdan sahibi insanlar bir diğerinin hak ve hukukunu sahiplenmeli, özgürlüklerine sahip çıkmalıdır.

*

Bilindiği gibi Alevi açılımı 2009 yılında başladı. Bu tarih aynı zamanda Alevilerin resmi anlamda ilk kez tanındığı, muhatap alındığı bir tarihtir. Başka bir deyişle Alevi açılımının başladığı tarih, Alevilerle başlatılan toplumsal barış sürecinin de ilk adımlarından biridir. Evet, o tarihten beri ağır aksak da olsa bir çalışma sürdürülüyor. Ne var ki bu süreçte Alevi kesiminin en önemli taleplerinden biri olan zorunlu din derslerimeselesi hala netliğe kavuşamadı. Bu yazıyı hazırlamadan evvel görüşlerini aldığım birçok Alevi arkadaşımın bu konudaki görüşü açık ve net…Aslında Alevileri rahatsız eden bir din dersinin olması değil, asıl sorun bu ders vasıtasıyla Sünniliğin zoraki olarak çocuklarına dayatılıyor olması. Haksız sayılmazlar.

Müslüman bir aileye, Cemevi’nde ibadetin nasıl yapıldığına dair bilgilerinin yer aldığı bir Alevi din dersinin zorunlu olarak okutulduğunu düşünün. Neler hissedersiniz? Bu meseleyi Hayrettin Karaman gibi yorumlarsanız eğer baştan söyleyeyim Alevi sorununda bir mesafe kat edemezsiniz. Hayrettin Karaman Hoca Perşembe günü yazdığı bir yazıda “Ülkemizde, belli bir dinin veya mezhebin öğretildiği ve eğitiminin verildiği bir ‘din kültürü ahlak bilgisi” dersi yoktur” diyor. Daha da vahimi inkılâp tarihi ve milli güvenlik gibi zorunlu okutulan dersleri bu ülkede yaşayan ve farklılık içinde ortak bir hayatı paylaşma durumunda olan her vatandaşın belli ortak bilgilere ihtiyaçları için var olduğunu bunları bilmeden de ortak hayatın sağlıklı yürümeyeceğini ifade ediyor. Din dersini de bu bağlamda değerlendiriyor. Nereden baksanız elinizde kalacak bir yorum. İnkılâp(kaldırılması için kampanya başlatıldı) ve milli güvenlik(kaldırıldı) gibi derslerin ortak hayatın sağlıklı yürümesi için ne tür katkılar sunduğunu doğrusu anlamış değilim.

Mesele şu ki; bugün Kürt sorununda anadilinde eğitim neyse Alevi sorununda da zorunlu din dersleri meselesi odur. Kimse kimseyi kandırmasın, mevcut din dersi, biz Hanefi mezhebi mensuplarına göre tanzim edilmiş dolayısıyla tek bir mezhebi öne çeken bir din dersidir. Ve bu ders teknik anlamda yani ebeveynlerin istek ve rızalarına uygun düzenlenmiş bir din dersi de değildir. Çünkü böyle bir din eğitiminin verilmesi 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat yasasıyla yasaklanmıştır. Kısacası bu dersin ne Müslüman’a ne de Müslüman olmayana bir hayrı bulunmaktadır. Ayrıca bu kitaplarda genellikle Atatürk’ün askerlik konusuna verdiği önemden tutun da Gazi, Şehit, Atatürk, Bayrak, Vatan, Askerlik gibi birçok başlığın da yer aldığını göreceksiniz. Örneğin 5. Sınıf öğrencileri için askerlik yapma, şehit veya gazi olma gibi kavramların bilhassa din dersleri aracılığıyla verilmek istenmesi yetişen nesillerde yanlış tesirler yapmaz mı? Ya da bu duyguyu aşılamanın başka yolları yok mudur? Ayrıca bu ders adı 82 Anayasası’nın 24.maddesinde geçmektedir. Hasan Yücel Başdemir Hoca’nın ifadesiyle Anayasayla bir ders ismi belirleme dünyadaki tek örnektir. 2008 yılında bu dersin müfredatına Alevilik eklendi. Ne var ki bu durum hiçbir Alevi aileyi tatmin etmedi. Zorunlu din dersleri ile ilgili sorunun çözümü hususundaki önerilerimi daha evvel bu köşede yazmıştım. Merak edenler için…

(http://www.milatgazetesi.com/zorunlu-din-dersleri-meselesi/61595/#.VGdukfmsWgI)

Ben başka bir şey söylemek istiyorum. Farklı kesimler artık sorunlarını, çözüm önerilerini önyargılardan uzak daha düzeyli, derinlikli en önemlisi de samimi duygularla dile getirmeliler. Kimseyi incitmeden, yok saymadan, had bildirmeden… Kimse kimsenin inancını belirme, çerçevesini çizme hakkına sahip değildir. Çocuklarımız da devletin değil ailenindir. Ve lütfen çocuklarının eğitiminde artık onların da söz hakkı olmalıdır. Aleviler kendilerini nasıl tanımlıyorlarsa öyledir.Kısacası ben, Sünni bir Türk olarak Alevilerin eşit yurttaşlık bağlamında hak ve özgürlüklerinin tesis edilmesini talep ediyorum.

 

millat gazetesi

Yorumunuzu yazınız