PAYLAŞ

ŞENOL KALUÇ

Alevi örgütlenmeleri sivil toplum kuruluşu gibi değil siyasal parti gibi hareket etmiş ve açılım sürecinde hükümeti yeterince cesaretlendirmemiştir, bu doğru. Ancak unutulmamalı ki Aleviler varlıklarını hep el yordamı ile devam ettirmek zorunda kalmış ve inanç taleplerini sosyo-politik düzlemde yeterince dile getirememişlerdir.

Uzun süredir sürüncemede bırakılan Alevi Açılımı Başbakan Davutoğlu’nun inisiyatifi ile yeniden başlamış gözüküyor. Ancak geçen beş yıl içinde atılan-atılamayan adımlar nedeniyle taraflar arasındaki ilişki ciddi anlamda örselendi. Bunda gerek devletin ve gerekse siyasal partilerin -hatta sivil toplum kuruluşlarının- bugüne kadar bu tür grift meseleleri çözme beceri ve birikiminin yetersizliği, inisiyatif alma konusundaki çekimserliklerinin önemli payı olduğu bir gerçek. Bu nedenle Sayın Davutoğlu’nun devraldığı miras işini oldukça zorlaştırıyor; bir yandan örselenmiş bir ilişkiyi düzeltmek ve taraflar arasındaki güven ilişkisini yeniden kurmak ve diğer yandan acil ciddi adımlar atmak zorunda.Yaşanan sürece dönüp baktığımızda bazı önemli noktaların tekrar tespitinde fayda var. Mevcut Alevi örgütlenmeleri süreçte AKP’yi desteklemek bir yana samimiyet/samimiyetsizlik açmazında destek vermekten uzak durmuş, bir sivil toplum kuruluşu gibi davranmaktan çok siyasal bir parti gibi hareket etmiştir. Alevilerin açılım sürecinde hükümeti yeterince cesaretlendirmediği bir gerçek, ancak unutulmamalı ki Aleviler bugüne kadar varlıklarını el yordamı ile devam ettirmek zorunda kalmış ve inançsal taleplerini sosyo-politik düzlemde -tekil örnekler hariç- yeterince dile getirememişlerdir. Aleviler bugüne kadar her şey olabilmelerine rağmen hiçbir zaman “Alevi” olamadıkları için taleplerini dile getirme konusunda bir bilgi ve beceri birikimi oluşturamamış, taleplerini temel hak ve özgürlükler çerçevesinde geniş bir perspektifte dile getirecek sağlam bir dil inşa edememiştir. Bu nedenle pek çok -Cemevi ve zorunlu din dersi vb- haklı talepleri kullanılan dil nedeni ile toplumun farklı kesimlerince bir tehdit gibi algılanmıştır. Alevi STK’larının bir STK’dan çok siyasi bir parti gibi hükümetle muhatap olma yanlışına düşmelerinin arkasında bu yatmaktadır. Sürecin sağlıklı yürüyememe sebeplerinden biri de AKP’nin siyasi bir parti olarak süreçten -doğal olarak- oy beklentisi olmasıdır, ancak bu beklentinin hemen gerçekleşmesi arzusunun karşılıksız kalması hayal kırıklığı yaratmıştır. Süreçte partinin kendi varlığı için ciddi tehdit gördüğü meselelerin ön plana çıkması; seçimler ve referandum süreçlerinde yaşanan gerginlikler ve tabanını bir arada tutma hissiyatıyla kullanılan dilin -AKP’nin niyeti ne olursa olsun- Alevileri pek çok noktada dışlaması sonucunu doğurmuştur. Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesi ile başlayan çatışmacı üslup; Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda iktidara yakın basın ve yayın organlarının açıkça Alevileri hedef alan habercilik örnekleri de bu algıyı desteklemiştir. “Alevileri ilk kez biz muhatap aldık”, “Aleviliği kamuoyunda biz görünür kıldık”, “Dersim konusunda biz özür diledik ama…” vb. sitemlerin karşılık bulamama sebeplerini bu gelişmelerde aramak daha doğrudur. AKP çoğu kez üstten, devleti sahiplenen ve lütufta bulunuyormuş havası içinde olduğunu fark edememektedir. Daha da önemlisi Alevilerin zihin ve bilinç yapısını yeterince anlayamadıkları ve kavrayamadıkları için iyi niyetli olarak düşünülen çoğu jest Alevileri rahatsız etmekten başka bir sonuç doğurmamıştır.

Nerede hata yapıldı?

Alevi örgütlenmeleri nasıl siyasi bir dil kullanmışsa AKP’de temel hak ve özgürlükler çerçevesi yerine teolojik bir dil kullanması sürece büyük zarar vermiş ve vermektedir.Tüm bunların üstüne AKP ile Alevilerin yakınlaşmasını engelleyen faktörlerden birisi de ekonomik gelişmeler olmuştur ve maalesef süreçte AKP en çok bu noktayı es geçmiştir. Türkiye hızla büyüyüp gelişirken, bu gelişmeden en az payı alan kesimlerden birisi Aleviler olmuştur. Açılım çabalarına rağmen Alevilerin bu konudaki şikayetleri yeterince dinlenmemiş ve dikkate alınmamıştır. AK Parti’nin gerek merkez ve gerekse taşra teşkilatlarının kapıları anlamsız bir şekilde Alevilere açılmamış, Alevilerin bu kapılardan içeri girmeleri sağlanarak tabanda bir yakınlaşma tesis edilememiştir.

AKP’nin en büyük açmazı, her ne kadar Sayın Reha Çamuroğlu ile süreç başlatılsa da, sürecin sadece kendi sosyo-kültürel tabanından oluşan bir ekiple yürütülme çabası olmuştur. Halbuki sürecin başında Alevilerin genel hassasiyetlerini bilen ve Alevilerden oluşan “akil adamlar” benzeri bir danışman ekip oluşturabilirdi. Bu ekip, AKP’nin kendi ekibine yol gösterebilir ve böylece açılım sürecinde yaşanan pek çok yol kazası daha başında önlenebilirdi. Anlamsız bir şekilde “Aleviliği tanımlama” çabalarına girilmez; “Madımak Katliamı”nın toplumda nasıl bir psiko-sosyal bariyer olduğu tespiti en baştan yapılabilir, çeşitli kanallar aracılığıyla bu bariyer zayıflatılır ve atılacak bir iyi niyet adımı ile masaya gelinerek sürece inanç aşılanabilirdi. Böylece müzmin ve müfrit AK Parti muhalifliği üzerinden pirim yapmaya çalışan çevrelerin hareket alanı daraltılmış, çalıştaylar “Madımak katliamı” gölgesinden kurtarılmış ve partinin doğal amacı açısından bu adım oyla taçlandırılmış olabilirdi.Ve son noktada açıkça söylemeliyim ki AKP ile Aleviler arasındaki ilişkinin normalleşebilme fırsatı büyük ölçüde Gezi olayları sırasında kaybedildi. Gezi olayları başlamadan hemen önce ve başladıktan sonra dahi Aleviler arasında açılım süreci ile ilgili iç tartışmalar yaşanmış ve “acaba AK Parti’ye haksızlık mı yapıyoruz?” düşüncesi doğmaya başlamışken Gezi olaylarında yaşanan can kayıplarına karşı hükümetin ve özellikle Cumhurbaşkanının o günkü söylemleri Alevilerin derinden sarsılmasına ve tekrar eski konumlarına dönmelerine yol açmıştır. Özellikle Berkin Elvan’ın ölümü ile yaşanan polemikler psikolojik olarak süreci olumsuz yönde sonlandırmıştır.

Yukarıda değindiğim gibi Başbakan’ın işi gerçekten çok zor. Bir yandan geçmişi sağaltmaya çalışırken bir yandan da orta yolu bulması gerekiyor. Bu nedenle Davutoğlu’nun çok fazla hamle yapma şansı kalmış gözükmüyor. Bugün taleplerin müzakere ile çözülmesi çok zor, bu nedenle AKP’nin inisiyatif alarak en azından Alevilerin genelini memnun edecek bazı yasal adımlar atması gerekiyor. Keşke Sayın Davutoğlu kabinesi; MEB’de başörtüsü serbestisi getirirken din dersleri konusunda da bir adım atabilseydi bugüne kadar aşılamayan kritik bir eşik aşılmış olur hem de normalleşme adına çok önemli bir süreç başlatılabilirdi.Din dersleri konusundaki en büyük yanılgı Alevilerin bu dersin kendisine karşı çıktığı düşüncesidir halbuki Aleviler bu derslere değil içerik ve veriliş şekline karşılar. Sünniliğin öğretilmesine değil, Sünniliğin Alevi çocuklarına zorla dikte ettirilmesidir rahatsızlık veren. Başbakan’ın dile getirdiği yararlar ancak bu dersin içeriğinin “dinler ve mezhepler tarihi” içerikli “etik dersleri” tarzına dönmesi ile mümkün olabilir -böyle bir durumda Aleviler gönül rahatlığı ile çocuklarını bu derslere göndereceklerdir- yoksa mevcut hali ve öğretmenlerinin tamamına yakınının Sünni olduğu bir sistemde beklenen fayda hâsıl olmayacaktır.

Şimdi ne yapılabilir?

Pratikte Din Kültürü ve Ahlek Bilgisi öğretmenlerinin bilerek/bilmeyerek Sünni kökenli olmayan öğrencileri rahatsız edecek söylemleri kullanabildiklerini hepimiz biliyoruz. Bugün ülkemizde Sünni olmayan kime sorarsanız sorun zorunlu din derslerinde ve hatta diğer derslerde de en hafifinden ait oldukları kimlikler hakkında olumsuz değerlendirmelerle karşılaştıklarını söyleyecektir. Bu nedenle mesele Alevilerin Sünniliği, Sünnilerin Aleviliği öğrenmesinin ötesindedir.Cemevlerine gelince aslında meselenin özünü Sayın Davutoğlu’nun çok iyi anladığını düşünüyorum. Cemevlerinin camiye alternatif olmadığını bilakis İslam dünyasında bugün de varlığını devam ettiren tekke, zaviye, hangâh tarzı bir ibadet mekânı olduğunu çok iyi bilmektedir ve bu mekânların hiç birisi cami-mescit alternatifi değildir ama dini bir rengin devamı için elzemdir. Bu noktadan bakıldığında cemevlerinin ve Türkiye’deki tüm tasavvuf ekollerinin özel mekanlarının yasal hale getirilmesi zorunludur.Bu noktada Alevilerin sorunlarının ve diğer pek çok önemli sorunun çözümünde yeni ve demokratik bir anayasanın yazılması gerekliliği muhakkaktır ancak yukarıda da belirttiğim gibi kritik eşikleri aşmaya yarayacak basit yasal düzenlemeler acilen yapılmalıdır.

senolkaluc@hotmail.com 

Yorumunuzu yazınız