PAYLAŞ

RECAİ AKSU

Aleviler yıllardır hak mücadelesi veriyor ve bu mücadelenin içinde, örgütlenme sürecinde emek veren, gecesini gündüzüne katan, maddi ve manevi varlığıyla Alevi hareketinin bizzat içinde yer alan yüzlerce adlı-adsız saygın insan var.

Aleviler yıllardır “Sosyal, siyasal, kültürel ve inançsal alanda eşit yurttaşlık” başlığı altında; “Aleviliğin Anayasal güvence altına alınması, cem Cemevleri’nin ibadet yeri olarak kabul edilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevi köylerine zorla cami yapılmaması, tüm inançlara saygılı olunması, Diyanet İşlerinin kaldırılması, Madımak Oteli’nin müze olması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının uygulanması ve demokratik bir Anayasa yapılması”nı dile getirdiler ve hakları için mücadele ettiler.

Bugüne kadar kimliği, inancı, kültürü inkâr edilen, katliamlara uğrayan; bütün bunlara karşın eşit haklar mücadelesinden dönmeyen Alevilerin içinde bulunduğu durum, pek açıkça dillendirilmese de düşündürücü.

Sorun tüm kurum ve kurallarıyla işleyen tam demokratik ve laik bir Türkiye’nin varlığı ve sürekliliği sorunudur. Tam demokratik ve laik Türkiye’nin gerçekten hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak biçimde yaşam bulması ise, düşünce ve inanç özgürlüğü çerçevesinde Alevilerin sorunlarının da içtenlikle ele alınıp çözülmesine bağlıdır. Dil, din, ırk farkı gözetmeden, içinde yaşanılan toplumun sorunlarını çözen, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, toplumun bütün katmanlarının üzerinde uzlaştığı sivil bir anayasa. Türklerin, Kürtlerin, Lazların, Çerkezlerin değişik kökenlerden gelen tüm yurttaşların kardeşçe, barış içinde yaşadığı laik ve tam demokratik bir Türkiye…

Peki, tam demokratik ve laik Türkiye nasıl gerçekleşecek?

Başta içinde bulunduğu kurumda iktidar hırsı, yönetme, tek adam olma mantığı, kör yandaşlık, düşünce üretme yerine yöneticiyi tekrar etme, birlikte konuşamama, karşıyı dinlememe, yanlışları görememe, yanlışta direnme düşüncenin açıkça ortaya konulamayışı… Ya bendensin ya değilsin anlayışı, öne çıkanın bu eşikte direnmesiyle doğan inandırıcılığını yitirme ve en önemlisi de kökten güvensizlik. İnsanları bütünleştirelim, kucaklayalım, kendimizi aşalım, kendimizi dayatmayalım, diyebilmeliyiz. Kişi değil ilke ve gelecek öngörülerini öne çıkarmalıyız.

Bugün gelinen nokta ise ortada! Bizlere sürekli saldıran bir Erdoğan, bizleri asimile etmeyi gündeminden hiç düşürmeyen Erdoğan var. Alevi-Bektaşi toplumu örgütlenmeleriyle dünden daha çok birbirleriyle kenetlenmesi gerekiyor.

Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ın Anayasa’nın 24’üncü maddesinde yer alan “Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.” ifadelerini tınmaması Alevilerin bugün daha örgütlü olmasını dünden daha çok gerekli kılıyor.

Erdoğan’ın Alevileri dışlayan, ötekileştiren, saldırgan tavrı karşısında, güvenilmez anlayışı karşısında, bugün Alevilerin birbirlerine daha sıkı sarılması gerekmiyor mu?

Hakkı yenilmiş Aleviler, haklarını ancak kendileri gündemde tutabilir. Yüzyıllardır sindirilen, çocukları zorunlu din derslerine sokulan, asimile edilmeye çalışılan Alevilerin tarih boyunca insanlık sevgisiyle beslenen sesi dünden daha çok çıkmak zorunda.

Alevi-Bektaşi toplumu temsilcilerinin bir araya gelmeleri, sadece görev değil; tüm Alevi-Bektaşi toplumu için bir zorunluluktur. Alevi örgütleri içinde yıllarca emek veren, çaba harcayan, gücünü ve zamanını Alevi hareketi için harcayanların; nedeni ne olursa olsun, Alevi örgütlülüğü içinde olmayanların da bu örgütlenmelere kazanılması zorunluluktur. Alanlarında onca uzmanı; yetişmiş insanı olan Alevilerin, kendi bünyelerinde kimseyi harcama lüksü yoktur. Yaşanan tüm olumsuzluklardan, en sonunda da Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarından gerekli ders çıkarılarak, insanlar kişisel hırslarını, benlik kavgasını aşmalıdırlar.

Birlikte toplumsal ve hukuksal mücadele sürdürülmeli…

Bugün Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra artık, her şeyi tozpembe göstermek doğru bir yaklaşım olamaz. Seçim sonuçlarını, sadece kendi dışındaki etkenlere bağlamak kendini aldatmaktan öte, geleceğe yönelik yanlış üstüne yanlış yapmayı getirir. Adına “analiz” diyerek, ağdalı ve bulanık saptamalar yaparak kendimizi aldatmayalım. Analizin temel amacı, öncelikle geleceğe yönelik vereceğiniz karar ve izleyeceğiniz yolharitasında tüm verilerin birlikte ve netlikle görülmesini sağlamaktır. 8 Kasım 2009’daki Kadıköy ‘de Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı Mitingi’nde binlerce insanı bir araya getiren ABF bugün neden Alevi-Bektaşi Toplumu içinde, istenilen düzeyde birlik sağlamasın?

Bugün içinde bulunduğumuz noktada ırkçı ve şeriatçı olmayan tüm demokratik güçlerle, aydınlarla bir araya gelmeli. “Kürt Sorunu” da içinde olmak üzere, Alevilerin sorunlarının çözülmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi için Meclis içinde ve dışındaki tüm demokrasi güçleriyle birlikte mücadele verilmelidir.

8 Kasım 2009’da Kadıköy’de, CHP’den, Atatürkçü Düşünce Dernekleri’nden ÖDP ve TKP’ye kadar tüm demokratik kurum ve kuruluşları miting alanına toplayan ABF’nin ortak özelliği insanı odağına alan Aleviliktir.
Bütün bu gelişmelerin sonunda yapılması gereken bir an önce bundan sonraki süreçte birlikte toplumsal ve hukuksal mücadeleyi sürdürmeliyiz.

Gözünüzün önüne IŞİD katillerinden kaçan Ezidileri, Türkmenleri ve Kürtleri getirin, yanı başımızda katliamlar yaşanıyor. Gözümüzün önünde kan gölü haline gelmiş bir Kobani ve Kobani direnişi var. O insanlarımızın en önemli derdi yaşam hakkıdır. Bizler şu anda o durumda değiliz. Bugün Türkiye’de Alevilere karşı uygulanan ayrımcı, ötekileştirici, bölen ve parçalayan politikalar gün ve gün artarak sürüyor ve bizleri çok büyük tehlikeler bekliyor…

Çözüm birlikte olmak, birlikte mücadele etmekten geçiyor…
Sözün özü; birlik, birlik ve yine birlik…

Yorumunuzu yazınız