PAYLAŞ

MEHMET ÖZCAN

Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de yaşayan Alevilerin nüfusunun 10 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi öncesinde büyük bir baskı ve tahakküm altında olan Aleviler, Êzîdîler gibi inançlarını saklar ve ibadetlerini gizli yaparken günümüzde özgürlük mücadelesinin geldiği aşamanın belirgin etkisiyle, inançlarını ve kimliklerini açıkça sahiplenebilmekte, cemevleri, özel radyo ve TV kanalları açabilmekte, temel hakları için açıkça mücadele edebilmekte, yani bir irade olarak ortaya çıkmış bulunmaktadırlar.

Suriye’de de Aleviler bulunmakta; ama Suriye Alevileri Kuzey Kürdistan ve Türkiye Alevilerinden farklılıklar göstermektedir. Suriye’deki Alevilik daha çok Arap ve İslam kültürünün şekillendirdiği bir Aleviliktir; ama Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de şekillenen Alevilik köken itibariyle Zerdüştlüğe kadar gitmektedir. Buradaki Alevilik, Zerdüştiliğin İslamiyet karşısında aldığı biçim olarak da yorumlanabilir. Bu açıdan Alevilik ile Êzîdîlik arasındaki benzerlik oldukça fazladır. Bu benzerliklerin bir bölümünü aşağıda belirtmeye çalışacağım.
Êzîdîlikle daha çok Dêrsim ve Koçgiri Aleviliğinin kültürel benzerlikleri bulunmaktadır. Hatta günümüzde Dêrsim veya Dêrsim kökenli olup da çevre illere yerleşen Alevi Kürtlerin duaları, Êzîdîlerin dualarıyla oldukça benzerdir. Örneğin, Dêrsim’de ya da sürüldükleri çevre illerde yaşayan bazı Aleviler, sabahın ilk güneş ışınları çıkarken yüzünü doğan güneşe döner ve “Ya Melekê Sibe! Tu eziz e, tu mezin e!” şeklinde dua ederler.

Zerdüştiliğin analarımızdaki kökleri

Annem 12 yıl hiç aksatmadan 12 İmam Orucu’nu tutar, dualarını da hep güneşe dönerek yapardı. “Ya siwarê sibe! Tu me biparêze” (Ya sabahın atlısı! Sen bizi koru!) ya da buna benzer sözlerle dua ettikten sonra elinin tersini öperek alnına götürürdü. “Ateş de kutsaldır” derdi. Bazen sac ekmeği pişirirken anneme bir bardak su götürdüğümde suyu içmeden önce bir yudum suyu ocağın üzerindeki kızgın ekmek sacının kenarına döker ve “İlk yudum ateşin hakkıdır” derdi. Aslında annem, yüzlerce yıl öncesine, Zerdüştlüğe dayanan duaları gizliden gizliye yaşatıyordu. Ateşe bir yudum su sunuyordu. Zerdüştilikteki, Êzîdîlik’teki, Yarisanilikteki, Kakailikteki ateş kültü, Alevilik’te de hala canlı bir biçimde yaşıyordu. Zaman zaman televizyonda Kürt köylerinin Türkiye Cumhuriyeti devleti güvenlik güçleri tarafından yakıldığı haberlerini izlediğinde, bazı ailelerin tamamen katledildiğini öğrendiğinde, Allah’ına isyan eder ve “Ya Siwarê sibe! Her kes zilm dike bêxwedî re!” (Ya sabahın atlısı! Herkes zulmediyor sahipsizlere!) derdi.

Güneş, Alevilerde de kutsallık arz etmektedir. Özellikle Dêrsimli ve Dêrsim kökenli olup da çevre illere zorunlu göç etmiş Aleviler, güneşin ilk ışınları dağların doruklarından bulundukları yere ulaştığında, ilk ışıkların üzerine düştüğü taşı ya da ellerinin tersini öpüp alınlarına götürerek dua ederler. Nuri Dêrsimî, “Kürdistan Tarihinde Dêrsim” kitabında buna dair şunları söyler: “Dêrsimliler, sabahları pek erken kalkıp muhteşem dağlar arasında doğmakta olan güneşin şualarına (ışınlarına) karşı vücutlarına çeşitli inhina (büküm) ve hareketler vererek ibadet ederler ve güneşe ‘Tanrı’nın nuru’ derler.”

Alevilerin dağların ardında yeni doğan güneşe yüzlerini dönerek dualar etmelerini, 1920’de Malatya’nın Alevi bir köyünde konuk olan Melville Chater ise şöyle dile getiriyor: “Köylüler güneşin doğuşundan önce kalktılar ve tarlalarında çalışmaya başladılar. Güneş yükselirken bütün erkekler, kadınlar ve çocuklar doğuya döndü, güneşin önünde eğilerek kibarca iyi bir gün diledikten sonra günlük işlerine yeniden devam ettiler.”

Araştırmacı yazar Munzur Çem, “Alevilik” kitabında Dêrsim Katliamı’ndan ve özel asimilasyon politikasından önce Dêrsim’in bazı yerlerinde Tawisî Melek’in kutsal olarak bilindiği ve üzerine yeminler edildiğini belirtmektedir.

Şu artık günümüzde su götürmez bir gerçektir: Êzîdîler, Aleviler, Kakailer, Yarisaniler arasındaki ortak inanç, töre ve kültün kaynağı olan Mitraizm, Mazdaizm ve Zerdüştlük, tek tanrılı dinler öncesinde Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasındaki halkların ortak inancıydı. Arap-İslam ordusunun kılıç zoruyla ve kanla Mezopotamya ve Anadolu halklarına kabul ettirdiği İslamiyet sonrasında Zerdüştlükten geriye kalan eski inançları, bugün Alevilik, Kakailik, Yarisanilik kısmen de olsa yaşatmaktadır. Êzîdîlik ise Mitraizmin, Mazdaizmin ve Zerdüştlüğün çok daha canlı bir biçimde sentezini temsil eden Kürtlerin kadim dinidir.

Êzîdîlik ile Alevilik arasındaki bazı ortak yanları ya da benzerlikleri maddeler halinde sıralayacak olursak:
* Alevilik’teki “Hayır ve şer yapma insanın elindedir” ilkesi, Êzîdîlik’te de vardır.
* Êzîdî olmayan biri sonradan Êzîdî dinine giremez. Alevi olmayan biri de sonradan Alevi olamaz ilkesi vardır; ama günümüzde bu ilke, başka bazı ilkeler gibi biraz esnetilmiştir.
* Êzîdîlik’te olduğu gibi Alevilik’te de dışarıdan kız alınmaz veya dışarıya kız verilmez. Bu ilke günümüzde Êzîdîlik’te oldukça katı bir kural iken (bu kuralın ihlali ölüm cezasına kadar gidebilir), Alevilik’te esnetilmiştir.
* Alevilik’te de Êzîdîlik’te de misyonerlik, kendi dinlerini yayma gibi amaç yoktur.
* Alevilik’te olduğu gibi Êzîdîlik’te de “Üçler, Yediler ve Kırklar Makamı” kutsaldır.
* Alevilik’teki Allah-Muhammed-Ali üçlemesi, Êzîdîlik’te Tanrı-Tawisî Melek-Şêxadî üçlemesiyle kendisini göstermektedir.
* Alevilik’te 40 kapı 40 makam, Êzîdîlik’te ise 40 pir 40 şêx vardır.
* Alevilik’te mürşit, rehber, pir vardır; Êzîdîlik’te ise Şêx, mürşit, pir vardır.
* Alevilik’te “zakir” (cem sırasında deyiş söyleyen kişi) vardır, Êzîdîlik’te ise “qewal” (ibadet sırasında ‘feqîr’lerle birlikte bendir çalıp qewil söyleyen kişi) vardır.
* Alevilik’te musahiplik, Êzîdîlik’te ise ahret kardeşliği vardır.
* Güneşe dönerek dua etmek her ikisinde de vardır.
* Her ikisinde de semah vardır.
* Hem Alevilik’te ve hem de Êzîdîlik’te saz kutsaldır.
* Baskı ve katliamlardan dolayı gizli ibadet etme ve içe kapalı bir toplum olma özelliği her ikisinde de vardır.
* Alevilik’te de Êzîdîlik’te de din adamları keramet ve sır sahibidirler.
* Reenkarnasyon (don değiştirme) yani “kıras güheri” inanışı, hem Êzîdîlik’te hem de Alevilik’te vardır.
* Êzîdî şêxleri ve pirleri, müridlerini ziyaret ederek yıllık hak alırlar. Alevilerde de pirler müridlerini yani taliplerini ziyaret eder ve çıralık alırlar.
* Ziyaret yerlerindeki ağaçlara ip ya da bir parça bez bağlayarak dilekte bulunma hem Êzîdîlik’te hem de Alevilik’te vardır.
* Hem Alevilerde hem de Êzîdîlerde 3 günlük Xidir İlyas (Xizir) Orucu vardır.
* Alevilik’te olduğu gibi Êzîdîlik’te de ziyaret yerlerinde kurban kesme, yemek yapma ve bu lokmaları dağıtma geleneği vardır.
* Êzîdîlik’te hac yeri olan Laleş (Şêxadî’nin türbesi) vardır, Alevilerde ise dedelerin mezarlarının bulunduğu veya bulunduğu varsayılan türbeler vardır.
* Güneş, ay ve ateş Êzîdîlik’te olduğu gibi Alevilerde de kutsaldır.
* Êzîdîlerde olduğu gibi Alevi pirleri de bıyık ve sakallarını kesmezler. Alevilik’te bu gelenek, günümüzde biraz daha esnetilmiştir.
* Aleviler de Êzîdîler de kirve kızıyla evlenmezler ve bu kural her iki inanç kültüründe de oldukça serttir. Bu kuralı ihlal etme, toplum dışına atılma veya daha ağır cezayla cezalandırılır.
* Alevilerde olduğu gibi Êzîdîlerde de ruhani önderler, dinsel görevlerin yanı sıra toplumsal yaşamda düzeni sağlamak, sorunlara müdahale etmek ve adil bir şekilde çözüm bulmak gibi görevleri de üstlenirler.
* Ölü hayrına yemek verme, hem Êzîdîlerde hem de Alevilerde vardır.
* Resmi devlet mollaları tarafından her iki din için de fetvalar çıkarılarak katledilmeleri vacip görülmüştür. Aleviler için söylendiği gibi Êzîdîler için de “7 tane öldüren cennete gider” denilmiştir.
* Êzîdîlik’te Hıdır İlyas Bayramı kutlanmadan önce Şubat ayının ilk perşembesinde oruç tutulur. Alevilerde de bu oruç vardır ve bu oruca Hızır Orucu denilmektedir ki, inanış hemen hemen aynıdır. Xizir Peygamber her zaman, her yerde hazır ve nazırdır. Özellikle Kürdistan’daki zor kış koşullarında halkın yardımına koşar. Kendisine Bozatlı Xızır da denilmektedir. Bazı bölgelerde de Xizirê Deryayê, yani “denizler üzerinde uçan Xizir” da denilmektedir. O her yerdedir ve darda olan insanlara yardım için koşar. BİTTİ

Êzîdîlik ve Yezit Bin Muaviye

Günümüzde Êzîdîliği ele alırken öncelikle belli amaçlar uğruna çarpıtılan Êzîdîliğin çıkışını, Êzîdî isminin çok farklı kaynaklara bağlanmasının nedenlerini açığa çıkarmak, netleştirmek ve gerçekliği oluşum biçimiyle ortaya koymak gerekir.

Êzîdîlik ele alınırken, Êzîdîlik ile Yezid’in çok farklı olgular olduğunu belirtmeliyiz. Yezid, Emevi Halifesi Muaviye bin Ebu Süfyan’ın torunudur; halifeliği alma uğruna Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin ve taraftarlarını öldürten kişidir. Bu kişinin Kürt halkıyla herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır. Ayrıca bazı Arap tarihçiler Êzîdîliği bilinçli olarak Yezidiye tarikatının kurucusu Yezid b. Enise’ye dayandırmaya çalışmaktadır.

Etimolojik köken

Êzîdîlik; “Ezda, Ezdan ve Xûda” isimlerinden gelmektedir. Med Kürt topluluklarında Tanrı böyle isimlendirilirken Tanrı’ya inananlara ise Êzîdî denilmekteydi. Dolayısıyla “Ezd, Ezda, Ezdan” Tanrı anlamına gelirken Êzîdî de “Tanrı’ya inananlar” anlamına gelmektedir.

Gerçek bu iken Êzîdîliğin, İslamiyet’i oldukça geri bir tarzda yorumlayarak halkların üzerinde bir egemenlik ve soykırım aracına dönüştüren Muaviye’nin oğlu Yezid’e inananlar olarak tarif edilmesinin temelinde Alevi inancındaki Kürtlerle Êzîdî Kürtleri karşı karşıya getirme, birbirine kırdırtma yatmaktadır. Dolayısıyla bu iki olgunun birbirine karıştırılması, Kürdistan üzerinde egemen olan sömürgeci güçler ve onların işbirlikçileri tarafından bilinçli olarak ortaya atılan tarihsel dayanakları olmayan asılsız bir iddiaya kanmak demektir.
Bazı Arap milliyetçileri ya da İslamcı olduğunu iddia eden kimi yazarlar da Êzîdîleri Yezid bin Muaviye ya da Emevilerle ilişkilendirmeye çalışmaktadırlar. Oysa Ezda, Meda, Ezid ya da daha birçok isimle (binbir isim) ilişkilendirilebilecek Êzîdîliğin Yezid’le uzaktan ya da yakından bir alakası yoktur. Êzîdîler için kullanılan Yezîdî ifadesi de yanlıştır. Yezid ile Yezîdîliği isim benzerliğinden dolayı Emevi Hanedanlığı’na dayandırmaya çalışmaktadırlar.

İslam halifeliğini oyunlarla ve zorla ele geçiren Muaviye, Emevi Hanedanlığı’nın kurucusu ve Ebu Sufyan’ın oğludur. Ebu Sufyan ise Hz. Muhammed’in amcaoğludur. Bu aile, halifeliği ele geçirdikten sonra Şam’da oldukça büyük bir güç olmuş; Hz. Muhammed’in torunları, Hz. Ali’nin çocuklarına karşı büyük bir komplo gerçekleştirmiştir. Kerbela komplosunda Hz. Hüseyin ve 72 yoldaşı katledilerek kadınlar ve çocuklar esir alınmıştır. Bu çelişki günümüzde Şiilerle Sünniler; Kuzey Kürdistan ve Güneybatı Kürdistan’da ise Alevilerle Sünniler arasında sürdürülmektedir.

Êzîdî Kürtlerin Müslümanlıkla ya da Araplıkla bir ilgisi olmadığı gibi Kürdistan’da yaşayan Alevi Kürtlere de Müslüman demek oldukça zordur. Çünkü Kürdistan Alevilerinin Müslümanlardan ziyade Zerdüştlüğe, dolayısıyla Êzîdîliğe yakınlığı çok daha fazladır. Köken olarak Zerdüşttürler. Kürdistan Alevileri, İslam’ın zorla dayatılması ve bu temelde geliştirilen katliamlardan kurtulmak için biçimsel olarak Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Aslında Alevilerin Müslümanlığı kabul etmesi, bir nevi takkiyecilik olmaktadır. Alevi Kürtlerle Êzîdî Kürtlerin bu ortak yanlarını gören ve bilen bazı Arap ve İslamcı-milliyetçi yazarlar, Êzîdîleri Yezid’le ilişkilendirerek Kürt halkının farklı iki inanca sahip bu kesimleri arasında parçalanma ve çelişki yaratmayı hedeflemişlerdir. Tarihte de bilindiği gibi Emevi halifelerinden Hecac, Müslüman olmayan onbinlerce Kürdü katletmiştir. Bu anlamda da Êzîdîlerle Yezid bin Muaviye’yi ilişkilendirmek büyük bir tarihi yalan olmaktadır.

Êzîdî mitolojisinde kara yılan

Kara yılan, Êzîdîlerce kutsal sayılmakta, kutsal mekanların, mabetlerin girişlerinde, kapı kenarlarında, pervazların üstünde, evlerde kara yılan kabartma motifleri bulunmaktadır. Erzincan’ın Tercan ilçesinde de yılan kutsal sayılmakta ve yılanın bazı hastalıkları iyileştirdiğine inanılmaktadır. Bu amaçla her yıl yüzlerce hasta, ilkbahar aylarında, Tercan’da bulunan Yılanlı Dağ’a giderek çare aramaktadır.

Şêxadî, Êzîdîliği reforma tabi tutarken kast sisteminin en üstüne şêxlik kurumunu oturttu. Bazı aileleri konumları gereği şêxlikle ve bağlı müritlerin sosyal örgütlemesiyle sorumlu kılarken, bazı aileleri ise “şêx êtîm” diye adlandırmıştır ki, bu şêxlerin müritleri yoktur. Şêx êtîmler, yılanları efsunlayarak kontrol edebilmekte, onlarla konuşabilmekte ve onları evcilleştirebilmektedir. Halen de Laleş’te yapılan hac esnasında ya da bazı ziyaretlerde yapılan cemaa’larda bu şêx êtîm’ler, yılanlarını yanlarına alarak kutsal yerlere giderler. Bu kutsal yerlere gelen Êzîdîler, kutsal mabedin kapısı önünde oturan şêx êtîm’in elindeki veya kucağındaki yılana ellerini sürerek bir dilekte bulunurlar ve ellerini öperek alınlarına götürürler. Günümüzde Tercan yöresinde yaşayan bir Alevi aşireti olan Kudan aşiretinin yaptığı dualar arasında, “Wayirê kudo şao mao” (Kudanlıların şahı kara yılan) gibi dualar da bulunmaktadır.

Kara yılan efsanesi, Êzîdî mitolojisindeki Nuh Tufanı’nda şöyle anlatılmaktadır: Tanrıların ortak kararıyla alınan “insanları yok etme planı” kararı karşısında Nuh, bir gemi yaptırarak her canlı türünden en az bir çift yanına alarak azgın sularla boğuşur. Bu arada gemi delinir; ama gemide bulunan bir kara yılan, o deliği tıkayarak geminin batmasını engeller. Diğer taraftan Êzîdîlik’te de reenkarnasyon (gömlek değiştirme), yani ruh göçü etkin bir inanıştır ve yılanın da her yıl gömlek değiştirmesi bu anlamda tanrısal bir olgu olarak görülmektedir.

özgür politika

1 YORUM

  1. Alevilikte kesinlikle ölüm cezasi yoktur. Aleviler de yasamak ve yasatmak haktir ama tüm canlilar icin! Alevilerde en agir ceza düskün Lüfter, yani o kisu toplumdan dislandik!

Yorumunuzu yazınız