PAYLAŞ

Eğitim yoluyla asimilasyona ilişkin AABK Başkanı Öker, Alevi hareketinin, Kürtçe anadilde eğitim konusunda somut bir şey yapmadığını belirtirken, Pir Mustafa Mısır, “kendisine Aleviyim diyen herkes, Alevilik ve Kürt dili üzerindeki asimilasyona karşı tavır almalı“ dedi. Pir Hasan Kılavuz da boykot gibi eylemlerin önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye’de etnik ve inanç topluluklara karşı asimilasyonun en derin geliştirildiği süreç olan eğitim ve öğretim yılı, resmi devlet kimliği (Türk ve Sünni) içine dahil olmayan kesimler için yine sorunlu başladı. Kürtçe anadilde eğitim verilmezken, Alevi çocuklar mecburen İmam Hatip okullarına kayıt yaptırma zorunda bırakıldı. Kürdistan’da pilot bölgeler olarak seçilen Amed’in Rezan (Bağlar), Şirnex’ın Cizîr ve Colemêrg’in Gever ilçelerinde Kürtçe anadilde eğitim için açılan okullar aynı gün polis tarafından mühürlendi. Ancak Kürtlerin anadil ısrarı ve bu konudaki eylemlilikleri sürüyor. Aynı şekilde Alevi örgütleri de eğitim sisteminin Sünni İslam inancı ekseninde dinselleştirilmesi, zorunlu din dersi ve Alevi çocukların zorunlu olarak İmam Hatip okullarına kaydedilmesine karşı harekete geçti. 12 ayrı dergahtan yola çıkan Alevi dernek temsilcilerinin Ankara’ya yürüyüşü sürüyor.

Biz de bu konuda Avrupa Alevi Dernekleri Konfederasyonu (AABK) Genel Başkanı Turgut Öker, Pîr Hasan Kılavuz, Pîr Mustafa Mısır, Pîr Mehmet Yüksel ve Pîr Cafer Kaplan’ın görüşlerine başvurduk.

‘Asimilasyona karşı çabası yetersiz’

Avrupa Alevi Dernekleri Konfederasyonu (AABK) Genel Başkanı Turgut Öker, devletin asimilasyon politikalarına karşı Alevi örgütlerinin ortak bir tavır sergileyemediğini belirtti. “Türkiye cephesinde Alevi toplumu henüz ortak bir program, ilke ve hedef oluşturabilmiş değil” diyen Öker, asimilasyon nedeniyle Alevi toplumunda sosyal ilişkileri konusundaki tahribatın da oldukça derin olduğunu ifade etti:
“2000 yılının başında, yasak olan Alevi adıyla örgütlenme amacıyla yanyana gelerek birlikte yürüttüğümüz hukuk mücadelesi dışında ortak eylemler yürütülemedi. 2002 yılında ‘zorunlu din dersi kaldırılmalıdır’ istemiyle bir kampanya yapılmış olmasına rağmen yeterli bir sahiplenme olmamıştır. Hasan Zengin’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürdüğü ve kazandığı dava üzerinden kitlesel bir çıkış yakalanamadı. Oysa ki, bu dava emsal gösterilerek bütün Alevi çocuklarının zorunlu dir dersine girmesi engellenebilirdi. Bunlar yapılmadığı için AKP iktidarı tarafından eğitimin tamamen gericileştirilmesi, siyasal İslamın alt yapısının adım adım oluşturulmasına karşı da tüm demokratik güçler ile yanyana gelerek ortak bir mücadele yürütülemedi.”
AABK Başkanı Öker, etnik ve inanç asimilasyonun ciddi sosyal tahribatlara yol açtığını hatırlatarak, “Alevi toplumu etnik ve inançsal asimilasyona, soykırım ve katliamlardan daha tehlikeli olduğunu, bir ulusu ve toplumu yok etmede en tehlikeli bir yöntem olduğunu kavrayamadı, işselleştiremedi. Sivas Katliamı üzerinden kitleselleşen Alevi hareketi, uzun yıllarca net bir duruş sergileyemedi, katliamlara karşı ortak tepki vermenin dışında toplumsal olaylara duyarlı bir hareket olamadı“ diye konuştu.
Avrupa’da Alevilerin 25 yılı aşan mücadeleleriyle önemli kazanımlar elde ettiğini belirten Öker’in bu konudaki değerlendirmesi şöyle: “Almanya’nın bütün eyaletlerinde okullarda Alevilik ders olarak ilk, orta ve liselerde okutulma hakkına kavuşturulmuştur. Her yıl sınıf ve öğrenci sayısı artarak yaygınlaşmaktadır. Almanya’da ilk elde edilen bu kazanım bütün Avrupa’ya yayılmaya başlamış, Avrupa Alevi hareketinin en önemli kazanımı haline gelmiştir.”

‘Kürt ve Aleviler hareketleri ortak hareket etmeli’

Turgut Öker, etnik ve inançsal asimilasyona karşı Kürt ve Alevi hareketinin birlikte mücadelesinin önemli olduğunu vurguladı. “Kürt ve Alevi hareketi yanyana gelerek etnik ve inançsal asimilasyona karşı birlikte mücadele edemediler” vurgusu yapan Öker bu konuya ilişkin şunları dile getirdi:  “Alevi toplumunun sorunlarıyla, Kürt halkının sorunlarının kaynağının devletin izlediği inkar, imha ve asimilasyon politikası olduğu gerçeği gizlendi ve ne yazık ki Alevi toplumu da bu tuzağın farkına varamadı. Bugüne kadar Kürt ve Alevi hareketinden kaynaklanan zaaflardan dolayı ortak hareket edilememiştir. Yanyana gelinerek birlikte mücadele etme koşulları yaratılamamıştır. Son iki yıldır oluşumuna öncülük ettiğimiz Avrupa Demokratik Güçbirliği üzerinden bu eksikliğin giderilmesi için çaba sarfetmemize rağmen halen olması gereken dayanışma ve birlikte mücadele zemini oluşturulamadı.
Alevi hareketi, Kürtçe anadilde eğitim konusunda somut bir şey yapmamıştır. Bugüne kadar Kürt hareketinin somut olarak bu alana ciddi bir şekilde eğilmemesinin de etkisiyle sadece bir hak olduğu vurgusu yapılmıştır. Kürt hareketi de zorunlu din derslerinin kalkması konusunda Alevi toplumunun sınırlı da olsa yürüttüğü mücadeleye duyarlı olmamıştır. Kürt kentlerinde okul boykotu son derece doğru ve meşru bir eylemdir. Aşağıdan yukarıya doğru baskı kurmadan, halkın kendi davasına sahıp çıkmasını sağlamadan hiç bir toplumsal talebin kabul edilmesini sağlamak mümkün değildir.”

‘Çok dilli ve çok dinli toplum’
Öker, asimilasyona karşı mücadele ve çözüme ilişkin düşüncelerini ise şöyle ifade etti: “Eğitimin gericileştirilmesine karşı Türkiye’deki Alevi kurumlarının 15 Eylül’den itibaren 12 Alevi dergahından başlayarak Ankara’da son bulacak bir eylemliliğe girmesini son derece anlamlı bulmaktayım. Alevi hareketinin sokağa çıkmadan, kendi özgün sorunlarının çözümü için mücadele etmeden sorunlarının çözülemeyeceği gerçeğini görmüş olması önemli bir başlangıçtır. Umarım Alevi toplumunun zorunlu din derslerinin kalkması için yürüttüğü mücadele ile Kürt toplumunun yürüttüğü anadilde eğitim talebi birlikte boykota ve mücadeleye dönüşür.
Avrupa’da Türkçe, Kürtçe ve Arapça dillerinin yaşatılıp korunması amacıyla kültürel etkinliklerin çok dilli yapılmasının dışında somut bir şey yapılmadı. Son yıllarda bu konuda daha fazla duyarlılık oluştuğunu da vurgulamak gerekir. Çok dilli, çok dinli, çok kültürlü toplum hedefinin içselleştirilmesi bu sorunu çözebilir. Var olan sorunların çözümü demokratik ve çoğulcu yaşamın tek alternatif olduğu gerçeğinin kavranmasından geçmektedir.”

Pir Mustafa Mısır: İbadet de anadilde olmalı
Alevi derneklerinin anadil ve inanç asimilasyonuna karşı duruşunu yetersiz gören Pir Mustafa Mısır, tüm Alevilerin inançları gereği de anadile sahip çıkması gerektiğini belirtiyor:  “Alevi derneklerinin ve örgütlenmelerinin, eğitim yoluyla etnik ve inanç asimilasyonuna karşı tavrı kesinlikle yetersizdir. Aleviliğin sürekli red ve asimilasyona maruz kalması dolayısıyla bu politikalara karşı tartışmalar hayati önemdedir. Toplumların sağlıklı gelişimi için her halk ve inanç grubunun kendi ibadetini ve eğitimini kendi anadiliyle yapması gerektiğini düşünüyorum.”
Pir Mustafa Mısır, anadilde ibadetin de önemine işaret ederken, özellikle Kürt Alevilerin katmerli bir asimilasyona maruz kaldığına vurgu yapıyor: “Avrupa ve Türkiye’deki Alevi dernekleri ve örgütlenmelerine bu konuda oldukça büyük bir sorumluluk düşüyor. Asimilasyonun katmerlisini Kürt Aleviler yaşamaktadır. Kürtler üzerindeki etnik, dil ve kültürel asimilasyon ile Alevilik inancına yönelik asimilasyona karşı genelde tüm Aleviler ve özelde de Kürt Aleviler, Alevi inancının da gereği olarak örgütlenmelidirler.

‘Mirov gereke xwe nas bike!’
Pir Mustafa Mısır sorunun çözüm konusunda ise kurumlaşmanın önemine vurgu yapıyor: “Bu konuda yerine getirilecek en temel sorumluluk, inancın gereği olan ibadetlerin anadilde yapılmasıdır. Bununla birlikte, geleceğimiz olan çocuklarımızın Alevi inancını ve kültürünü kendi dillerinde öğrenmelerini sağlayacak akademik kurumların oluşturulması da en temel ihtiyaç durumundadır.
Alevilik bir doğa inancıdır, yaratan ile yaratılan aynı bedende zuhur eder. Her ikisi birbirinin varlık gerekçesi; yaratan olmasa yaratılan olmaz, yaratılan olmasa yaratan olmazdı. Enel Hak ve Vahdedî Vücud’a inanan Alevilere göre yaratan bütün güzelliğini insana da bahşetmiştir. Bu nedenle tüm insani renkler, diller ve inançlara saygı gösterilmelidir. Bu konuda Kürtçe bir halk deyişinde denir ki, “Mirov gereke xwe nas bike û paşê jî xwedê nas bike. Kesê ku xwe nas nake, xwedê jî nas nake!” (İnsan önce kendini, ardından Tanrı’yı tanımalı. Kendisini tanımayan Tanrı’yı da tanımaz.)
Aleviliğe göre bütün diller ve dinlerden insanlar kardeştir. Bu nedenle, kendisine Aleviyim diyen, insanım diyen herkesin Alevilik ve Kürt dili üzerindeki her türlü asimilasyona ve baskıya karşı tavır alması ve bu konudaki her türlü çalışmaya destek sunması gerekir. Bu konuda 3 Kürt kentinde pilot bir proje olarak başlatılan Kürtçe eğitim kurumları gibi çalışmaların bütün alanlarda yaygınlaştırılması gerekiyor…”

‘Aleviler devletçi bakıştan kurtulmalı’

Yeni eğitim öğretim sürecinin başlamasıyla herkesin kafa karışıklığı içinde olduğunu vurgulayan Pir Mehmet Yüksel ise, eğitim yoluyla asimilasyonun 12 yıllık AKP iktidarı döneminde daha derinleştirdiğini belirtti. Yüksel, eğitimin sisteminin adım adım dinselleştirildiği ve nitelikten yoksun hale getirildiğini belirterek, neredeyse bütün ortaokul ve liselerin imam hatiplere dönüştürülmesiyle başta Aleviler ve diğer inançlara sahip kesimlerin çocuklarını imam hatiplere yönlendirmenin amaçlandığını kaydetti.
Pir Mehmet Yüksel, bu konuda mağdurların ve demokrat kesimlerin tepkisinin yetersiz oldunu ifade ederek şu değerlendirmeyi yaptı: “Başta sendikal örgütlenmeler olmak üzere sivil toplum örgütlerinin bu konuda yaptıkları birer basit açıklama ve kınamanın ötesine gidememekte. Parlamentodaki muhalefet partilerin de –bir ölçüde BDP/HDP’yi ayrı tutabiliriz- somut öneri ve uygulamaları yok. Bu durumda geriye bizzat bu düzenleme ve uygulamalardan olumsuz olarak etkilenecek olan toplum kesimlerinin kendisi kalıyor: Anadilde eğitim konusunda Kürtler, zorunlu din eğitimi ve imam hatipleşme konusunda Aleviler…”

‘Kürtçe eğitimden artık geri dönülmez’

Kürt kazanımlarının artık geri dönüşünün olmadığını vurgulayan Pir Yüksel, devletin tekçi ziyniyette ısrarına karşı da uyanık olunması gerektiğini söyledi: “Devletin hala etkin olan milliyetçi ve tekçi derin düşüncesi bu tür refleksler göstermeye devam edecektir. Ancak önemli olan, başta kimlik hakları olmak üzere, anadilde eğitim hakkının Kürtlerin büyük bedeller pahasına vermiş oldukları bir mücadelenin sonucu olarak geri dönülmez biçimde kazanılmış olduğudur. Bugün değilse de çok yakında…”
Aleviler açısından ise durumun daha karmaşık olduğunu belirten Pir Yüksel, bunun en büyük sebebinin ise, Alevilerin kendilerini ilgilendiren konularda birlikte hareket edememeleri ve özellikle Kürtlerin Özgürlük mücadelesine devlet bakışlı yaklaşımları olduğunu ifa etti: “Örgütlü Alevi kesimlerin büyük çoğunluğu etnik olarak Kürt olmakla birlikte, özellikle Kürt halkının haklı mücadelesinde, devletin incelikli çalışması sonucu devletçi ve Kemalist refleksler göstermesi sorundur. Bu durum özellikle Kürt Aleviler ve genç kuşakta değişmeye başlamıştır. Alevi toplumunun inanç ve yaşamından doğan temel hak ve özgürlükleri, devletin ve siyasetin çarklarında yer alabilmek uğruna bizzat bazı toplum önderleri tarafından baltalanıyor diyebiliriz.”

‘İri olalım, diri olalım ama önce bir olalım’

Pir Mehmet Yüksel, Alevi örgütleri arasındaki birlik sorunu konusunda ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Bir araya gelip bir güç olmayı beceremeyen bu büyük kitle, kendisini yok sayan ve asimile etmek için her türlü uygulamayı yapan devletin uygulamaları karşısında, kişisel ve küçük serzenişlerden öteye bir şey yapamamakta. Bunun son örneğini Temel Eğitimden Orta Öğretime Geçiş Sistemi’ne (TEOG) karşı 15 Eylül tarihinde Düzgün Baba’dan başlayan yürüyüş eyleminde çok sıcak olarak yaşıyoruz. Sayıları 12-15 arasında değişen dergah ve ocaktan Ankara’ya yürümek ve 12 Ekim’de orada kitlesel bir mitingle neticelendirmek gibi iyi düşünülmüş bir eylem, ama organize kurumların iç çekişmeleri neticesinde sonuçsuz kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Başta Aleviler olmak üzere, toplumun sorun yaşayan tüm kesimleri temel hak ve özgürlüklerle insan hakları ve evrensel hukuk çerçevesinde güç birliği etmek zorundadırlar. Bu başarılamadığı sürece, her ezilen kesim tek başına devletin despotça uygulamaları ve hak ihlallerine karşı savunmasız ve güçsüz olacaktır. Son olarak Alevilerin hep dediği gibi: İri olalım, diri olalım; ama önce bir olalım. Aşk ile…”

Kürtçe eğitim su gibi ihtiyaçtır

Pir Hasan Kılavuz, devletin asimilasyona karşı Kürtler ve Alevilerin hak taleplerini görmezden geldiğini söyledi. Konuya ilişkin TV10’daki bir programda görüşlerini dile getiren Kılavuz, “Devlet ve bugüne kadar ki tüm hükümetler Kürtlerin dilleri ve kültürleriyle ilgili talepleri ve Alevilerin inançlarıyla ilgili taleplerine karşı hiç bir zaman sözlerinde durmadı. Hep kandırma yoluna gitmişler” dedi.
“Kürtlerin anadil ve anadilde eğitim talebi ekmek ve su gibi bir ihtiyaç ve gerçekliktir” dien Kılavuz, devletin bu konuda adım atmakta isteksiz olduğunu vurguladı: “Gerek halk gerekse de bu konuda yetişen öğretmenler olmasına rağmen hükümet anadilde eğitime yanaşmıyor. Ben bir Alevi dedesi olarak, okul boykotu gibi yöntemlerle de hükümeti ve devleti bu konuda adım atmaya zorlamak gerektiğini düşünüyorum. Halk bu konuya cesaretle sahip çıkarsa, çocuklarını göndermezse, okullarda sınıflar boş kalırsa, hükümet bunu görmek, adım atmak ve bu hakkı kabul etmek zorunda kalır.

Aleviler de  destek olmalı
Okul boykotu gibi girişimlere Alevilerin de inançsal bazda destek olması gerektiğini belirten Pir Hasan Kılavuz, devletin Kürtçenin eğitim dili olarak asimilasyondan kurtulmasından korktuğunu söyledi: “Milletleri var eden kültürleridir. Kültürün yeni nesiller tarafından öerenilmesi ve içselleştirilmesi için anadilde eğitime ihtiyaç var. Örneğin bizim yaşlı kuşak anadili Kürtçeyi akıcı bir şekilde konuşamıyor. Çünkü Kürtçe eğitim dili değil. Bunların korktuğu da, eğer Kürtçe eğitim dili olursa, asimilasyon ciddi bir şekilde önlenir. Kürt kültürüne daha rahat sahip çıkılacağı için, bu konunun önü açılmıyor.
Keşke Kürtlerin yerel yönetimlerde, belediyelerde, bulundukları bütün bölgelerde attıkları bu adımlara Alevi örgütleri de inançsal bazda destek olsalar. Onlar da deseler ki; ‘okullarda çocuklarımızı inançsal boyutta asimile ediyorsunuz. Tek yönlü inancı anlatıyorsunuz, Sünni İslamı dayatıyorsunuz. Biz Aleviyiz, bizim çocuklarımızı asimile edemezsiniz. Biz de çocuklarımızı okullara göndermiyoruz.’ Ama ne yazık ki, Alevi kurumların bu konuda henüz bir hazırlıkları yok.”

Dil yasağı çağımızla uyuşmuyor

Pir Cafer Kaplan, Türkiye’de bazı Alevi kurumlarının inanç asimilasyonunu önlemekten ziyade asimilasyona taban hazırladığı görüşünde. Aleviliğin Sünni İslam içinde eritilmesi konusunda Alevi örgütlenmesi olarak kendilerini tanıtan, ancak AKP Hükümetinin kurdurduğu ve yönlendirdiği yapılanmaların Alevilere hizmet etmediğini belirten Kaplan, bu konuda Alevi Bektaşi Federasyonu’nun çabasının ise yetersiz kaldığını belirtti. “Eğitim alanında zorunlu din dersleri ve bu dersler dahilinde okutulan Alevilikle ilgili konular hiç bir kurumun umurunda değilmiş gibi davranıyorlar. Oysa ki bunlar inanç alanında en büyük asimilsyondur. Almanya’da AABF olarak Alevilik dersleri, inanç antlaşmaları, üniversitelerde öğretmen eğitimi, Dede-Ana eğitimi gibi kazanımlarımız var. Bu çalışmaların amacı gelecek kuşakların yaşayacağı Aleviliği inşa etmek ve onlara Alevi inanç değerlerini geleceğe aktarmaktır.”
hasan_kılavuz-mustafa_misir-cafer_kaplan01Türkiye’de asimilasyona uğrayan kesimlerin dayanışmasının yetersizliğine vurgu yapan Kaplan, Kürtçe anadilde eğitime ilişkin Alevi örgütlerinin yaklaşımı konusundaki sorumuzu ise şöyle yanıtladı: “Bu sorunuzda sadece Kürt meselesiyle ele alıyorsunuz. Oysa ki asimilasyon hangi topluma ve inanç grubuna yapılırsa doğru bulmayız. Bu anlamıyla Türkiye’de Alevi Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulmasında bizler de diğer gruplardan destek alamıyoruz. Fakat bizim, felsefemiz ve inancımız dili, dini, ırkı ne olursa olsun mağdur edilmemeli, Aleviler bu mağduriyeti iyi bilirler. Kürtçe anadilde eğitim şu an Kürt dernekleri ve Kürt gruplar yapıyorlar. Alevi cemevleri daha çok kendi inançsal hakları konusunda koşturuyor. Elbette ki herkes anladığı dili öğrenmeli, kendi anladığı dilde ibadetini yapmalıdır. Buradaki cemevlerimizde elbetteki kendisini Kürt gören Aleviler var. Çalışmalarımız  etnik kimlikler üzerinde yapılmıyor. Burada ki cemlerimize özelikle Hızır ayında Zazaca nefesler söyleniyor. Dil konusunda herkes anladığı dili konuşmalıdır, öğrenmelidir bu türden engellemeler elbette ki yaşadığımız çağla uyuşmuyor…”

Yorumunuzu yazınız