PAYLAŞ

“Cehennem, acı çektiğimiz yer değildir; acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir…!” (Hallac-ı Mansur)

“IŞİD çeteleri Şengal’e girdi” haberi, beraberinde katliam, göz yaşı ve acı getirdi. İnsanlık, yerinden yurdundan edilen Êzidîlerin fotoğraflara yansıyan kareleri ile yeni bir utanca şahitlik etti. Yüreğimiz bir kez daha derin yara aldı. Aynı yüzlerce yıl önceki gibi; 7. yüzyılda ceylan derisi üzerine Hewrami (Gorani) lehçesiyle yazılan bir şiirde, İslam halife ordularının Zerdüşti topluluklara karşı yaptığı katliam anlatılmaktaydı ve lanetlenmekteydi;

“Kutsal yerler yakıldı, kutsal ateşler söndü
Herkesten gizlerdi namlı büyükler
Zalimler girdi ta Fırat’a dek
Köylerden tut da ta Şehrizur’a kadar
Esir alındı bütün kızlar ve kadınlar
Kendi kanında boğuldu özgür adamlar
Kimsesiz kaldı Zerdüşt’ün töresi, dini
Yüce Hürmüz affetmeyecek hiç birisini”


Bugün gene Musul’da tarih katledildi. Mabetler, türbeler, kiliseler, tarihi eserler kısacası insanlığın ortak tarihi, kültürü hedef alındı. Taş üstüne taş bırakılmadı. İnsanlığın izleri silinmeye çalışıldı. Ortak yaşam katledildi. Şimdi sıra Şengal’e geldi…

Alevi ve Êzidî tarihinin en değerli mirası, Hallac-ı Mansur’un makamı, mezarı IŞİD’in saldırısı altında. Yunus Peygamber’in türbesini havaya uçuranlar, Laleş’e, Şeyh Adi’nin mezarına ve onun mezarının yanındaki Hallac-ı Mansur’un mezarına doğru ilerlemek için var gücüyle Êzidîler şahsında insanlığa, insanlık değerlerimize saldırıyor.

Hallac-ı Mansur ki; Alevi-Kızılbaş düşüncesinin felsefi köküdür. Kurucularından biridir. Cem ayinlerindeki en yüksek makam olan Dar-ı Mansur divanının sahibidir. Temsilcisidir. Durduğu dar hak ve hakikat darıdır. Haklı ile haksızın ayrıştığı, halkın dahil olduğu mahkemedir. Bu mahkeme yüzlerce yıldır devam eden hak ile haksızın mücadelesinde bir meşale gibidir. Binlerce kez saldırıya uğramıştır. Unutturulması için her şey denenmiştir. Yazılı kaynakları tahrip edilmiştir. Tüm bunlara rağmen Hallac-ı Mansur gerçeği, hakikat yolculuğunda ayakta kalabilmiştir.

Hallac-ı Mansur’u bu kadar güçlü kılan ve günümüze kadar gelmesini sağlayan Alevi ve Êzidî felsefesindeki yaratıcı yeridir. Kararlılığı ve fikirleri için darağacını, ölümü Kerbela’daki Hüseyin gibi göze almasıdır. Düşüncelerini ölümüne savunmasıdır.

“Enel hak”…

Êzidîlerin bir inancına göre ise: “Hallac-ı Mansur idam edildiğinde ruhu, bedeninden ayrıldı ve suların üzerinden uçmaya koyuldu. Rastlantı sonucu, kız kardeşi, su almaya geldi; testisini Dicle’nin suyundan doldurdu; erkek kardeşini fark etmedi; eve döndüğünde susadı ve bu testiden su içti. Böylece Mansur’un ruhu, onun bedenine girdi; önce onun erkek kardeşi iken, şimdi oğlu oldu. Bu olaydan dolayı Êzidîler, ağzı tülbentle kapalı olmadıkça hiçbir dar ağızlı kaba su doldurup bundan içmezler.” (Six Months In a Syrian Monastery; by Oswald H. Parry, B. A. (London; Horace-Cox, 1895); s. 372)

Roger Lescot ‘Yezidiler’ adılı eserinde, Hallacilerin, özellikle Êzidî Şeyhi Adi Bin Musafır’ın Hallac-ı Mansur’a abartılı bir sevgi ile bağlı olduğuna dikkat çeker. Şeyh Adi’nin Mansur’un yolunda gittiğini söyler. Bundan yola çıkarak Şeyh Adi’nin Hallaç’ın soyundan olabileceğini yazar…

“Hallaciyenin son temsilcileri Kadderiye’de toplanmış ve Şeyh Adi’de bizzat bu toplantıya icabet etmişti. Yezidilerin çok büyük saygı gösterdikleri Hallac-ı Mansur’un mezarı bu gün Irak’ın Musul kentinin kuzeyindeki Laleş’te bulunan Şeyh Adi’nin mezarı yanındaki Bağdat Şehitleri’ne ayrılan bir bölümde bulunmaktadır.” (a.g.e)



Tarihe karşı işlenen suçlara bir yenisi eklenirken, direniş de o kadar kahramanca olmuştur. Êzidîlerin yalnız olmadığı ve değerlerin ne pahasına olursa olsun korunacağını YPG şahsında Kürt siyasal hareketi ortaya koymuştur. Rojava’daki tüm imkansızlıklara ve saldırılara rağmen sınırları aşarak insanlığa siper olmuştur. Bu kahramanca çıkış, dikkatleri Şengal’e çekmeyi başarmış, sorumluluktan kaçanları Kürt halkı içinde teşhir etmiştir. KDP başta olmak üzere Kürt parti ve çevrelerini Şengal’e sahip çıkmaya mecbur bırakmıştır. İnsanlığı sorumluluğa davet etmiştir. IŞİD saldırıları karşısında gösterilen bu tavır, Ortadoğu’da güvenin adresini, katliamlara karşı direnişin adresini de herkese göstermiştir.

Mansur darındayız… Hak ile hakikat darındayız… IŞİD katliamları karşısında nerede olduğumuzu sorgulama günündeyiz…

Rivayet edilir ki; “İdam edilmeden önce halk taş atmaya başladı. Atılan taşlara hiç ses çıkarmıyor, hatta tebessüm ediyordu. Bir dostu, taş yerine gül attı. O zaman Mansur hazretleri inledi. Sebebi sorulduğunda; ‘Taş atanlar beni yakınen tanımayanlardır. Tabiidir ki halden anlamazlar. Halden anlayanların bir gülü bile beni incitti.’ cevabını verdi.

08.08.2014

Yorumunuzu yazınız