PAYLAŞ

‘Ulu mahşer günü olur divan kurulur
Suçlu, suçsuz gelir anda derilir
Piri olmayanlar anda bilinir
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan’ (Pir Sultan Abdal)

Türkiye’de seçim süreci ile birlikte dört bir yandan Alevilerin CHP bünyesinde toparlanması için kampanyaların başladığını görmekteyiz. Aleviliğe yönelik AK Parti ve Başbakan tarafından rahatsızlık veren söylemlerin bilinçli ve sistematik bir şekilde sarf edilmesinin karşısında, CHP’nin bir sığınak olarak resmedilmesi süreci bir devlet politikası olarak yürütülmektedir. Bu süreç Alevilerin varlıkları görünmeden ve de benimsenmeden sürmektedir. Devletin ‘Sünnileri kendi çatısı altında toplama partisi’ AK Parti ve devletin ‘Alevileri kendinde barajlama partisi’ CHP, Alevi siyaseti konusunda hemfikir bir tarzda yol almaktadırlar. Herkes kensine verilen rölü oynamaktadır.

Alevi değerlerinin varlığının önemsenmediği bir sürece daha tanıklık etmekteyiz. Örneğin Alevi oylarının yoğunlaştığı iddia edilen CHP tarafından Alevi kimliğinden dolayı kimse önemsenerek, ciddiye alınarak aday gösterilmemiştir. Buna karşın CHP bünyesinde MHP’li adaylar, cemaatçi adaylar, tüm kritik noktalarda aday gösterilerek sağ ve faşist eğilimler sosyal demokrat kisvesi altında bir daha iktidara taşınmak istenmektedir.

AKP, CHP’nin muhalefette kalması için çalışırken, CHP ise AK Parti’nin iktidarda kalması için çabalamaktadır. CHP’nin seçim sürecinde gösterdiği adaylar bu seçimde iddalı olmadığının kanıtıdır. İstanbul, Ankara, Hatay gibi illerde gösterilen adaylar klasik CHP’yi dahi temsil etmemektedir. Kendisini Gezi sürecinin Partisi olarak lanse etmeye çalışmış ise de, seçim sürecinde Gezi direnişçilerinin talebi olan Demokratik Kent Yönetimleri göz önünde bulundurulmamıştır. Görmek bile istenmemiştir. Klasik belediyeciliğin rant, iktidar, para çemberinde yürüyen anlayışın devamcısı olacağını tercihleriyle göstermiştir. Bu anlamda tüm adaylar, Türk- İslamcı bir karakter arz etmektedirler. Bu da Kürtlerin, Alevilerin, devrimcilerin yok sayılması, ciddiye alınmaması, kimliksel varlıklarının önemsenmemesi anlamına gelmektedir. Söylem düzeyinde ve pratik hayatta İmam Hatipler ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili meseleler; zorunlu din derslerinin kaldırılması, cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması gibi konular, devlet merkezli hiçbir siyasal partinin gündeminde değildir.

Devlet politikalarının değişik renklerdeki savunucuları ve örgütleyicileri açısından Aleviler ‘korkutularak oyları gasp edilmiş ve asimilasyonla sünnileşmeye mahkum edilmiş seçmenler’ olmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir. Aynı bakış açısıyla Alevilik, cumhuriyetin kuruluş ideolojisine uygun bir şekilde -Türk- İslam senteziyle- yok sayılarak, varlığı hiçbir şekilde tahammül edilemeyen bir inanç olarak ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Aleviler ile Alevilik arasındaki derin ayrışma, bu politik kesimlerin Aleviler üzerinden rahatça istediklerini yapmaya fırsat vermektedir. Onun içindir ki devletin temel politikası Aleviliğin yok edilmesi; Alevilerin ise benzeştirilerek Türk- İslamcı sentezin malzemesi, yedeği haline getirilmesidir.

İşte böylesine bir süreçte yürütülen yok etme ve asimilasyon sürecine karşı direnen, varlığını cılız da olsa hissettirmeye başlayan, ‘Yaşayan Aleviliğe’ karşı amansız bir saldırı kampanyası geliştirilmektedir. Birçok kesim cemevleri merkezli Aleviliğin devlet bünyesi ile bütünleşmesinin zamanı geldiğini, bu yapılamazsa Aleviliğin kendi değerleri ile buluşarak devlete problem olacağını söyleyip akıl vermektedir. Kimileri, artık Aleviler için gerekli adımlar atılmazsa, Alevilerin yeni bir din ile ortaya çıkabileceklerini söyleyerek, hedef göstermektedir. Bu saldırılar, geldiği cephe açısından anlaşılırdır. Anlaşılamayan ise, Türk- İslam sentezine ve CHP’nin inkarcı asimilasyoncu politikalarına Alevileri mahkum etmek isteyen ve kendine ‘aydın’ diyen kimi çevrelerdir.

Bu gibi çok sayıda çevrenin nereden beslendiği bilinmektedir. Türkiye’nin yeniden dizayn edilmesi sürecinde Alevileri dizayn etmekle görevli kimi doçent, doktor, prof, öğretim üyesi sıfatlı devlet kadroları Alevilerin algısını yönlendirme mücadelesi içine girmişlerdir.

Bunun temel sebebi yaşayan Aleviliğin kendisini var etme sürecinde yarattığı özgürlükten, demokrasiden ve insan haklarından yana olan tavrıdır. Yaşayan Aleviliğin müttefiki ve ittifakları eşitlikçi, paylaşımdan yana, özgürlüklerin teminatı olan, halkların demokratik hareketidir. Gezi sürecinde öznesi olan ‘kendimi ve kentimi ben yönetmek istiyorum’ diyen ‘Halkların Demokratik Cephesi’dir. Ve bu cephenin devletçi Türk- İslamcı kesimleri korkuttuğu gün gibi açıktır. Hiçkimse, hiçbir gerekçe ile Alevileri katillerine oy vermeye davet edecek kadar kirli olamaz, pişkin olamaz. Alevilere bundan daha kötü ve daha ahlaksızca birşey dayatılamaz. Maraş’ın kanı kurumamıştır. Deniz’lerin, Mahir’lerin, İbrahim’lerin Mazlum’ların kanı ellerinde olanlar, Alevi toplumunun içinde elini kolunu sallayarak gezemez, gezdirilemez. Böyle bir utanca Alevilerin ortak olması düşünülemez. Korkularla siyaset yapılmamalı, korkudan katillere boyun eğilmemelidir. Korkmamak Alevi olarak kalabilmek, değerlerine sahip çıkabilmektir. Binlerce yıldır değerler topluluğu olarak var olan Alevilik; yoluna, atasına, insanına sahip çıkmayı sürdürecektir. Alevi olmanın şartı, Alevilik ve onun değerler dünyasının parçası olabilmektir.

‘Geldiğiniz hak kapısı. Durduğunuz Mansur darı. Döktüğün varsa doldur. Ağlattığın varsa güldür. Yıktığın varsa kaldır. Gelme gelme! Dönme dönme! Gelenin malı, dönenin başı bu yolda! Gördüğünü ört, görmediğini söyleme. Sen sana sahip ol, seni senden aldık sana verdik.’ ‘Bu yol uzun bir yoldur gidemezsin. Demirden çarıktır giyemezsin. Demirden leblebidir yiyemezsin. Ateşten gömlektir giyemezsin! Geldin gördün. Gelme gelme, dönme dönme. İkrarını bozarsan ikrarın boynuna kement olsun mu? İkrarınızdan dönmeyeceğinize dağlar, taşlar, ağaçlar şahit olsun mu? Ay gün şahit olsun mu? Gece ve gündüz şahit olsun mu? Ayin-i cem erenleri şahit olsun mu?’ (dar gülbangından) Gerçeğe hü!

Yorumunuzu yazınız