PAYLAŞ

aleviAleviliğin ilk kez din olarak kabul edileceği yer; Dinler Evi. İsviçre’de gelecek yıl açılacak yedi dinli bir merkez, Aleviler’in ilk kez bir din olarak kabul edilmesi, diğer Müslümanlar’ın olaya bakışı, cami-cemevi projesi hakkındaki düşünceleri…

Cemevleri’nin ibadethane statüsüne alınması gibi talepler; hükümetin Alevi açılımı; Cem Vakfı ve Gülen Cemaati işbirliğiyle yürütülen cami-cemevi projesi… Alevilerle ilgili başlıklar bir süredir gündemin üst sıralarında kendine yer bulurken ilginç bir haber İsviçre’den geldi; 2014’ün Aralık ayında Bern’de açılması planlanan Dinler Evi’nde (Haus der Religionen) Alevilik de yer alacak. Böylece Alevilik kurumsal düzeyde dünyada ilk kez din olarak kabul görecek.

Bu olayın öncüleri politik nedenlerle İsviçre’ye iltica etmiş, kendilerini Alevi aydını olarak tanımlayan ve Aleviliğin İslam’dan farklı bir din olduğunu düşünen bir grup Alevi.

Olayın hikâyesini Bern Alevi Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Mustafa Doğan’dan dinliyoruz.

AYNI BİNADA 7 DİN

Kronolojiyi kısaca aktarmakla başlayalım: İsviçre’nin Bern Kantonu’nda 2002’de bir vakıf kuruluyor; ‘Dinler Evi – Kültürler Diyaloğu’ (Haus der Religionen – Dialog der Kulturen). Vakfın niyeti farklı dinlere, kültürlere sahip toplumlar arasında tüm dünyada yaygınlaşan kutuplaşmaya karşı, bu farklı kesimler arasında bir diyalog kurulmasına katkıda bulunmak.

2006’da, Bern’de toplulukları bulunan altı dinin temsilcilerinin katılımıyla Dinler Evi’ne ait bir merkez inşa edilmesi planlanıyor. Temsilcileri kuruluşta yer alan dinler; Bahailik, Budizm, Hinduizm, Hristiyanlık, İslam ve Yahudilik… 2007’de projeden haberdar olan bir Alevi arkadaş grubu, derneğe başvurup Dinler Evi’nde yer almak istediklerini söylüyor.

ALEVİLİĞİN DİN OLDUĞUNA İKNA ETMEK…

Vakıf, projede yer almak isteyen grubu dinlemeye değer buluyor. İslam’ın beş şartının Alevilik’te yer almaması, buna karşın İslam’da bulunmayan ‘Hızır’ olgusunun merkezi önemi, 30 milyon civarında bir topluluğun söz konusu olması gibi gerekçelerle Aleviler’in talebi uygun bulunuyor.

Bu kısa kronolojinin son maddesinin dikkat çekici bir yanı var. Projede İslam’ı temsilen yer alan, yine ağırlıklı olarak Türkiye’den göç etmiş grup, Aleviliğin aslında İslam’ın bir yorumu olduğunu söyleyerek duruma itiraz edip projeden ayrılıyor. Yerleriniyse Balkanlar’dan göç eden Müslümanlar dolduruyor.

90 ÜYELİ DERNEK

Proje kurumsal yapılar üzerinden yürüdüğü için, Alevi grup 2009’da kendi derneğini kuruyor. Bern Alevi Kültür ve Dayanışma Derneği’nin üye sayısı şu anda 90 kişi. Dört bin civarında üye potansiyelleri olduğunu düşünüyorlar.

Doğan’ın hikâyesi ve anlattıkları, dernek üyelerinin profilini yeterince yansıtıyor; “Dernek kurulduğunda üyesi değildim, bir gün bir toplantıda Almanca konuşma yapmamı rica etmişti arkadaşlar. Aleviliği anlatacaktım. Küçük bir toplantı olacağını sanıyordum ama aralarında kanton yöneticilerinin, akademisyenlerin, sosyal kurum temsilcilerinin bulunduğu 500 civarında kişiyi görünce şaşırdım. O konuşmayı yaparken Alevilikle daha yakından ilgilenmem gerektiğini düşündüm. Bir yıl kadar sonra da üye oldum.”

‘SOSYALİSTİM, ALEVİYİM’

Derneğin niyeti, bir kültür olarak sönmeye başladığını düşündükleri Aleviliği yaşatmak. Fakat işin içine kimi üyelerin kişisel geçmişleri karışınca durum ilginç bir hal alabiliyor bazen. Yine Doğan’dan dinliyoruz; “Mesela 1980 öncesi sol mücadelede yer almış, dine mesafeli birinin, ‘Ben aslında Alevi inancına bağlı değilim, bir sosyalistim’ sözleriyle konuşmaya başladığını görebiliyorsunuz. Çünkü bir yandan eski arkadaşlarının, ‘Vay! Demek dede’nin elini öpeceksin, sosyalistliği bıraktın’ gibi tavırlarından çekiniyorlar, diğer yandan vaktiyle hiç ilgilenmedikleri gerçek bir şeyin ölmemesi için kendilerini borçlu hissediyorlar. Alevilikle ilgili ritüelleri, cem tutmayı, Hızır’ı, dede’nin işlevini yeni öğreniyorlar. Ama yanlış anlaşılmasın; tabii ki üyelerin çoğu Alevilik inancına bağlı kişiler. Bu konuda uzman kişilerimiz de var.”

BERN’İ POLİTİK BİR MERKEZ YAPACAK

Bern’de Dinler Evi projesine, 1954’te ev sahipliği yapılan Dünya Futbol Şampiyonası’nın ardından ikinci ‘Dünya Harikası’ olarak bakanlar var. Çoğu kişi projenin hayata geçmesinin ardından Bern’in Avrupa’nın önemli politik merkezleri arasına gireceğini düşünüyor.

Her dinin temsil edilip etkinliklere katıldığı Dinler Evi’nde, belli miktardaki kirayı ödeyen temsilci derneklerin salonları yer alıyor. Örneğin Alevi derneği 160 metrekarelik salon için ayda iki bin frank öderken mekânın dekorasyonu için 300 bin frank bütçe ayırmış. Tanrılarının çokluğuyla ve ibadethanelerinin görkemiyle bilinen Hindular’ın dekorasyon için harcayacağı para bir milyon frank civarında. Yahudiler kendi ibadethaneleri olduğu için, Bahailer de maddi yükün altına girmek istemedikleri için bir salona sahip değiller.

Her salonun ortak bir avluya açıldığı merkezde ayrıca insanların rahatça buluşacağı kafe türü mekânlar ve büyük bir market de yer alacak.

“CAMİ-CEMEVİ PROJESİ FARKLI YAPILMALI”

Burada aklımıza, bir süre önce Ankara’da inşasına başlanan cami-cemevi projesi geliyor. Doğan, söz konusu projeyle ilgili olarak şunları söylüyor: “Bizim projenin bir kopyası olarak bakıyorum ama kötü bir kopya. Türkiye’de cemevini ibadethane olarak tanırsan, Aleviler’in taleplerini karşılayıp onları örneğin Sunni vatandaşlarınla eşit görürsen bu projenin bir anlamı olabilir. Yoksa var olan olumsuz durumu güçlendirmekten başka bir işe yaramaz. Ayrıca Türkiye’de sadece bu iki inaç yok; Hıristiyanlar, Yahudiler, Ezidiler de var örneğin. En iyisi yeni bir proje yapalım ve Türkiye’de kendini ayrı bir inanç olarak gören her dinin içinde olacağı Dinler Evleri açalım.”

Yorumunuzu yazınız