PAYLAŞ

Sarışın Kurt “Şifre” buyurdu “Manevi evlada!” Havada, yerde “Canlı kalmayacak!”

Umum Müfettiş, bir eliyle anlının derin çizgilerinde tortulaşmış nefreti gizleyip, ötekinin işaret parmağını tehditkar titreterek, “Şifrenin” şifresi “Kırım!” dedi.

“Şifreyi” gönderen “şifreden sonra gelecek!”

Sahiden “Şifreye ne hacet, Rayber varken?”, “Her ağacın kurdu kendi özünden olur!”

Bilirdi Evledı Kerbela’nın bilge aklı, Halvori’de kırmızı elma üzerine ahdi kavil ederken çürük elmaların varlığını. Lakin “Ahde vefa için Yol’da cefa çekmek, baş vermek gerekir!”†

“Şifreyi” şifreye şifrelenmiş demir kilitli beyninde çözüp “Toplandı maiyet!”

“Halli cihetine gidilmeliydi, tren gelmeden!

Dersimlinin kanıyla sulanmış dağ çiçeklerinden çelenk yapılıp Mamuretülaziz istasyonunda sunulacaktı trenin penceresinden!

Tren, ziftli dumanıyla, zifiri karanlığı yararak Anadolu Yaylası’ndan bir karayılan gibi akıyordu Harput’ta… Harput’ta bir telaş… Pür telaş…

Gece bitmeden “İpe çekilmeliydi şaki sergerdeler!”

72 idiler Evladı Kerbela ve yarenleri… Tesadüf mü? Kerbelanın şehitleri kadın, çocuk 71, Şahı Şehidan Hüseyin’le 72 idiler!.. Şifreye şifrelenmiş beyinlerde karar verilmişti lakin usulen de olsa mahkeme gerek!

“Tatil” de olsa, “Karanlık” da olsa, “Samiin” olmasa da… “Şifrenin lüzumu üzere!.. Harput’ta varmadan tren, derdest edilen şaki mevta olmalıydı!… “

Hışımla ayağa kalktı “Maiyet”… “Tatil, mesai kılındı şifrenin emriyle!”

“Karanlığa far tutuldu, tek dişi kalmış medeniyetin lütuf-u mazharlarıyla, ışığa gark oldu şifreye kitlenmiş gözler…”

“Mazbut olunmuşlar mezbahalık koyundu maiyettin nazarında!”

“Yaşına tanık” gösterilenler nerden bilir bilgeliğin yaşını? Hak’tan halka giden Yol’dur Evladı Kerbela. Yol’un yaşı mı olur? Şanlı mahkeme kararını verdi! Evladı Kerbela’ya son sözünü sordular! “Sizin oyunlarınızla başa çıkamadım bu bana dert oldu! Ben de sizin önünüzde eğilmiyorum bu da size dert olsun!”

“Şefkat buyurup tomofile konuk ettiler” Evledı Kerbela’yı. Sureti Hakkın sureti gülümsedi celladına! “Seni Ankara’dan beni idam etmek için mi gönderdiler?” Cellat, yüzünü alev sarmış gibi ürperdi, kaçırdı korkak bakışlarını.

Evveli Mansur, ahiri Mazlum, Evladı Kerbela “Yeri sarsarcasına heybetlice yürüdü!” Mansur’un Dar’ı Evladı Kerbelaya niyaz eyledi. Evladı Kerbela yutkundu ve “Evladı Kerbelayıx, bixatayıx, ayıptır, zulümdür, cinayettir!” dedi.

“Sarışın bir Kurda benziyordu!”

“Vatanın yüce menfaatleri” için Sıngeç Köprüsü’nü açmak, asi, sergerdelere medeniyeti öğretmek için gelmişti! “Tek dişi kalmış canavar” Yedi başlı ejderhadan beterdi, kana doymuyordu!

“Dörtnala, Uzak Asya’dan gelen” manevi evlatlar “Tunç” dökecek gökyüzünden Dersimin canına! Malazgirt Meydanı’nda Kürde mihman olanların torunu, Ergenekon’da eritilen demirden kalıbını yapacak “Bütünlüğü bölünmez vatanın!” Hasılı… Her şey vatan için! “Sarışın Kurt” köprünün korkuluğuna oturdu. “Huzur içinde, gökte süzülen kahraman kadın, manevi evladın geçit resmini izledi!.. İstikbal göklerdeydi!” Dersimli genç, yaşlı, çocuk canların parçalanmış cesetleri yerlerde! Emre binaen “Kahraman ve şanlı” ordunun evlatları Dersimin kızlarını alıkoymuştu!

“Unut gitsin! Yüzleşmeye ne hacet? Zihin kirliliği Sakallı Nurettin… Muhafız Alay Komutanı olmazdan önce sürülerce katille kırım yapan Topal Osman da nerden geldi aklına?” Deyip sigarasından bir nefes daha çekti! Bir de rakı, beyaz leblebi olsa!..

Hak için, halk için Hakka Yürüyen Pir Seyit Rıza ve Dersim şehitleri aşkına Ulu Divan kuruldu! Kırklar meydana indi!

Pir Sultan Abdal “Sarı tamburasını” inletti, Seyit Nesimi “Gökyüzünden” sedasını yükseltti…

Darı Mansur’dan Hak katına erenler Ulu Divan’da semaha durdular…

Yarenler pervane, Erenler pervaz oldu. Bir derin girdaba dönüştü zaman… Girdabın dehlizi sarmalayıp Evladı Kerbelayı Ulu Divan’a götürdü.

Dolu içti Kırkların elinden Evladı Kerbela… Esrik oldu!

Rıza Şehri’nin Rızası, yareni Bese, yoldaşı Ali Şer, haldaşı Zarife semah döndüler…

Fırat köpürüp kabardı! Dicle Mansur’un küllerini yıkayıp Munzur Dağı’na serpti! Munzur yeşile kesti! Zilan Deresi kan kırmızı, Harran Ovası gün sarısıydı…

Dersimde zaman durdu! Munzur suyu akmadı, yüce dağların rüzgarı ağaçların dallarına takılı kaldı. Cümle Erenler, “Aşk olsun sana Rızo, Aşkı niyaz olsun!” dediler!

“Munzur dağlarının lalesi sensin
Kudreti Kandil’in halesi sensin
Çereğın ateşi, şulesi sensin
Alevde tutuşup sönmeye geldim.”

Yorumunuzu yazınız