PAYLAŞ

kitap_berxecan-203x300Araştırmacı yazarlar Erdal Gezik ile Mesut Özcan’ın hazırladığı ‘Alevi Ocakları ve Örgütlenmeleri’ kitabının birinci cildi Kalan Yayınları’ndan çıktı. Kitap, tam aydınlanmamış bir hakikatin izini sürme rehberi niteliğinde.

Alevilik, doğal ortamda sosyal gereklilikler üzerinden şekillenen algı ve davranışlarla  ifadesini bulan batıni bir inanç felsefesi olmasına rağmen, günümüzde diğer formel inançlar gibi dışarıdan öğrenilen ve öğretilen bir ‘din’ olarak yeni ve ’zahiri’ bir inşa süreci yaşıyor.
Siyasal eğilimlerin belirgin etkisinde gelişen bu inşa sürecinde ortaya konan uygulama ve sosyal tepkilerin Alevilikle ne kadar alakalı olup olmadığı tartışması bir yana, bu inancın tarihsel sürekliliğini sağlamış olan aktör ve sosyal yapıların tarihi ve sistematiğine ilişkin de objektif bilgi ve verilerin gün yüzüne çıkarılabildiği söylenemez.
Ortaya konan çalışmaların bir çoğunda Alevilik ciddi bir bilgi kirliliği ve ispatsız hikayelerle sadece Bektaşi Dergahı ve Türklük eksenli tanımlanmaya çalışılırken, Dêrsim merkezli Kürt Alevi ocaklarından pek bahsedilmemesi ise dikkat çekici bir durum.

Böyle bir süreçte, daha önce ‘Alevi Kürtler’ adlı bilimsel çalışmasıyla bir anlamda ezberleri bozan araştırmacı-yazar Erdal Gezik, şimdi de araştırmacı-yazar Mesut Özcan ile birlikte Dêrsim merkezli ‘Alevi Ocaklar’ gerçekliğine ışık tutuyor.
Alevilik ve Aleviler açısından büyük önem taşıyan kutsal Seyit ailelerinin sosyal yapılanması olan ocaklara ilişkin bugüne kadar objektif çalışmaların sayısı fazla değil. Bu nedenle olsa gerek, Erdal Gezik, hazırladıkları ‘Alevi Ocakları ve Örgütlenmeleri’ adlı yeni çalışmayı, “bu eksikliği gidermeye yönelik bir girişim” şeklinde tanımlıyor.

Her yazar bir ocağı yazdı
İlk bölümünde Gezik’in ‘Rayberler, Pirler ve Mürşitler’ adlı analizinin yer aldığı ve Dêrsim merkezli on Alevi ocağı hakkında 9 değişik yazarın araştırmalarından oluşan çalışma, bugüne kadar yayınlananlar arasında en derli toplu olanı.
Kitapta Ağuçan (Sabır Güler), Bamasûr (Seyfi Muxundî), Celal Abbas (Doğan Munzuroğlu), Cemal Abdal (Erdoğan Yalgın), Derviş Cemal (Hasan Hayri Şanlı), Dewrêş Gewr (Dilşa Deniz), Kurêsu (Hüseyin Çakmak), Sarı Saltık (Yalçın Çakmak), Sinemillî (Mehmet Bayrak) ve Şix Delîlê Berxêcan (Erdoğan Yalgın) gibi ocaklar hakkındaki araştırmalar yer alıyor.
Her yazar, incelediği ocağa ilişkin bilgileri, tarihi veriler ve yaşayanların anlatımları ışığında bir netliğe kavuşturma uğraşı vermiş: Ocak ailelerinin alt kolları, bunlar arası bağlar, ocaklar arası örgütlenmenin halkaları ve onlar arası varolabilecek ortak köken ilişkileri ve aşiretlerle kurulan pir-taliplik ilişkileri…

Dêrsim üçüncü Alevi merkezi
Kitapta, Anadolu Aleviliğine ilişkin kamuoyuna tekçi bir bakışla sunulan ezbere karşı Erdal Gezik’in, “16. yüzyılda Anadolu Aleviliğinin oluşumunda önemli bir rol oynamış Vefailik akımının bir temsilcisi olan Ağuçanlar (serê çavan, serê çelan), esnek bir yöntemle birçok ocağı bir yapı altında tutmayı başarmışlar. Bu sayede ilk önce Safevi, sonra Bektaşi Dergahı’ndan gelen müdahalelere karşı durmayı; Erdebil ve Hacı Bektaş Dergahı yanısıra Dêrsim merkezli üçüncü bir Alevi merkezi yaratmayı başarmışlardır…” şeklindeki belirlemesi oldukça dikkat çekici.
Dêrsim’de kümelenmiş ocakların Adıyaman’a dayanan geçmişleri, Seyitlerin kerametlerini genelde Dêrsim’de sergiledikleri, Çorum, Tokat ve Amasya’daki Kürt Alevilerin 17. yüzyılda Dêrsim’den bu bölgeye gittikleri, Kürt Alevi ocaklarından hangilerinin Kirmanckî, hangilerinin ise Kurmancî konuştukları, ocak-aşiret ilişkileri ile iktidarların şekil verdiği Erdebil ve Hacı Bektaş dergahlarının Kürt Alevi ocakları üzerindeki etkisizliği, bu çalışmada detaylı verilerle izah ediliyor.

Araştırma kaynağı
Okuyucu, kitapta seyitlere ilişkin hikayeleri okuduğunda, siyasi ve farklı kaygılardan zorlama anlamlara büründürülmüş inanç-etnisite konusunu da sorgulamaya başlıyor. Örneğin, bazı Kurêşanların soylarını Akşehir üzerinden Horasan’a ve bazı Derviş Cemallerin ise Afyon Döğer’deki bir türbe üzerinden soylarını Hacı Bektaş’a bağlama eğilimleri konusunda, bunun bir hakikat arayışı mı, yoksa subjektif etkilerin motive ettiği kendi toplumsal hakikatinden bir kaçış mı olduğu sorusunu insan sormadan edemiyor.
Bu açıdan ‘Alevi Ocakları ve Örgütlenmeleri’ kitabı aynı zamanda henüz tam aydınlanmamış bir hakikatin izini sürme rehberi niteliği de taşıyor. Yalnızca Alevilerin değil, herkesin ve özellikle bu konuda daha detaylı bilimsel çalışmalar yürütecek olan sosyal bilimcilerin de kaynak olarak okuması gereken bir çalışma…
Halil Dalkılıç
07/10/2013

Yorumunuzu yazınız