PAYLAŞ

Ali GÖÇMEN

Alevilere ilk toplu saldırı 1967 yılında Maraş’ın Elbistan ilçesinde oldu. Daha önce anlattığımız gibi; dağlar arasına sıkışmış bulunan Elbistan, Akçadağ, Afşin, Göksun köylerinde çoğunlukla Kürt aleviler ve bir kısmında da Türk Aleviler oturmaktadır. İlçe  merkezleri ve bazı köylerde de (asimile olduğunu bilmeyen Sünniler yaşamaktadır.) Osmanlı Devletinin politikasına uyan Sünni halk; Alevilere yabancı ve hor gözle bakarlar. Müslüman  olmadıklarını, Onlarla evlenilmeyeceğini, kestikleri etin yenmeyeceğini, ürettikleri malın alınmaması gerektiğine inanmışlardır.

Devlet yöneticileri il ve ilçe merkezlerinde olduğu için, buralardaki ilçe merkezleri de Sünni ağaların etkisi altındadır.

Alevi “Alğas” aşiretinden bazıları Elbistan’a gelmiş, Aleviliğini gizleyip Sünnilerle evlenmiş ve işyeri açabilmişlerdir. Bunlardan cesaret alan diğer alevi aşiret mensupları da ilçe merkezinde birkaç dükkân açtıkları gibi ürettikleri malları pazara getirebilmektedirler.

Elbistan ve Afşin’e yakın “Berçenek” köyü bir alevi köyüdür. Ancak içlerinden bir kısmı çevrenin etkisinde kalıp namaz kıldıkları için Sünni sanılmaktadır. Aralarında ayrılık gayrılık yoktur. Birbirleri ile evlenirler; hatta akraba olanlar bile vardır. Berçenekli Zeynel Çerek, oğullarından Şerifi ilçedeki akrabasının evinde kalmak üzere ilkokula yazdırır. Okulunu başarıyla bitiren Şerif, öğretmeninin yardımıyla Ankara Astsubay okuluna girer ve son sınıfta “yabancı uyruklu Suna isimli bir kadın ile evlendiği için” okuldan atılır.

Şerif küçük yaşta saz çalmaya meraklı, Dedelerden bilgi almış güzel sesli bir gençtir. Önce Ankara’daki Alevi evlerinde Dedelerden öğrendiği deyişlerle işe başlar. Yeteneği kısa zamanda anlaşılır. “Bestesi ve güftesi belli”, Pir Sultan ve Şah Hatai’nin deyişlerini sazı ile dile getirmektedir. Sazı güzel, sesi güzel Şerif “kendine has” makamlarla sesini tüm halka duyurmaya karar verir ve sahneye çıkar.  Antepli Hasan Hüseyin’den sonra, ilk olarak alevi türkülerini sahnelerde ve plak olarak halka duyuran Şerif, “tüm alevi şairlerinde olduğu gibi” “Mahsuni” adı ile “Alevileri anlatmak üzere” halkın huzuruna çıkan “âşık” idi. Halk şairi Mahsuni’den önce güfte ve bestesi olan ve de sahneye çıkarılan alevi şairler olmuştur. Âşık Veysel, Ali İzzet, Neşet Ertaş ve bunlar gibi ozanların sözlerinde alevi sözcüğü geçmez. Mahsuni ise tıpkı Pir Sultan Abdal, Şah Hatai gibi, Hak ve Halk aşığı olarak insanların sevgilisi olabilmiştir.

1966’da Mahsuni İskenderun’da sahneye çıkarıldı. Koc ağanın oğlu Avukat Sıtkı Elbistan’ın yönetiminde tertiplenen geceye, İskenderun ve Kırıkhan’da oturan aleviler, Sünni ve bilhassa Türkiye Öğretmenler Sendikası(TÖS) üyesi Öğretmenlerin’de katıldıkları görüldü.

elbistan2Bir olayın çıkacağından korkuluyor du; ancak olay çıkmadı ve alkışlar arasında konser son buldu. Aleviler için Mahsuni’nin sahneye çıkışı ve deyişlerini plak olarak halka sunması bir tarihi başlangıç olmuştur. Sonraları bu yönde sahneye çıkıp sesini duyuran ve aydınlar tarafından destek gören çok oldu. Ali Ekber, Davut Sulari, Nesimi Çimen, Kul Ahmet, İsmail İpek ve bunlar gibi birçok alevi şair medyada kabul gördü.

1960 askeri darbe anayasası, sola açık demokrasi ümidi veren bir yasa idi. Sünni Müslüman politikasını önde tutan Demokrat Parti(DP) kapatılınca gazete, dergi, kitap yoluyla Alevilikten söz edilmeye başlandı. Ancak alevi inancı hâlâ gizliliğini koruyordu. Elbistan’ın içinde, “babası alevi, annesi Sünni” Oğuz Söğütlü isminde bir eczacı, Mehmet Ocak isminde Demircilik köylüsü alevi bir doktor ve 5–10 tane dükkân sahibi ile birkaç tane de seyyar satıcı vardı. Ayrıca iş için gelen Alevilere de rastlanılıyordu.

Dr. Mehmet Ocak ve Oğuz Söğütlünün desteği ile Mahsuni konser vermek üzere Elbistan’a geldi, beraberinde Kul Ahmet ve Osman Dağlı da vardı. Kul Ahmet Sinemilli aşiretinden alevi halk şairi, Osman Dağlı ise Osmaniyeli Sünni bir aileden gelen solcu halk şairi. Konser davetiyeleri birkaç gün önceden dağıtılmış, Doktor Mehmet Ocak’ın himayesinde eczacı Oğuz Söğütlünün desteği ile yürütülmektedir. Akşam saat 8’den 12’ye kadar konser sürdürüldü. Elbistan’ın tüm bürokrasisi, savcısı, hâkimi, memuru gelmişti ancak alevi dinleyiciler çoğunlukta idi.

Alevi övgülü türküler söylenince, din ağırlıklı sağcı bir grup ayağa kalkarak İstiklal Marşını okuyup aleyhte slogan atmaya başladı. Alevi önderleri olayı önlemeye çalıştı, ancak önlenemedi. Tartışma kavgaya dönüştü ve konser dağıldı. Mahzuni ile Osman Dağlı, “ Arığ Palas” oteline, Kul Ahmet ise köydeki akrabalarının evine sığındı.
Pazartesi günü Elbistan’ın pazarı idi. Konudan habersiz alevi köylüleri , ürettikleri malları satmak için (koyun, keçi, süt, yoğurt…vs) pazar yerine henüz gelmişlerdi. Akşamdan örgütlenen Sünni sağ görüşlü bir grup “Allahu ekber, Alevilere ölüm” diye saldırdı. Dr. Mehmet Ocak dövülerek komaya sokuldu. Pazarda ve sokakta görülen Alevilere sopalarla saldırıp ağır yaralamalar oldu.

Oğuz Söğütlünün eczanesi, Miktat Dedenin dükkânı ile birçok dükkân tahrip edilip malları yağmalandı. Alevi seyyar satıcıların “tekerli tablaları” Ceyhan nehrine döküldü ve ardından evler aranarak insan avına çıkıldı. Çoluk, çocuk, kadın, erkek demeden dövüldü yakalanarak ölüme terk edildi.

Çömü köyü ağası Rıza Efendi ölmüş yerine 20 yaşındaki oğlu Ali Güner geçmişti. Konu ile yakından ilgilenen Ali Güner cipi ile gelip bazı hastaları hastaneye taşıdıktan sonra “Arığ Palas” otelinden Mahzuni ve Osman Dağlıyı alıp köydeki evine götürdü ve 15 gün orada sakladı. Dr. Mehmet Ocak komada kaldığı için uzun süre muayenehanesini açamadı sonra da İstanbul’a göçtü.

Güvenlik güçleri ve savcılık saldırganları takip edeceğine “tahrik ettiler” diye Alevileri yargılayıp sorguluyordu. Artık Alevilerle Sünniler birbirlerine düşman olmuşlardı. Ali Güner ve dedenin çocukları başta olmak kaydı ile birçok alevi İskenderun, Mersin ve İstanbul’a göçtü.

Kaynak :  http://aligocmen.blogcu.com/aleviler-ve-alevilik-22-28/5097263

5 YORUMLAR

  1. çevrenin etkisiyle namaz kılmaya başlayan aleviler var demişsiniz yani benim buradan anladığım alevilikte namaz olmaz öylemi. hz alinin yolunu beyinlerimizden çıkardık. bizim ibadetimiz cem dediler yok abdal musa dediler görgü dediler bilen yok.
    bilse ne yazar bol bol saz dinle. namazsız ibadet alisiz alevilik !! çocuklarımıza,gençlerimize zerre kadar bişey öğretmeyen bizler ölüsünün arkasından bir tek Allah için dua bilmeyen besmelesiz gençlik yetiştirdik. yoksa biz zerdüşmüyüz ,zaten çoğumuz ermeni olabiliriz diye düşünüyorum. ezansız isimlendirilmiş besmele dahi bilmeyen ,cürüp gezen biz gençler sizin eseriniz !!!

  2. elbistanın merkezi dışındaki büyük bir sünni kürt aşiretini atlıyorsunuz karahasan aşireti 9 tane köyü var bu kabilenin biraz araştırın bence

  3. Asimile olduğundan habersiz Alevi miymiş şimdi Elbistan merkez. Hele ondan Aleviler Elbistan’da azınlık durumunda. Ben de diyorum neden. Bu arada Nurhak civarındaki alevilerin Tunceli’den kaçıp yerleşenler olduğunu da söyleyin. Dulkadiroğullarından beri o yörenin yerli halkı Türkmen sünnilerdir. Ekseriyetle de hep çoğunluğu Sünni Türkmen nüfus teşkil etmiştir. Seçimlerde AKP ile MHP’nin çekiştiği, CHP’nin bir esamesinin okumadığı, Hdp’nin havasını aldığı Elbistan size kalsa Tunceli Ovacık. Tunceli’den göç etmişler, Maraş olaylarından sonra da Fransa, İngiltere, Almanya göçmüşler Aleviler. Alevi Kürdün çok yaşadığı Kümbet mahallesinde okudum liseyi bir tane Alevi Kürt arkadaşımız vardı. Okulda bir de kardeşi vardı. Ona göre hesap edin Elbistan’daki Alevi nufusu. Adım da Ömer Ali ama yayınlar mısınız mesajımı bilmem.

    • Söylediklerin doğrudur. Bununla birlikte olaylar 50 yıl önce olmuş. 1453 yılında da istanbulda müslüman yoktu? ee naapcaz şimdi hiç yoktu buralarda gayri müslimler. Yalan söylüyorsunuz akp ye şukadar oy mhp , chp felan oy var ermenilere yok mu diyelim?
      Bak 6-7 eylülde istanbulda gayri müslim sayısı ve onlara yapılanlara hiç girmedim..

  4. Ben o günleri yaşadım.Bir hatıra kabilinden yaşadıklarımı yazıyorum.Hiç bir kimseye , inanca karşı kötü niyetim yok. Her insanın inancına saygım var.Yanlış anlaşılmasın. Niyetim o günkü yaşananları , gençlere doğru olarak anlatmaktır. Gençler de bilsinler geçmişte olanları.Yaşananları ona göre değerlendirsinler.O konsere gitmedim, ama şimdi park olan ,Köprübaşı’nda öğretmenler derrneği vardı, onun bahçesinde dinledim konseri.Öğretmenler derneğinin doğu kısmında bir yazlık sinema vardı.Orada idi konser. Sağ-sol , alevi-sünni, ilerici-gerici gibi bölünüp birbirimize düşman edildiğimiz yıllar.Herkes karşısındakine kendi fikrini zorla kabul ettirme çabasında.Üniversiteler, partiler, gençler tahrik edilerek anarşist hareketler güçleniyor.Bu ortamda yapılan konserde de maalesef tahrik edici konuşmalar, şiirler, türküler icra edildi.Açıkca sünnilere hakarete varan konuşmalar oldu.Açık hava sineması olduğu için yakın mahallelerden de dinlenildi konser. Savcı ikaz etti. Tahrikkar konuşmalar olmasın, diye.Savcıyı da takmadılar. Militan gençler savcıya da küfürler ettiler. Öfkelerin tavan yaptığı bir durumda bitti konser. Yarın büyük olaylar çıkacağını herkes tahmin ediyordu.Öğleye doğru alevilere, dükkanlara saldırılar başladı.Gençlerden oluşan bir topluluk.Maalesef birçok dükkan, iş yeri harap edildi, eczane yıkıldı, ilaçlar kırıldı.Asırlarca bir arada yaşayan toplumlar birbirine düşman edildi.Ama kısa sürede “akl-ı selim”galip geldi, alevi-sünni üst akıl işe el koydu, durum normale döndü. Zararlar devletçe ödendi. Eczane için “Kızılay’da 4 apartman alınacak kadar” büyük meblağlar ödendiği söylendi, eczane sahibi tarafından…Yıllar sonra Mahsuni bile “o hareketlerin aşırıya kaçtığını, gençlik, tecrübesizlik sonucu olduğunu ,durumdan pişman olduğunu” anlattı.Keşke yaşanmasaydı, dedi…Bu yazdıklarımdan “siz de mi işin içindeydiniz, yoksa, görmüş gibi anlatıyorsunuz” demeniz olabilir.Elbistan küçük bir şehirdi o zamanlar. Her şey herkesin gözü önünde yaşandı.İnşallah bir daha yaşanmaz. Alevi’ye de, Sünni’ye de selam. Barış içinde yaşayalım. Vatan hepimizin…

Yorumunuzu yazınız